
Kürtler ve diaspora - 2
Kürt diasporasında direnişçi tutumun, tarihi bilincin oluşmasının farklı nedenleri bulunmaktadır. Birincisi, ülkelerinden ağırlıklı olarak siyasal olarak zoraki çıkartılmış olanların sergiledikleri bilinçli tutum olmuştur. Bu siyasal tutumda Kürdistan’da büyük direnişler sonucu ağır bedeller vererek tarih yazanların da çok önemli bir yerleri olduğu kesindir. Başka birçok halkın mültecileri, göçmenleri Avrupa’da kısa sürede erirken, Kürtlerin büyük bir kitlesinin kendilerini zinde tutmasının temel nedeni, Kürdistan’da sürdürülmüş olan özgürlük mücadelesi olmuştur. Özelde de 15 Ağustos 1984 yılında Kuzey Kürdistan’da TC sömürgeciliğine karşı geliştirilen silahlı mücadele ve direniş, dört parçada yurtdışına kaçmak ve göç etmek zorunda bırakılmış olanları çok fazla etkilemiştir. Yine, belki de silahlı mücadeleden daha etkili olan bir nedeni, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin felsefi, ideolojik, kültürel ve siyasal duruşunu Kürdistan’a, anavatana -yani Dayik Niştiman’a- göre kurmuş olmasıdır. Yüzü sürekli ülkeye dönük olan Kürdistan Özgürlük Hareketi, sonuç itibariyle yurtdışında Kürtlerin mültecileşmesinin önünü alarak onların yönlerini Kürdistan’a çevirmesini bilmiştir. Nitekim bu felsefi ve ideolojik duruştan dolayı da Avrupa’da binlerce Kürdistanlı genç dağların doruklarına çıkarak şehitler kervanına katıldığı gibi halen yüzlercesi de dağların doruklarında mücadelelerini sürdürmektedir.
Liberal hayatın kuşatması
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, Kürtlerin mültecileşmesinin önüne önemli oranda geçmiş olsa da bugün diasporada yaşayan Kürtlerin çok ciddi ve köklü sorunlarla karşı karşıya kaldıkları da bir gerçektir. En temel sorun, onlarca yıldır Avrupa’nın en rafine haline getirilmiş olan kapitalist modernist kültürünün liberal yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzının, sunduğu ekonomik imkanlar, eğitim, kültür ve her şeyden daha fazla da önemle ve özenle geliştirdiği bireyci yaşam tarzıyla insanları kendi köklerinden kopartmayı hedeflemiş olmasıdır. Bireyleri teknikleştirerek toplumsal sorunlarla uğraşmaktan uzaklaştırmaktadır. Unutmayalım ki, “kapitalizm bir uygarlık değildir, uygarlığın bir hastalığıdır, uygarlığın hastalıklı ve çürümüş halidir.” Kendi içine çekerek sadece kendisiyle ilgili hale gelen bir birey yaratmaktadır. Özcesi, dünyadan, toplumlardan ve insanlıktan uzaklaşmış bir kişilik yaratmak isteyen kapitalist modernist kültür, kendi içlerine ucuz iş gücü olarak aldıkları, başka yerlere siyasal nedenlerden dolayı sığınan, kaçarak gelmiş olanlara ise bu kültürü daha fazla dayatarak entegrasyon adı altında özü itibariyle kibarca bir asimilasyon uygulayarak kendi eki haline getirmeye çalışmaktadır. Bu politikalarını ise özelde çocuk ve gençlere uygulamakta, onlarca yıldır kendi topraklarından kopan bu genç insanları eritebileceğine inandığı için korkunç bir şekilde yüklenmektedir. Öyle görünüyor ki, Avrupa’nın tüm devletleri bu politikanın hedefine ulaşması için -yol ve yöntemleri farklı olsa da- anlaşmış ve uzlaşmıştır. Önemli bir sorun, bu olmaktadır.
İkinci önemli bir sorun ise Kürtleri, özelde de Kürt gençlerini siyasetten uzak tutmanın tüm yollarını aramaya kalkışmalarıdır. Öyle ki siyasetten uzak bir gençlik yaratmak için spor, sanat, seks gibi üç “S”lerini çok etkili bir şekilde kullanmayı esas almaktadırlar. Yukarıda da ifade edildiği gibi bunu etkili kılabilmek için inanılmaz derece de Kürt gençlerini kendi okullarına alarak, bu politikalarına angaje etmektedirler. Kapitalizmin temel özelliği insanı insan olmaktan çıkarmaktır, bu gerçeklik asla unutulmamalıdır.
Sahte ve kopuk yerelcilikle olmaz
Başka önemli üçüncü bir sorun ise evrensellikten kopartılmış olan yerelliği özenle geliştirmeleridir. Yerelliği demokratik bir kültürün gerekliliği olarak seçmelerinden dolayı yerel kültürlerini uygulayanlar, farkına varmadan ana gövdeden koparak çok rahat bir şekilde hakim olan kapitalist modernist kültürün bir parçası haline gelmektedirler. Kapitalizm her şeyi pazarlayan sistem olarak yerel kültürleri de böyle pazarlamaktan asla geri durmaz. Bunun için dışarıda kendi varlığını koruma olarak görünen yerelcilik, özü itibariyle genelden kopartıldığı için köksüzleşerek hızla liberalizmin hizmetine koşan bir gerçeklik olabilmektedir. Pazar ilişkisi bir ücretlilik ilişkisi, bir alım satım ilişkisidir. Çünkü pazara mal, meta sunulur. Kapitalizm de toplumu metalaştırdığı için bu kültürleri de metalaştırmaktan asla geri durmaz. Bu bağlamda da yerel kültürleri pazarlamasını iyi bilen bir sistemdir, kapitalist sistem.
Dördüncü önemli sorun ise yıllarca buralarda yaşayanların çeşitli devletlerin vatandaşı olarak farkına varmadan o devletlerin birer temsilcisi durumuna gelmeleridir. Elbette diasporada yaşayanların kendi çıkarlarını savunabilmek için siyasete atılmaları gerekmektedir. Kendi çıkarlarını iyi ifade edebilmeleri de gerekmektedir. Ancak bu siyaset kapitalist modernitenin sunduğu siyaset olursa, giderek buna kayılırsa, ortaya çıkacak olan, kendi toplumunu adım adım asimile etme aracına dönüşür. Bizler sömürgeci ve iktidarcı güç, odak ve devletlerin Kürt halkına karşı asimilasyonu nasıl geliştirdiğini unutmuş değiliz.
Beşinci bir sorun ise Kürtlerin yaşadıkları kültürel uyuşmazlıktan dolayı yaşadıkları bunalım ve buhranlardır. “Kimya uyuşmazlığı” diye tabir edilen gerçeklik, özü itibariyle farklı kültürlerin karşı karşıya gelmesi sonucu yaşanan içe dönükleşmelerle birlikte küçüklük kompleksleridir. Bu durum bireylerde çok ciddi psikolojik hastalıklara, hatta akut patolojik sorunlara yol açmaktadır. Bunun için de bugün Avrupa’da birçok Kürt genci -belki yaşlısı da- psikoterapi ve tedavi görmektedir. Bu duruma getirilen bireylerin bulundukları toplumlarla uyuşmalarının zor olacağı açıktır. Çünkü kendi gerçekliklerinden koparılan bireylerin başka gerçeklerle; daha doğru bir ifadeyle dile getirecek olursak kendi kültürlerini tanımayanların, kendi kültürlerini yaşayamayanların başka kültürlerle uyumlu ve dengeli yaşamaları mümkün değildir.
Psikolojik buhran ve ‘sisteme koşma’
Beşinci sorundan kaynaklı ortaya çıkan altıncı bir sorun ise Kürtlerin genelinin, esasta da gençlerinin bu buhranlı psikolojik durumdan dolayı sisteme koşarak kendince çözüm aramasıdır. Öyle ki kültürel değerlerine sırt çevirerek hakim olan kapitalist modernist kültüre doğru koştuğu için o kültürün yarattığı tahribatlardan daha derin tahribatlar yaşamakta ve yaşatmaktadır. Bir kesim ise sisteme ayak uyduramamakta, sağlıklı buluşamamakta ve başkaldırıya geçmektedir. Başkaldırılarını sağlıklı felsefi ve ideolojik zeminle buluşturamayan bu kesim kıran, döken bir konumu aşamadığı için kapitalist sistemin ıslah evleri olan zindanlar, sanatoryumlar, hastaneler gibi yerlerden kendilerini kurtaramamaktadır. Başka bir kesim ise ne birinci durumu yaşayan ne de ikinci durumu yaşayanlara dahildir. Ne çığlığını gür haykırabilen ne de sisteme koşmayı tercih edenlerin bir kısmı -ki bunlar büyük bir kesim oluyor- kendi içine kapanarak adeta dünyaya küsmektedir. Öyle ki süreçle sistemin oluşturduğu üç S’lerden kendini koruyamayarak sistemin iyi bir dişlisi haline gelebilmekteler. Var olan gerçekliğin dışına ise çok az sayıda insan çıkabilmekte, kendilerini koruyabilenlerin sayısı denizde bir damla gibi durmaktadır. Halbuki diasporayı başka halklar nasıl ki ters yüz ederek anavatanlarına iyi hizmet eden bireyler haline gelmişlerse, benzer bir şekilde diasporada yaşayan Kürtler de bu duruma gelebilir, kendi ülkelerine büyük katkılar sunabilecekleri gibi uluslararası arenada da çok güçlü bir lobi çalışması yürüterek Kürt halkının çıkarlarını savunabilir, sömürge statüsünün parçalanmasında çok büyük roller üstlenebilirler.
Kürtlerin diasporada yaşadıklarını maddeleri çoğaltarak sıralamak da mümkündür. Yaşanan trajedileri detaylandırmak da mümkündür. Fakat daha önemli olan, yaşanan sorunlara karşı geliştirilmesi gerekli olan çözümlerdir. Sorunları dile getirmenin çözümün yarısı olduğu söylenir. Bu bağlamda sorunları dile getirişimiz, özü itibariyle diasporada yaşayan Kürtlerin sorunlarına sağlam çözümler üretme amacını taşımaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi diasporada özkültürün özsavunma gücüdür
Başkan Apo, Avrupa, Kafkasya ve eski Sovyetler’de sürgünde yani diasporada yaşayan Kürtlerle ilgili, “Avrupa’da, eski Sovyet Federasyonu ve Ortadoğu’nun birçok ülkesinde diaspora Kürt gerçekliği diyebileceğimiz varlığın ulusal duyarlılıkları gelişmekte, ulusal kimliğin önemli bir parçası haline gelmektedir. Bu kesimler özellikle kültürün bilinç öğesine daha açıktır. Ulusal kimlikte bütünlüğün sağlanmasında katalizör rolünü oynamak durumundadırlar” diyerek diasporanın oynayacağı rolü dile getirmiş oluyor.
Kürt Özgürlük Hareketi, ilk günden başlayarak yurtdışına çıkmış Kürtlerin yönünü ülkeye dönük kılmaya çalışmıştır. Bunun için birçok kez ülkeye dönüş kampanyaları başlatmıştır. Bu kampanyaları sürdürürken bulunduğu diasporada kültürel etkinliklerle Kürtleri kendi kültürlerine karşı duyarlı kılmaya, kendi köklerinden kopmamaya ve ulusal ruhsal birlikten de kopmamaya yönelten çalışmalar yürütmüştür. Yine ortaklaşmaları, dayanışmaları da özenle geliştirmiştir. Bunun için onlarca dernek kuruluşuna destek sunarak Kürtlerin örgütlülüğünü sağlamayı esas almıştır. Yıllardır diasporada yaşayan Kürt insanının örgütlülüğünü esas alırken çeşitli renklerdeki etkinlikler yapmış, özelde Kürt gençliği için ise kültürel, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemiştir. Hiç şüphe yoktur ki ülkeye hep yüzü dönük olan bir gerçeklikten dolayı Kürtler, kapitalist modernist kültürün tüm yıkıcılığına rağmen hem özgürlük mücadelesine güçlü katılmış hem de kendi kültürel değerlerine belli oranda bağlı yaşamasını bildikleri için bugün Avrupa’nın en örgütlü diaspora halkı olmasını bilmiştir.
Gerçeklik böyle olsa da bunun yetmediği ortadadır. Çünkü kapitalist modernist sistem, liberal ve sahte özgürlükçü yaşam felsefeleriyle herkesi eritebilecek güçte olduğunu düşünerek ve söyleyerek tüm toplumları asimile edebileceğini düşünmekte, Kürtleri de entegrasyon politikalarıyla asimile etmeyi hedeflemektedir. Eğer bugün Avrupa’da Kürt Özgürlük Hareketi’ne bu düzeyde açık ve alenen Avrupa devletleri tarafından bir karşı saldırı yapılmaktaysa bunun en önemli nedeni kesinlikle Özgürlük Hareketi’nin tüm kapitalist kültürel boğmalara karşı Kürt halkını ayakta tutabilmesi gerçeği yatmaktadır. Bu gerçek iyi bilinmek durumundadır.
Çözüm için ne yapılmalı?
Bunun için diasporada yaşayan Kürtlerin ayakta kalabilmelerinin en önemli yolu kesinlikle ve kesinlikle yüzlerinin ülkeye dönük olması ve ona göre yaşamalarıdır.
Bu bağlamda, madde madde diasporada sağlam ve dimdik ayakta kalmanın yollarını sıralayacak olursak:
* Kürtlerin yüzü kesinlikle ülkeye yani Dayik Niştiman’a dönük olmalıdır.
* Yüzünü ülkesine döndürmüş olanların yapması gerekli ilk çalışma, büyük bir toplumsallık içeren kültürlerini korumaktır.
* Kültürün korunması dil’den geçer. “Dil, varlığın evidir” derler. “Dilin sadece bir iletişim aracı değil, ayrıca ulusal varlık için bir düşünme yapısı da olduğunu kabul etmek gerekir. Dil, bir kültürdür.” Bu gerçeklik unutulmamalıdır. Diasporada yaşayanların yapması gereken en önemli çalışmalardan biri de dillerini sağlam tutmaları ve korumalarıdır. Bunun için yaygın olarak Kürtçe kurslarının verilmesi gündemde tutulmalıdır. Hatta yaşanan ülkede mutlaka Kürtçe anadil eğitiminin verilmesi için büyük bir çabanın sergilenmesi gerekmektedir.
Benzer bir şekilde bireylerde ulusal kültürün korunması ve geliştirilmesi için Kürt medyasının yazılı, görsel, işitsel sahalarda takip edilmesi teşvik edilmelidir.
* Diasporada Kürtlerin hem kültürlerini hem de dillerini korumalarının tek yolu örgütlü, kolektif, dayanışmacı yaşamalarından geçmektedir. Bunun için her Kürt adeta bir örgüt olmalı ve bir örgüt gibi hareket etmelidir.
* Belki de diasporanın en önemli çalışmalarından biri de diplomatik çalışmalardır. “Her Kürt Kürdistan’ın diplomatıdır” sorumluluğuyla yaklaşarak bulunduğumuz her ortama Kürtleri ve Kürdistan’ı taşırmalı ve Kürt kimliğini dünyaya tanıtmak ve kabul ettirmek için çalışmalarda bulunmalıyız. Nasıl ki her Yahudi dünyanın neresinde olursa olsun adeta bir lobi gibi çalışıyorsa, her Kürt de bir lobi gibi çalışarak Kürtleri temsil etmeyi bilmeli, halkların kardeşliğinin de iyi bir temsilcisi olarak Kürt halkını dünyanın tüm halklarına götürmelidir.
* Örgütlülük güçlü bir ortak ekonomileşmeyle desteklenmezse zayıflamaya mahkumdur. Bunun için kooperatiflerle, ekonomik dayanışmalarla, birim ve kurumlaşmalarla kendilerini güçlü bir ekonomiye sahip kılmaları gerektiği gibi Kürdistan’da sürdürülen özgürlük mücadelesine de kaynak aktarma görevini üstlenmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde Kürdistan’ı sömürge altında tutan devletlerle mücadele etmekte istenen sonuçlar elde edilmeyebilir.
* Kapitalist modernist kültüre karşı en zayıf halka, diasporada yaşayan gençler ve çocuklardır. Bu zayıf halkayı güçlendirmek, her Kürt’ün temel görevi olmalıdır. Gençlik örgütlülüklerinden çeşitli gençlik etkinliklerine, özel okullardan kültürel ve sportif etkinliklere kadar geniş bir yelpazede kurumsallaşmalara giderek Kürt gençlerinin kültürel dejenerasyonunun önünün alınması şarttır.
* Bunun en iyi yollarından bir tanesi, diasporada yaşayan Kürt genç ve çocuklarının yıllık olarak Kürdistan’a getirilerek ülkeyle bağlarının güçlendirilmesidir.
* Bugün Rojava’da tarih yazılmaktadır. Bunun için diasporadaki tüm Kürtlerin bu tarih yazımına katılmalarının en önemli dönem görevlerinden bir tanesi olduğu açıktır.
* Diasporada yaşayan Kürtlerin kültürel ve sosyal olarak kendilerini koruması ve zinde tutmasının başka bir yolu da ulusal kültürün gelişmesine katkı sunacak olan yerel kültürün geliştirilmesi olacaktır. Adeta her eve inmiş yerel kültür canlanması, eğer sağlıklı bir şekilde ulusal kültürün iyi bir hamuru ve mayası yapılabilirse her bireyin şahsında kapitalist modernist kültür sızmaları durdurulmuş olacaktır.
* Diasporada sonuç itibariyle Kürtler mültecileşmek istemiyorlarsa, erimekten kendilerini kurtarmak istiyorlarsa grup grup, dalga dalga Kürdistan’a dönmeleri gerekiyor. Yaşanan tüm sorunların en iyi ve güçlü cevabı kendi ülkesinde, kendi topraklarında özgürce yaşamaktan geçmektedir.
* Bugün Kürdistan’da çok büyük ve görkemli bir direniş sürmektedir. Nasıl ki bugüne kadar diasporadan binlerce Kürdistanlı genç kız ve genç erkek Kürdistan dağlarına çıkarak hem Avrupa hem Kafkasya hem eski Sovyet ülkeleri hem de Ortadoğu’ya dağılmış Kürtleri ayakta tutarak önemli bir moral kaynağı ve kültürlerini korumanın bir vesilesi olmuşlarsa bundan böyle de Kürdistani olarak kalmanın, Kürt kültürünü yaşatmanın ve de kapitalist modernist etkilerden kendini korumanın yolu özgürlük dağlarına akmaktan geçmektedir.
Büyük intikam için büyük dönüş ve dönüşüm
Sonuç itibariyle, Kürtlerin düşmanları, Kürtleri sömürge ve işgal altına alanlar, Kürtlerin kendi ülkelerini terk etmeleri için büyük çabalar içerisinde olmuşlardır. Bunun için Kürtlere karşı fiziki ve kültürel soykırım işlemekten geri durmamışlardır. Bugün eğer yüzbinlerce Kürt, Kürdistan’ın dışında yaşıyorsa temel nedeni bu kıyım ve katliamlardır. Her kıyım ve her katliam birçok Kürt’ü ülkesinden kopmaya götürmüştür. Eğer bugün bir Kürt diasporasından söz ediliyorsa temel nedeni sömürgecilerin Kürtlere karşı uyguladığı bu zulüm ve baskılardır. O zaman yapılması gerekli olan, bu sömürgecilerden ve kapitalist modernist sistemin hegemonik güçlerinden büyük intikam almaktır.
Başkan Apo, “Sen öyle bir ülkede ve öyle bir halk için savaşıyorsun ki, her şey acımasız bir terörle elinden alınmıştır. İnsan olma hakkını bile elinden almışlardır. Bu bağlamda senin vatan ve özgürlüğe ekmek-su kadar ihtiyacın vardır. Senin şeref ve onura ihtiyacın vardır. Tüm bunlar düşman tarafından yok edilmiştir. Sen bu nedenle o kadar öfkelisin” demektedir.
En büyük intikam ise öncelikli olarak ülkeden koparılmaya karşı gösterilecek olan büyük hırs ve tepkidir. Bu büyük hırs ve tepkiyi devasa bir örgütlülüğe dönüştürerek “büyük dönüş ve dönüşüme” çevirmek ise her namuslu Kürt’ün temel görevidir. BİTTİ
Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından hazırlanmıştır.