- Zihniyette, sosyolojide, siyasette, örgütlenmede, kültürde, kadın özgürlüğünde ulaşılan düzeye dayanarak kazanacağımız daha nice değer vardır. Mücadele bitmedi, yeni dönemi başladı.
NURETTİN DEMİRTAŞ
“Bir varmış bir yokmuş
Yılan yokmuş, akrep yokmuş
Sırtlan yokmuş, çakal yokmuş
Ne yabani köpek varmış ne de kurt
Ne korku varmış ne de dehşet
İnsanın rakibi yokmuş…”
Sümerler’in “altın çağ” özlemini dile getiren bu sözlere göre çağımızda insanın tek rakibi, yine insan haline gelmiştir. Bilinen ilk devletler olması nedeniyle Sümer deneyimi öğreticidir. Onlar, “Sen gider düşmanın ülkesini ele geçirirsin, düşman gelir senin ülkeni ele geçirir” der. Doğrudur, çünkü kazanma veya kaybetme üzerine kurulu bir dünya anlayışında savaşlar bitmez. Barış ve uzlaşının dilinde kazan-kazan anlayışı vardır; kaybetme yoktur.
Sürecin tüm taraflar açısından ilk kazanımı akan kanın durması oldu fakat silahlı mücadele stratejisine son verilmesi ardından “halkımız ne kazandı ki buna son verildi?” gibi sorular soruluyor. Bu tarz soruların odağındaki kilit kavram, “son” kavramıdır. Mücadele bitmiş gibi bir algı var içinde; silahlı mücadele dışında başka bir alternatif düşünmeyen bu akla göre her şey bitti. Bundan dolayı 'ne kazandık ki? gibi içinde yargı barındıran sorular soruluyor. Oysa daha baştan itibaren bunun bir son değil, yeni bir başlangıç olduğu vurgulandı. PKK 12. Kongresi, bir dönemi sonlandırıp yeni bir dönemi başlatmanın adımıydı. Sadece bir fesih kongresi değil, yeni bir başlangıç için kararlar alındı. Bir dönem sonlandırılırken yeni bir dönem başlatıldı. Bunun idrakinde olmayanlar, olaya sürekli olarak “fesih” ve “son” şeklinde yaklaşıyor. Son verilen silahlı mücadele stratejisidir ve bundan geriye dönüş olmayacağı defalarca açıklandı; kararlılıkla altı çizildi. Yeni dönem ise 'demokratik siyasal mücadele stratejisi'yle tanımlandı.
"Niye savaşıyorsunuz?” sorusunu soruyorlardı
Önder Apo, henüz 2000’li yılların başında yazdığı savunmalarında silahın bir hak elde etme aracı olamayacağını, sadece savunma aracı olabileceğini vurguladı. Silahlı mücadeleye son verilirken bunun sebepleri de yeterince izah edildi. Eskiden “Niye savaşıyorsunuz?” diyerek savaşa karşı çıkanlar, şimdi de “Niye savaşı bitirdiniz?” diyerek barışa karşı çıkıyor. Bu kesimlerin kafa karıştırmak dışında bir dertlerinin olmadığı anlaşılıyor.
Doğru yanıt bulmak için
Bunlar bir yana bırakılırsa işin özünde uluslaşmanın yol ve yöntemlerine dair tartışmalar vardır. Eski anlayışta uluslaşmayı, savaş yoluyla gerçekleştirmek gibi devletçi bir teorinin etkileri vardı. Devletçi paradigmada geçerli olan kanun, ulusun kanla-şiddetle yaratılmasıdır. Oysa demokratik uluslaşma, kanla-şiddetle değil, toplumsal inşayla gerçekleştirilir. Önder Apo’nun savunduğu budur. Bunların farkında olmadan eleştirenler, “Bunca bedelden sonra ne kazandık?” sorusuna doğru bir yanıt bulamazlar.
“Ne kazandık?” sorusunu sormak, doğal görülebilir fakat tarihsel gerçeklikten kopuk, kafası karışık olanlar ya da bilerek halkta kafa karışıklığı yaratmak isteyenler, “hiçbir şey kazanmadık” cevabını veriyor. Burada koyu bir inkarcılık ve nihilizm vardır. Sadece bu yeni sürecin değil, 50 yıllık mücadelenin tüm kazanımlarını inkâr eden bir bilinç çarpıtması vardır. Bunlara, “Varlığımızı kazandık, daha ne olsun?” dersek acaba anlarlar mı? Varlığı kazanmak, basite alınabilir mi? Kaybettiklerimiz de vardır. Türkiye de neleri kaybettiğinin muhasebesini yapıyor. Savaş, sadece maddiyatla açıklanamayacak kayıplara yol açtı. Gidenler geri gelmez ama barış, onarıcı ve yapıcı olabilir. Üstelik toplumsal değişim-dönüşümler açısından bakıldığında dünya devrimler tarihinde eşi-benzeri görülmemiş kazanımlar elde edildi. Zihniyette, sosyolojide, siyasette, örgütlenmede, kültürde, kadın özgürlüğünde ulaşılan düzey, insanlığa ışık tutuyor. Bunlar tüm geleceğimizi belirleyecektir. Bunlara dayanarak kazanacağımız daha nice değer vardır.
Bunlar dava değil mi?
50 yıla sığdırılan devrimsel gelişmeleri görmezden gelenler, artık bir “dava”nın olmadığını düşünebilirler. Barışı bir dava olarak görmemek, özgürleşmeyi bir dava olarak görmemek ne anlama geliyor? Devlet kurmak dışında başka bir dava olamazmış gibi mi yaklaşılıyor? Yerel demokrasiye dayalı özgürlük mücadelesi büyük bir dava değil midir? Savaştan barışa geçmek, barışçıl yöntemlerle özgürlüğe yol almak, demokratik ulus inşasını gerçekleştirmek, demokratik modernite paradigması ışığında kapitalizmle mücadele etmek, büyük bir insanlık davası değil midir? Önder Apo, bu sorulara 20 yıl önce tarihsel perspektifle cevap vermişti: “PKK’den ve Kürtlerden hiçbir zaman beni takip etmelerini emir olarak buyurmadım. Başka kimseleri olmadığı için İsa tavrının daha zor olanını 2000 yıl sonra üstlenmek durumunda kaldım. Demirci Kawa rolünü de üstlendim. Hz. İbrahim’in kutsallığını da çağdaşlaştırdım. Bütün Zinler ve Adulelerin, Mem’i ve Dervişe Avdê’si de oldum. Manilerin, Mazdeklerin, Babeklerin son ahından tutalım, Hüseyin’in Kerbela yalnızlığını, Hallacı Mansur’un hakikat aşkını, Pir Sultan’ın dostluk rütbesini de taşıdım. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin arkadaşıydım. Mazlum, Hayri, Kemal ve Ferhatların intikam savaşçısıydım. Böylesi her çağdan, her milletten binlercesinin birleşen ve bilince kavuşan son örnekleriydim. Bu insanlık abidelerinin sadece direniş ve savaşları değil, bir de fırsat bulamadıkları barış davaları vardı. Bu savunma benim değil, onların eksik kalan son barış savunmalarıydı. Bu eksikliği tamamlamak istedim. İnanıyorum ki, insanlık, tarih, çağ, sömürü, zulüm, direniş, özgürlük ve barışın tarifi doğru yapılmıştır. Halkların tarihine bir yol açılmıştır…”
Büyük başaracağımıza inanç
Önder Apo, 35 yıldır bu barış davasını sürdürüyor ve “değişirken değiştirmek” ilkesiyle değişim-dönüşüm diyalektiğine dayanarak, son derece pozitif ve çözümleyici yaklaşıp bu süreci mutlaka başarıya taşımak istiyor. Bu başarı için hepimiz aynı ruhla hareket etmeliyiz. Önderlik etrafında her zamankinden daha güçlü kenetlenmeliyiz. Önderliğimizin başmüzakereci olduğu bir barış davamız vardır. Barışı, demokrasiyi, özgürlüğü bir dava olarak benimsemek, toplumsal inşada harekete geçirici, motive edici bir rol oynayacaktır.
Bu temelde yeni bir başlangıç için bugünlerde yasal zemin tartışmaları da yürütülüyorken “bir son değil, yeni bir başlangıçtır!” sözündeki anlam derinliği ve muhteşemliği kadar büyük başaracağımıza inanıyoruz.