Ahlak ilkeleriyle estetize edilmiş sanat ve devrim, toplumsallık içerisinde yaşam zemini bulamazsa, yerini sömürgecilerin çarpık sanat algısına bırakır. Zaten mevcut sömürgeciliği, yıllardır toplum üzerinde ayakta tutmak, çarpık sanat biçimidir. Bu husus, kendini Kürt halk gerçekliğinde daha çok ileri çıkarmış ve yaşatmıştır. Egemen güçlerin öncelikle halkın sanat gerçeğini çarpıklaştırması ve kendine mal etmesi, ardından kendi gerici sanatını halkın sanatıymış gibi göstermesi anlaşılırdır.
Günümüzde kapitalist sistemin asimile araçlarından biri olan medyanın, hakim ulus-devletin himayesi altında olması, dolayısıyla ezilmiş halkın saf duygu dünyalarına başkalaşmayı enjekte etmesi ardından, "sen aslında hakim ulustansın, onun gibisin, farklı bir kimliğin yoktur" kanısını uyandırması, toplum içerisinde muazzam bir egemenlik geliştirmiştir. Böylece ulusal kimlik silinmiş; hakim ulus kimlik, egemen kılınmıştır.
Bugün Kürt toplumunun halk gerçekliğinde kimliğin az-çok sanatla devam ettirilmesi anlaşılırdır. Sanat, en son yenilecek ve kaybedilecek toplumsal özelliktir. Ancak sanatın birçok etkinliği asimile edilmiş durumdadır. Hakim uluslarca halkın sanat gerçekliğinin yaşatılmaması ve tanınmaz hale getirilmesi, Kürt ve Kürdistan toplumunun bütünüyle sömürgeci ve feodal koşullarda nefes alamaz ve kendini ilerletemez durumu söz konusudur.
Son 40 yıllık Kürt Özgürlük Hareketi'nin başlattığı devrimci mücadelenin gelişmesiyle birlikte, sanatın hem devrimdeki işlevi açımlanmış ve hem de yanlış anlayışların devrimdeki olumsuzlukları teşhir edilmiştir. Devrimin yürütülen görkemli direnişleriyle hem sömürgeci kapitalist sistemin çarpık sanat anlayışı parçalanmakta, hem de mevcut yüzyıllara dayanan despot iktidar biçimi dağıtılmakta.
Toplumsal ahlak ilkeleriyle yaratılmış olan devrimin bu sanat algısı, ayrımcılıksız ve ırkçılıksız devrimsel bir sanat haline gelmiştir. Zaten olacaksa özgür bir ülke, özgür bir halk, özgür bir yaşam, bu da ancak toplumsal ahlakla vücut bulan sanat ve devrim ile var olur. Aksi takdirde karşılarına çıkan ilk çıkmazda bozguna uğratılıp, anlam yitimine uğrarlar.
Devrim, yaşanan toplumsal sorunlara yönelik oluşan bir özgürlük sanatıdır. Eğer devrim bir halk için veya parçalanmış toplumsallığa çözüm yolu olmuyorsa, ona devrim denilemez. Aynı şekilde sanat da, toplumsal eylemliliğin ifadesi ve hizmeti olmaz ise, ona da sanat denilemez. Bu nedenle, sanat ve devrim birbirini tamamlar ve toplumsallığa dinamizm getirirler.
Burada asıl sorumluluk, devrimin etkin öznesi olan devrimcilere düşmektedir. Çünkü devrimcinin yaşamı tarihi kendisidir. Dolayısıyla "Her ot, kendi kökü üzerinde yeşerir" söylemi bir kez daha kendini doğrulamaktadır. Yani eğer devrim ve sanat devrimcilerin estetik duygu-düşünceleriyle ve yaşam tarzlarıyla hak etmiş olduğu konuma getirilemez ise, köleci devlet anlayışlarının bataklıklarında gömülüp kalır.

Devrim yolunda elde edilen her başarı, köleci yaşamı özgür yaşama dönüştürür. Bu kutsal görevde elde edilen her başarı, özgür devrim ve sanat önünde engel olan tüm olguların yıkılışıdır.


 Bolu T Tipi Cezaevi