
Gerillanın alan hakimiyeti ve alan tutma şeklindeki hamlesinin nedeni neydi? Bu sürecin temel özelliği ne? AKP Hükümeti’nin bu dönemde oluşturmaya çalıştığı politikalar neyi hedefliyor? İmralı görüşmeleri ve Oslo müzakereleri üzerinden yapılan tartışmalarda AKP hangi hesabı yapıyor? KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, bütün bu gelişmeleri ANF’ye değerlendirdi.
Gerillanın 2012 bahar ve yaz aylarında başlattığı hamlenin anlamı neydi? Geçtiğimiz yaz aylarında neler yaşandı? Ve bu sürecin siyasal sonuçları neler oldu?
Aslında bu çatışmalı ortam 2012’de gelişmedi, 12 Haziran seçimlerinden sonra, AKP politikalarıyla gelişti. AKP, 14 Nisan 2009’da 'KCK operasyonları' yaparak savaşmaya karar verdi. Kürt halkının direnişini nasıl bastıracak 2009’da bunun planını yapmış. 2010 ve 2011’de de devam ettirdi bunu.
Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Mart 2012’ye kadar PKK yok olacak, diyordu. Hesap buydu, buna göre saldırı yürüttüler.
Kürt direnişini engellemek için, siyasi, ekonomik, diplomatik, sosyal-kültürel, askeri boyut tüm alanlarda bir özel savaş vardı/var.
Artık 2012’de PKK’nin herhangi bir direnci olmayacaktı, dolayısıyla PKK savaşını, Kürt savaşını kazanmış başarılı bir komutan olarak AKP ve Erdoğan yeni anayasayı yapacaktı. Söz verdi, 12 Haziran 2011 seçiminden sonra 1 yıl içerisinde yeni anayasayı yapmış olacağız dedi, aradan 15 ay geçti nerede anayasa? Hani daha iskeleti bile yok ortada.
Ama hesap buydu, bu bozuldu. Bu temelde saldırıldı. Buna karşı direniliyor. Bu direniş de sadece bir gerilla direnişi değildir. Kürt halkı topyekun direniyor; zindanda, dışarıda, gençleri, kadınları, demokratik siyaseti bütün halk direniyor, yurtdışında direniyorlar. Önderliği direniyor, gerillası direniyor.
Şimdi gelinen nokta nedir?
Şemdinli’den, Dersim’in en uç noktasına, Serhat’tan Maraş’a kadar Kürdistan’ın dört bir yanında topyekun bir halk direnişi var; gerilla her yerde kahramanca direniyor. Kürt halkı kendini bir tas çorbaya satmış, bir avuç hain dışında direniyor.
Şimdi şunu net söyleyebiliriz; AKP’nin PKK’yi tasfiye etme plan ve projesi başarısız kılınmıştır. Yenilgiye uğratılmıştır, gerilla karşısında ordusu, halk direnişi karşısında polisi, zindan direnişi karşısında yargısı tutunamıyor.
PKK direnişi karşısında şimdi kendisi yenilgili, çaresiz, çözümsüz, zavallı duruma düşmüş. Onun sonucunda yeni arayışlara giriyor. Durum şimdi budur.
AKP ve Erdoğan'ın şu anki durumu, ruh hali nedir?
AKP'nin, yüzeysel, mağduriyete oynama, kendi karakterini hep başkasına yükleme üçlemesinde oluşan politikasını 10 yılda yapma fırsatı vardı. Fakat 4. Kongreye gelindi. Şimdi bu süreç bitti. Onu götürecek ne iç gücü var Türkiye’nin, ne dış gücü. Şimdi artık bundan sonra gerçekten yeni bir başlangıç olacaksa o zaman Türkiye’nin temel sorunlarıyla uğraşmak, çözmek zorunda. Artık tüketen temel sorunları çözmek için adım atacak.
Bunlar neler?
Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü. Bunlar et ile tırnak gibi birbirine bağlı iki olgu. Bunlar olmadan Türkiye toplumunun barışa, refaha ulaşması; birliğini sağlaması, özgür ve demokratik bir yaşam içinde olması mümkün değil, bunlar gerçekleşmeden Türkiye savaş, çatışma, kan, yokluk içinde olur. Şimdi bu durum kendini dayatıyor işte. Bunun dayatılmaması için de PKK’nin yok edilmesi gerekiyordu ama başaramadılar.
Şunu söyleyebilirim; Kürt sorununun çözümü için her zamankinden daha elverişli bir zemin, ortam var. Şöyle:
- Kürtler çözümü yaratacak siyasi, askeri, örgütsel, ideolojik olgunluğa ve birliğe sahipler. Kürt tarafı açısından çözüm hazırdır.
- Türkiye toplumu Kürt gerçeğini tanıdı, Kürt sorununu tanıdı, toplum olarak gerçekten de savaştan büyük zarar gördü, artık çözüm istiyor, barış istiyor.
- Devlet açısından da çözüm her zamankinden daha açık. Devlet katında eskinin o şoven milliyetçi katı askeri bürokrasisi kırıldı, ordu açısından da, yargı açısından da aslında bunlar ciddi engel değil.
O halde çözümü kim engelliyor?
Siyasi oligarşi engelliyor. Çözümü yaratması gereken siyaset kurumudur. Şimdi Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü önünde engel olan Türkiye’nin siyaset kurumudur. Siyasi partilerdir, Meclistir, idari sistemdir. Bu siyasi oligarşi ve bürokratik oligarşi engelliyor çözümü. Bunlar karşıdırlar. MHP engelliyor, CHP engelliyor, en çok da AKP engelliyor. Siyasi oligarşinin başında da AKP var.
Oslo müzakereleri tekrar gündeme gelecek söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çözüm olacaksa en küçük imkanı bile değerlendirdik. Geçen süreçte gerekirse haftada bir değerlendirme yaptık. 2010’u, 2011’i kılı kırk yararcasına değerlendirdik. 2010 sonunda 2011 başında şunu görüyorduk; AKP seçimi kazanmak istiyor, onun için bizden eylemsizlik istiyor, ondan sonra güç alırsa bizi vuracak, bunu 2010’un aralığında da 2011’in şubatında da biz değerlendirdik. Buna rağmen yine de seçime kadar eylemsizliği uzattık. Yani küçük bir ihtimal varsa bile biz onu kullanalım diye.
En küçük bir şüphe bırakmamak için sonuna kadar itinalı davrandık. İmralı’da en son görüşmeler oldu, protokoller oldu, bize de sunuldu, hükümete de. Biz onay verdik, küçük bir iki değişiklikle evet dedik. Kürt tarafı tümüyle müzakereye hazır oldu. Reddeden tamamıyla Tayip Erdoğan’ın kendisi oldu. Şimdi ben gönderdim, ben görüşmeleri kestim diyor. Peki o PKK’yi görüşme karşıtlığı ile suçlayanlar, siyasi çözümden yana değil, şiddetten yanadır diyenler AKP’nin, Tayip Erdoğan’ın üzerine niye gitmiyorlar. Protokoller ortadır, imzamız ortada. Bu İmralı görüşmeleriyle ortaya çıktı. Bize ait de değil, iki taraflı görüşme sonucunda oldu. Önder Apo ben hazırladım, heyet söylediklerine sahip çıkmadı dedi. Bu konuşmalarda sabittir. Sahip çıkmayan onlar oldular. Oyaladık, seçimi kazandık, büyük güç sahibi olduk o halde saldırır bu gücü kullanırsak PKK’yi ezer, Kürt direnişini tasfiye ederiz hesabını yaptılar. Ben her zaman diyorum; bu hesap ciddi bir hesaptı. Şimdi son 1 yıllık direnişle bu hesap bozuldu, başarısız kaldılar.
O politikanın yanlışlığı, başarısızlığı ortaya çıkınca artık onu sürdüremez hale gelince şimdi manevra yapıyorlar, yeni arayışlara giriyorlar. Önderlikle görüşme yine olur diyorlar. Derken de tutarsızlar, PKK görüşmelere karşı değildir. PKK Kürt sorununun görüşmelerle, siyasi diyalogla çözümüne karşı değildir. Görüşmeler olabilir, olsun. Fakat niçin olsun, bunun bir de içeriği olmalı. Çözüm üzerine, temel sorunlara, Kürt sorununa, demokratikleşme sorununa dair olmalı. AKP görüşme olur diyor, ama niçin olur, ne görüşmesi olacak, herhangi bir içerik gözükmüyor. Dolayısıyla içeriksiz olursa bu oyundur, aldatmadır yeniden.
İmralı’da görüşme oldu diyorlar...
Yok öyle bir görüşme. İmralı’da görüşme olmaz artık. Savaşı PKK yapıyor. Görüşme olabilmesi için savaşın durması lazım. Savaşı da savaşan taraflar durdurur. O halde savaşan taraflar önce görüşür, savaşı durdururlar.
Kimse kendini aldatmasın. İmralı görüşmesi olmaz. Oslo yeniden olmaz! Buna ne zamanımız var ne de imkanımız. Bu bir lükstür! O halde kaldığı yerden öteye giderse bir görüşme olur. Böyle bir görüşme yaklaşımının bir anlamı olur. Onun da şartı var. Ortada protokoller var, müzakere öyle olacak. Görüşme yapılacak.
Her şeyden önce İmralı sisteminin ortadan kalkması gerekiyor. Sen dört metre karelik hücreye koy birini en ağır baskıyı uygula, onunla müzakere yap! Öyle bir müzakere olur mu, o kişi o müzakereyi yapabilir mi? Oradan sorunları çözecek sonuçlar çıkabilir mi? Mümkün değil! O tür beklenti içinde olmak bile hatalı. Bir defa Kürt tarafı, herkes bu konuda gerçeği görmeli. Eskisi gibi İmralı görüşmesi de olmaz, Oslo görüşmesi de olmaz. Avukatı da öyle, ailesi de öyle, devleti de öyle heyetler de öyle hiç kimse görüşemez. Kürt sorununu çözecek ciddi görüşmeler yapılabilmesi için görüşmenin koşullarının oluşturulması lazım.
Nedir koşulları?
Şiddeti durduracak, İmralı’daki duruma son vereceksin!
Askeri harcamalar tavan yaptı; her gün bombardıman, askeri operasyon söz konusu. KCK tutuklamaları devam ediyor. Bunu da dikkate alarak değerlendirirsek neler söyleyebilirsiniz?
Hiç kimse kendini aldatmamalı. Ortada hiçbir görüşme yoktur. AKP’nin görüşme söylemlerinin içi bomboştur. Hiçbir şey yok. Bu söylemlerin yakın, taktik hedefleri vardı:
- Kongreyi kurtarmak için. Dikkat edelim kongre öncesinde yaptılar.
- Kürt halkını manipüle etmeye, özgürlük güçlerini yanıltmaya; şüphe uyandırarak, yoğunlaşmalarını dağıtarak gerilla ve halk direnişi de dahil serhildanları zayıflatmaya çalışıyorlar.
AKP’nin saldırısında hiçbir azalma yoktur. Hala topyekun özel savaş konsepti temelinde saldırı sürüyor. Türk ordusu ne gücü varsa savaşa sürmüş durumda.
Yaz ayları hareketli geçti, belki de son 30 yıllık gerilla savaşında en çok belirleyici olan bir süreçti. Medya Savunma Alanları’nda, gerilla cephelerinde, gerilla mevzilerindeki son durum nedir? Bu önümüzdeki süreci nasıl belirler?
Önderlik, demokratik siyaset, halk, zindan, gerilla, ülke içi-dışı hepsi birlikte direniyor. 19 Haziran’dan itibaren Oramar-Şitaza devrimci operasyonuyla başladı, Şemzînan’da Çelê’de yayıldı, devam etti. Bütün Kürt coğrafyasını birleştiren Zagros düğümünde büyük bir özgürlük direnişi haline geldi. Bu bütün cephelerde sürüyor. Çok sert bir savaş yaşandığını herkes bilmeli. 29 yıllık savaş tarihimizin en sert yıllarından birini geçiriyoruz. Bu derinleşerek devam ediyor.
Gerillanın kırsal alanda arazi hakimiyetini sağlamayı öngören ve böylece şehirleri etkilemeyi, kuşatmayı ifade eden, içeren bir tarzdır. Etkili bir biçimde de gelişiyor. Arazi hakimiyetini birçok alanda Türk ordusu önemli ölçüde kaybetmiş durumda. Geçici olarak kaybediyor, kalıcı olarak kaybediyor, bazen iç içe savaş durumları var.
Botan’da, Beytüşşebap’ta gelişen devrimci operasyon bütün Botan’ı içine alan ve bütün Kürdistan’ı etkileyen, Kuzey Kürdistan’a gerilla direnişini yayan bir çıkış oldu.
Buna dayalı olarak Garzan’da, Amed’de, Erzurum’da, Dersim’de güçlü devrimci operasyonlar var. Bütün gerilla bu direnişe 2012 güzünde etkili bir biçimde katılır hale geldi. Henüz katılmayan yerler de var. Az katılan, sınırlı kalan yerler.
Mevcut aktifleşme gerillanın yapacağının kesinlikle hepsi değil, yarısı da değil! Şu an bile gerilla, gücünü yüzde 30, yüzde 40’ını ancak harekete geçirmiştir. Tarz ve taktik zenginliği açısından da bu böyle.
Eksiklerimiz ve hatalarımız var, düzeltmeye çalışıyoruz.
Bu kadar teknik üstünlüğü, ordusu, ABD desteği, askeri mekanizması sayısal bir sonuç alamadı mı?
Türk ordusu Sovyetlerin çözüldüğü dönemdeki Kızıl Ordu’ya benziyor. AKP de herhalde Yeltsin yönetimine benziyor. Türkiye’deki sistem de bu biçimde çözülüyor. Ne kadar para verirse versin ne kadar destek alırsa alsın, ne kadar teknik kullanırsa kullansın savaştıramaz. Çünkü amacı, hedefi yok. Savaş bir para kazanma aracına dönüşmüş.
Kürt toplumu açısından, demokratik çevreler açısından bu sürecin hassasiyeti ve önümüzdeki dönem neler olması gerekiyor. Bu mücadelede kimin ne gibi rolü, misyonu ve görevi var? Ne yapması gerekiyor?
AKP'nin oy ve iktidarı için yapamayacağı şey yoktur. Herkes her şeyden önce AKP gerçeğini iyi tanımalı, görmeli. Bu bakımdan da oyuna gelmemeli, hilelere kesinlikle aldanmamalı. Çok duyarlı, dikkatli, bilinçli ve örgütlü olmamız gerekiyor. Birlik halinde hareket etmeyi bilmemiz lazım.
Diğer yandan gerçekten de kritik bir süreçten geçiyoruz, büyük bir mücadele süreci bu. Topyekun de direniş halindeyiz. Fedakarlık istiyor, bedeli ağırdır. Hepimiz bunun içindeyiz, kimse dışında, farklı bir durumda değil. Boşuna direnmiyoruz, anlamsız değildir. Özgürlüğü elde etmenin, Önder Apo’nun, Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlamanın, Kürt halkını Demokratik Özerklik temelinde, özgür ve demokratik bir yaşama kavuşturmanın başka yolu yok.
AKP, Türkiye cephesi çok daralmış durumda. Bölgedeki gelişmeler elverişli. Bu direnişi zafere taşımak için her zamankinden elverişli ortama, koşullara, imkana sahibiz. Biz başaracağımıza inanıyoruz.
Kim elinden ne geliyorsa onu yapmalı. Bilinçlenmeli, örgütlenmeli, eyleme kalkmalı. Kürt toplumu özellikle de örgütlülüğünü ve birliğini daha ileri düzeyde yaratmalı. Birliğinin dışında, örgütlülüğünün dışında hiç kimsenin kalmasına fırsat vermemeli. Aynı birliği ve örgütlülüğü Türkiye toplumuyla, demokratik güçleriyle de geliştirmeli.
BAKİ GÜL / ANF/BEHDİNAN