Nihayet paket açıldı. İçinden ne civciv ne kuş, çıka çıka yine Hükümetin bildik kurnazlığı çıktı. Yani koca koca gazeteler  manşetlerinden vermiş olsalar da pakette bir devrim falan yoktu. (Gerçi devrimler paketlenemezdi zaten.)

Aldatmacanın saklanır yanı da yoktu öte yandan. Ama bunu bile lehine kullanma gayretinden vazgeçmedi hükümet. Nitekim Bekir Bozdağ, paketten umduğunu bulamayan kesimlerin beklenen tepkileri karşısında tatmin edici cevaplar verme gayretine girmek yerine, yetmez ama evet formülünü halka sundu ve "hiç mi iyi bir şey yok, iyi şeylere iyi deyin, yetmez bölümleri de belirtin" diyerek konuya hızlı bir giriş yaptı.
Zira herkesin bildiği üzere, bırakın demokrasi ve barışı, bugüne kadarki ceberut devlet zihniyetini bir tık yükselterek, hedefi diktatörlüğe vardıran Erdoğan ve hükümeti için, bu hayallerini gerçekleştirebilmenin yolu olarak gördükleri genel seçimlerden, en azından bir önceki kadar başarılı çıkmak hayati önem taşıyor ve bunun için yapmayacakları şey yok. Halkı kandırmak ve oyalamak belki de en kurnazca ve kolayca yapılabilecek olanı. Bunun için medyayı kullanarak toplumda algı yanılmalarına ve yanlış bilgilenmelere yol açmaksa zaten mubah onların kitabında.  
Seçmenlerini kaybetmek istemeyen AKP, paketin yarattığı rahatsızlıklara karşı önlem almayı da ihmal etmiyor öte yandan. Örneğin; türbana getirilen kısmi serbesti ile yeterince tatmin edemediği Müslüman seçmenlerinin endişelerini, ertesi gün bir polis okulunun açılış törenini bir imamın yedi dakikalık duası eşliğinde ve salondaki herkesin bu duaya katılımını sağlayarak yaptırdığını televizyonlardan izleterek gidermeye çalıştığı, gözden kaçacak bir ayrıntı olamaz.
"Andımızın" okullardan kaldırılmasının ise ayrımcılığın, ırkçılığın en saklanamaz ve tepki çeken uygulamalarından birini kaldırarak, başta Kürtler olmak üzere farklı etnik kimliklere ve uluslararası kamuoyuna şirin gözükme çabası olması yanında, kendi Müslüman tabanının Atatürk’e ve Kemalizm’e duyduğu tepkiye karşılık bir anlamı olduğu malum. Müfredatta değişiklik yapılmadığı, kitaplarda ayrımcı, nefret dili kullanıldığı bir ortamda bu "Andımızı" okumamak ne işe yarayacak eleştirisi karşısında Hükümetin vereceği cevapsa şimdiden belli: "Eksiklikler olabilir ama 'Andımızı' okumayacağız ya her gün, buna da şükür. Devamı bir başka pakette inşallah!"
Başka? Başkası, parası olana anadilde eğitim, Kürtçe isimlere ve yasaklı harflere geçit, seçim barajında her durumda halkın iradesini sakatlayacağı malum üç yöntemin lütfedilip tartışmaya açılması. Ama siyasi tutsakların esaretine devam, TMK’yı es geçme, devlet görevlilerinin işledikleri insanlığa karşı suçlarda cezasızlık kalkanını koruma, toplumu tehdit eden eşitsizlik, ayrımcılık ve inkarcı yaklaşımlarda tam hız, hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yasaklar… Yani çözüm, barış ya da demokrasi konusunda hiçbir şey.
Nihayet paket açıldı. İçinden ne çıkacağını merak etmekten çok, içinden ne çıkacak tartışması bitsin diye istedim bunu aslında. Zira toplumun bir kesimi var ki pek çok "aydın" buna dahil, açıklanırken dahi tahminlerde bulunmak için oturduğu yerden laflamaya devam etti. Bir kesim de sanki olan biten sahici bir sürpriz olabilirmiş gibi en pozitif duygularına kilitlenip soluğunu tuttu ve Başbakan’ı sonuna kadar dinledi. Açıklama sonrasında da tutumunu değiştirmesi beklenmeyen bu her iki gruba karşı içimden geçenleri buradan söyleyerek sizi meşgul etmek istemiyorum.
Lafın özü; zaten bizim olan anadilimizi, özgürlüğümüzü önce gasp edip sonra parça parça lütfedenlere karşı tahammül göstermemizi bekleyenlere, değerlerimizi paketlere hapsetmeye kalkışanlara söylenecek çok şey var elbet. Ve bu pakete en güzel cevabı Gültan Kışanak ve diğer BDP’liler verdi. "Başbakan haklarımızı mücadele ederek kazanacağımızı gösterdi" dediler. Yani kendi devrimimizi yapabilmek için mücadeleye devam!