
Kürtler, Suriye’de devrim süreci başladıktan sonra yaptıkları hamle ile gerçekleştirdikleri devrimlerine yönelik saldırılar da başlamıştı. Rojava'ya yönelik bu saldırılar, Zaxo-Duhok-Musul sınırından başlayıp diğer bir uçtaki Reyhanlı sınırına kadarki geniş bir alanda başlatıldı. Kürtlerin ve bir bütün Rojava'nın savunma güçü olan YPG ise bir uçtan diğer uca kadar ve yine Halep Kürt mahallelerine kadarki geniş bir alanda devrime yönelik tüm bu saldırıları bertaraf etmek için halkla birlikte bir direniş içine girdi. Ve şimdiye kadar gösterdikleri direniş sonucu devrimlerini savunmayı başardılar. Rojava güçleri iç, dış her türlü saldırıya karşı direniş içine girerek devrimlerini savunmayı başardılar. Bunu dünya, bölge ve ülke kamuoyunun tamamına gösterdiler.
Rojava halkı birlikte yaşadıkları halklarla devrimlerini nasıl savunduklarını şimdiye kadar birçok alanda tanıklık yaptım. Ancak en son Cindirês’te tanıklık yaptıkları ise daha başka bir şeydi. Rojava'nın devrimci güçleri, saldırganlara karşı apayrı bir ruhla direnişi gösteriyordu.
Cindirês’te şiddetli çatışmalar
Êfrîn’in Cindirês nahiyesi ile Idlıp’ın Atme nahiyesi arasındaki bölgede YPG güçleri ile IŞİD grubu arasında yer yer çatışmaların yaşandığı haberlerini son birkaç gündür alıyordum. Bölgede uzun süredir yaşanan sorunların yanı sıra IŞİD’in çevrede bazı köy, kasabalara yönelik gerçekleştirdiği saldırılardan ötürü Atme halkı ve orada bulunan ÖSO’ya bağlı bazı gruplar YPG’den yardım talebinde bulunmuştu. YPG, Atme halkının talebi üzerine IŞİD'ın elindeki bazı tepeleri (Cindirês ile Atme arasında ve Kürt köyleri üzerinde bulunan bölge) aldığının bilgisini de almıştım. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çete grubu YPG’nin bu girişimine karşılık 25 Eylül günü sabaha karşı YPG’nin daha önce aldığı tepelere yönelik bir saldırı başlattı. Saldırıya YPG güçlerinin karşılık vermesi sonucu şiddetli çatışmalar başlamıştı. Bu yeni bilgiyi alır almaz Cindirês’e gitmek için yola çıktım.
Êfrîn’den çok uzak olmayan Cindirês’e vardığımda kendimi farklı bir dünyada sandım. Daha öncede Cindirês’e birkaç defa gidip gelmiştim. Ancak bu sefer geldiğim Cindirês daha önce geldiğim Cindirês’e hiç benzemiyordu. Daha önce Cindirês’te halk kendi işinde, gücünde günlük rutin yaşamını sürdürme peşindeydi. Ancak bu sefer gördüğüm Cindirês çok daha farklıydı. Nahiyedeki bütün dükkanların kepenkleri kapalıydı. Kentte sadece eczaneler, bir fırın ve bir iki nöbetçi manav açıktı.
Halk sokaklara dökülmüştü. Kalabalıktan ötürü on dakikalık yolu ancak yarım saat gibi bir sürede alarak Cindirês Halk Meclisinin önüne vardık. Meclisin önündeki meydanda toplanan yüzlerce insanın olduğunu gördük. Sonra farklı soklardan yürüyen insanlar da buraya akın etti. Meydan ve cadde dolup taşmıştı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler akıp gelmişti Halk Meclisinin önüne. Halk, evlerinde kendilerine ait av ve pompalı tüfekler, Kalaşinkof, ne var ise alıp gelmişlerdi. Halk Meclisinin önünde sırayı girmiş bekliyorlardı. İşte o anda Halk Meclisi yönetiminin iş bölümü yaptığını gördüm. Çocuklara cephede direnen YPG savaşçılarına ulaştırmak için su toplamalarını, kadınlardan yaşlı olanlara yemek yapma görevi, erkeklerden ise yaşlı olanlara kontrol noktalarında görev almaları ve kent içindeki güvenlikte yer almaları görevi verilmişti. Genç olanalar ise cephedeki mevzilere gönderilmek üzere ayarlanmıştı.
Kalabalığın arasında en fazla dikkatimi çekenlerden biri altmışlı yaşlarda ve sakallı biri olmuştu. Ev tüfeği elinde, fişekliğini takmış en önde bekliyordu. 'Hacı dede sen nereye gidiyorsun' diye sorduğumda, şu sözlerle bana cevap verdi, "Çeteler bizi başkalarıyla karıştırıyor. Bizi de birkaç mermi attıktan sonra topraklarını bırakıp kaçan insanlardan sandılar. Ama yanıldılar. Çünkü biz Suriye’deki gelişmeleri erkenden fark ederek devrimimizi yaptık. Ama onlar devrimlerini bırakıp başka amaçlar peşinde koştukları için devrim yapamadılar. Gerçek devrimci biz olduğumuz ortaya çıktı. Onların saldırıları devrimimize yönelik saldırılardır. Bizde onlara karşı devrimimizi savunmak için buradayız. Ve devrimimizi her koşul altında savunacağımızı göstermek için buradayız. Çünkü bu devrimi biz yaptık ve yine biz savunacağız" diyerek bu devrim gerçek sahiplerinin ve savunucularının kendileri olduğunu bir kez daha ifade ediyordu.
Seferberlik böyle bir şeydir
Cindirês’in her yerinde olağanüstü bir durum yaşanıyordu. Halk Meclisinin önündeki cadde boyunca uzayıp giden kaldırımda insanlar toplanmış kendilerine bir görev verilmesini bekliyordu. Yaşlı, kadın, genç, çocuk demeden insanlar gelip orada devrim için bir şeyler yapmaya, saldırılara karşı bir yerde görev almak için bekliyorlardı.
Çocuklar pet şişlerle su topluyorlardı. Yaşlı kadınlar toplanan suları çocuklardan teslim alıp bir yerde biriktiyorlardı. Bir süre sonra bir arabayı çağırıp toplanan suları cephede direnen YPG güçlerine götürmek için arabaya yüklüyorlardı. Silah kaldırabilecek birçok yaşlı ellerine geçirdikleri silahlarla kimisi damda nöbet tutuyordu, kimisi de Halk Meclisinin önünde cepheye gitme sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. Manav, bakkal, kasap ve ticaretle uğraşan insanlar kendi aralarında bir komite oluşturup, savaşın finansmanını sağlamak için girişimler başlatmışlar. Cepheye gidecek erzakları toplamak için bu komitenin girişimlerini başlattığını gözlemliyorum.
Halk Meclisi önünde fazla beklemeden YPG merkezine gitmek için yola çıktım. Ama yol insan seliyle kaplanmış durumdaydı. Çünkü kentin her yerindeki insanlar sokaklara akmış, saldırılarda ellerinden gelebilenleri yapmak için sırayı girmişlerdi. YPG önüne vardığımızda asıl kalabalığın ise burada olduğunu gördük. Heryaşta binlerce insanın burada toplanmış olduğunu gördük. Ve insanlar kuyruğa girmiş cepheye gitmek için isimlerini yazdırıyordu. YPG merkezinin önü deyim yerindeyse mahşeri günleri andırıyordu. Aslında bir devrimi savunmak için insanların harekete geçmesini mahşeri günler olarak tanımlamakta yanlış değil.
YPG merkezinin önünde beklediğim yaklaşık bir saatlik süre içinde insanların hala akın akın geldiklerini gördüm. Bu saatlerde gelenlerin köylerden haber alıp gelen insanlar olduklarını söylediler. Arabası olanlar araba ile olmayanlar ikişer kişi motosiklete binmiş, av tüfeklerini ve fişekliklerini çapraz takmış geliyorlardı…
Bu manzara karşısında insanın söyleyebileceği tek bir söz vardı. O da seferberlik denen olay bu olsa gerek. Zira kim elinden ne geliyorsa yapmak için koşuyordu. Gelenler köylerine göre gruplar halinde örgütlendirildiler ve olası bir durumda cepheye gönderilecekleri söylenerek, gösterilen yerde beklemeleri söylendi. Gruplar YPG merkezinin önündeki geniş alanda görevlerini beklemeye başladılar. Gün boyu bu bekleyiş sürdü. Ve hemen biraz üst tarafta sürüp giden çatışmaların silah sesleri duyuluyordu. İnsanlar silah seslerinin geldiği yönü doğru yüzlerini dönmüş bir bekleyişin içine girmişlerdi.
Araplarla Kürtler el ele
Cindirês, Êfrîn’in en büyük nahiyesi. Bir ucu Idlıp’ın Atme’ye diğer ucu ise Hatay’ın Reyhanlı sınırına dayanıyor. Tarım ürünleriyle ünlü bir yerdir. Adı zeytinle anılan Êfrîn’in en güzel zeytinlerinin olduğu yerdir. On yıllardan beridir Araplarla Kürtlerin bir arada yaşadığı bir yerdir Cindirês. Hala nahiyenin nüfusunun bir bölümü Arap’tır. Çatışmaların başladığı bu günlerde en çok ortaya çıkanda yıllara dayanan bu birlikteliklerinin yeniden kendini göstermesidir. Zira Cindirês’e geldiğim ilk andan şimdiye kadar savaş cephesine gitmek isteyenler, mevzi kazmaya gidenler, evlerini, iş yerlerini direnişe açanların yarısının Arap olduğunu gördüm. İşte bu halkların tarih içindeki birlikteliklerinin yeniden güncellendiğini gösteriyor.
Kürtler kadar Araplar da Rojava’da ilan edilen ve en güzel örneği Cindirês’te görülen seferberliğe katılım gösterdiklerine tanıklık yaptım, bu birkaç gün içinde. Zira akşam mevzi kazmaya gidenlerin büyük bir bölümünün Araplar’dan oluşuyordu. Kürtler kadar Araplar da Halk Meclisi ve YPG merkezi önüne akın edip devam edene direnişte yer almak istediklerini göstermişlerdi. Gün şiddetli çatışmalarla bitmişti. Akşam YPG güçlerine mevzi kazmaya gidenler de geri döndüler.
Herkes görev kuyruğunda
Cindirês’te yaşam ertesi gün yine seferberlik havasıyla başladı. İnsanlar sabahın erken saatlerinde yeniden Halk Meclisi ile YPG’nin önünde toplanmaya başladı. Bu kez daha uzun kuyrukların oluştuğunu gördüm. Masada duran Halk Meclisi çalışanı Zozan Henan’ın kuyruğa girmiş olanların isimlerini yazıdığını görüyorum. Zozan’a ‘kuyruğa girenlerin ne istediğini’ soruyorum. Zozan, gelenlerin bir kısmının YPG’ye katılmak için bir bölümünün de maddi yardımda bulunmak için adlarını yazdırdığını söyledi.
Upuzun bir kuyruk oluşmuştu Halk Meclisi ile YPG merkezi önünde. Her iki yerde de masalar kurulmuş kuyruğa girenler kaydediliyordu. Kuyrukta bekleyenler arasında kadın, çocuk, yaşlı, genç, Arap, Kürt vardı. Tek kolu olmayan insanlar, uzun sakallarıyla yaşlı dedeler de vardı kuyrukta. Tek kolunu kazada kaybeden Arap kökenli genç, sol eline kaldırarak, “tek kolla dahi olsam gidip cephede YPG savaşçılarının yanında savaşmak istiyorum. Adımı da cepheye gitmek istiyorum” diye yazdırdım diyordu.
YPG merkezinin önündeki kuyrukta yaşlı beyaz sakalı birini görüyorum. Bu kim diye sorduğumda, yöreden çok tanınan Şeyh Kalo olarak bilinen ve yörenin saygın kişilerinden biri olduğunu söylediler. 75 yaşındaki Şeyh Kalo, talebini şöyle iletiyordu, “Yaşım geçti. Ben artık cepheye gidip silah çatışacak yaşta değilim. Ama cephedeki gençlerin yanına gidip o mevzilerde oturup onlara dua edebilirim. Ben bu taleple geldim ve umarım beni cepheye onların yanına gönderirler” diyordu.
İşte bir halk devrimi
Cindirês’te ikinci gün yine YPG merkezi, Halk Meclisi ve direnişin sürdüğü cephelerde gidebildiğimiz yere kadar gidip gelme arasında mekik dokudum. Direniş cephesinde de görkemli manzaralar vardı. Cepheye giden yaşlıları ellerinde silah ve mevzilerde beklerken ya da bir yemek arası verirken gördüğüm manzaraya, işte bir halk devrimi, halk gücü ve devrimini savunmak için seferberlik denilen şey bu olsa gerekir…
Çatışmaların ikinci gününde Cindirês başka görkemli bir törenede ev sahipliği yaptı. Çünkü çatışmalarda yaşamını yitiren YPG savaşçı ve komutanları Cindirês’teki Şehit Seydo Şehitliği’nde toprağa verilecekti. Halk daha cenazeler Êfrîn’den gelmeden caddelerde, sokaklarda ellerinde bayraklarıyla çocuklar, kadınlar, yaşlılar toplanmaya başladı. Çok geçmeden Êfrîn’den “cenaze konvoyu geliyor” denildiğinde kadınların zılgıtları yükselmeye başladı. Gelen konvoya Cindirês’te toplanan halk da eklenerek şehitliğe doğru kervan yoluna devam etti. Şehitlikte binlerin yanı sıra yüzlerce YPG ve YPJ savaşçılarıyla düzenlenen bir askeri törenle yaşamını yitirenler uğurlandı. Ancak sahne üzerinde yine göz yaşartan manzaralar yaşandı. Çatışmalarda yaşamını yitiren Zagros Cindirês’in oğlu sahneye çıkarak babasının silahını kaldırdığını ve onun bıraktığı yerden direnişi sürdüreceğini söyleyince, bir alkış ve zılgıt tufanı koptu. Zagros’un oğlundan küçük kızlarına ise babalarının şahadet vesikası verildi. Kızlar da tıpkı ağabeyleri gibi “bizde yapabileceğimiz şeylerde direnişe katılarak babamızın izinde yürüyeceğiz” diye törende toplanan binlerce insana söz verdi.
Çatışmalarda dördüncü gün
Çatışmaların üçüncü ve dördüncü gününde de Cindirês’teki seferberlik havası sürdü. Çok geçmeden Êfrîn’de yaşayan Emirati ve Bobeni aşiretinden onlarca silahlı kişi YPG merkezine gelerek direnişte yer almak istediklerini ilettiler. Aşiret lideri Şeyh İbrahim Xezal arkasına aşiretinden onlarca kişi takıp direnişe katılmak istediklerini bildirmek için gelmişti. Şeyh Xezal orada yaptığı konuşmada, “Kürtler bir devrim gerçekleştirdiler. Ama bu devrim sadece onların devrimi değil, bir arada yaşadıkları bütün halkların devrimidir. Bu aynı zamanda biz Arapların da devrimidir. Halkların devrimidir. O yüzden devrimimize, kardeşlik topraklarımıza yönelik çetelerin gerçekleştirdikleri saldırılara karşı YPG’nin gösterdiği direnişe katılmak için geldik. Çünkü bu devrim bizimde devrimimizdir” diyerek devrimi sahipleniyordu.
Mevzi kazmak için...
Hava kararınca yeniden Halk Meclisinin önüne geldik. Kalabalık gündüze oranla bir hayli azalmıştı. Ancak koşturma ve hummalı çalışma sürüyordu. Bu sefer programda ne var diye sorduğumuzda Cindirês Halk Meclisi Başkanı Halil Abbas, “cephede savaşmaya göndermediklerimiz var. Onlar da şimdi toplanmış ve kazma küreklerini birlikte getirmişler. ‘Bizde varız bu direnişti. Belki gidip cephede savaşamıyoruz, ama gidip oradaki çocuklarımıza mevzi kazabiliriz’, diyerek toplananları mevzi kazmak için tepelere göndereceğiz” dedi.
Çok geçmeden ellerinde kazma küreklerle birçok insan sloganlarla çıkıp gelmeye başladılar. Yüzlerini gözlerini kefiyelerle sarmışlardı. Cenk havasına bürünmüştü Cindirês’teki herkes. Mevzi kazmak için gelenlerin arasında yaşlı kadınlarda vardı. Kadınlar, “bizde gidip çocuklarımız, torunlarımız için mevzi kazmak istiyoruz. Bunu yapabiliriz de” diyerek ne kadar kararlı ve inançlı olduklarını gösteriyorlardı.
Analar yemek yapmaya başladı…
Yapılan iş bölümü içersinde analara yemek yapma görevi verilmişti. Analar cephede direnen çocukları için yemek yapmak için YPG merkezinde kendilerine gösterilen yerde bir kilim sererek yemek hazırlıklarına başladılar. Kollarını sıvayıp kendi aralarında da pilava yapacak olanlar, güveç yapacak olanlar yine diğer işleri yapacak olanlar biçiminde iş bölümlerini yaptılar. Ama doğrama işlerini çabuk bitsin diye hepsi birlikte yaptılar. Cindirês’teki faaliyetler akşama kadar böyle sürüp gitti. Gece hava kararmaya başlayınca toplanan insanların bir kısmı evlerinde dışarıdan gelenlerde dinlenmeleri için ayarlanmış yerlere çekildiler. Ancak bununla bitmiyordu Cindirês’teki direniş ve seferberlik hali…
SEYİT EVRAN/ÊFRÎN