Dicle kenarındaki kuzu

Forum Haberleri —

13 Temmuz 2021 Salı - 09:43

  • Erdoğan ve küçük ortağı Bahçeli’nin ‘taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmamalı’ dediği zamanlardan günümüze yıkılan kim ayakta kalan kim? Bunu sormak gerekmez mi?

 

SAVAŞ FIRAT

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarê Bekir’e geldi. Böyle bir süreçte gelmesinin kendisi elbette yorumlanmaya açıktır. Mesajın kendisi böyle bir gelişte gizli olabilir. Ki çoğu zaman egemenler öyle yapmıştır ve yapmaya devam etmektedirler. Bu konuda Erdoğan hükümetinin oldukça kabarık bir sicili vardır. Her bir operasyon, saldırı, geliştirdiği her bir hamlenin tarihi çok bilinçli secilir. Adlandırmalar ona göre yapılır ve propaganda konusu olur.

Bilinçli bir şekilde Amed kelimesini kullanmıyoruz burada. Çünkü Erdoğan Amed’e değil Diyarê Bekire geldi. Belki de herkes söyleyeceği sözlerin içeriğine ve sözlerine yüklediği anlama bakacak. Ki yanlış değil, öyle de bakmak gerekebilir. Böyle bir zamanda sözlerine yüklediği anlamlarla bazılarına mesajlar vermek isteyebilir. Bu doğal ve anlaşılır bir durumdur. Herkes bu mesajlardan kendisine düşeni alacak, yorumlayacak ve ona göre tedbirlerini alacaktır.

Bu durum hem Amed halkı hem de Diyarbekir halkı için de geçerlidir. Tüm Kürdistan halkları için geçerli olduğu gibi.

Peki Erdoğanın gelişini Amed halkı neye ve nasıl yoracak? Hepsinin yürekleri kabarmış, sevgi seliyle dolup taşan bir karşılama mı olacak yoksa sömürgeci bir diktatörün denetimindeki vilayeti ve valisinin ziyareti olarak mı algılayıp ona göre mi karşılayacak.

Bu konuda halkımızın duygularından hiçbir zaman kuşkumuz olmadı. En acımasız saldırıların olduğu zamanlarda insanların kendi balkonlarından başlarını çıkarmaya korktuğu anlarda bile yaptıkları bedduaların ne olduğunu ve kim için olduğunu biliyoruz. Bu konuda halkımızın tavrı çok net ve onurlu oldu hep. Bu iyi niyetli bir temenni değil, fırsat bulduğu anda kendisini gösteren kabarmış yüreklerin dile gelişinde gördük. 8 martlarda, Newrozlarda gördük. Ki sadece biz değil bunu Erdoğan’ın kendisi de gördü. Hem de büyük kahrolarak. 6 yıllık kesintisiz yürüttüğü saldırının hiçbir sonuç almadığını ve halkı sindirmediğini, halka geri adım attırmadığını çok büyük kahrolarak gördü.

Şunu hep merak etmişimdir. Milyonlar Newroz alanlarında iken Erdoğan ne hissetti, ne refleks gösterdi? Hani Cizre yerle bir  edilmişti. Şırnak, Sur yerle bir edilmişti. O halde şunu sormak gerekmez mi? Yerle bir olan Cizre, yıkılan evler ve binalar mı yoksa dimdik ayakta olan onbinlerce insan mı? Özgürlük hareketine karşı yürüttükleri savaşta Kürdistan’ı yerle bir etmekten bahsedenler karşılarında iki şey bulmadılar mı? Harabe olmuş, gerçek anlamda yerle bir olmuş şehirler ve tüm bunlara rağmen dimdik ayakta olan milyonlar.

Erdoğan ve küçük ortağı Bahçeli’nin ‘taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmamalı’ dediği zamanlardan günümüze yıkılan kim ayakta kalan kim? Bunu sormak gerekmez mi?

Daha dün buralara gelmiş ve buraları işgal etmiş bir gücün son temsilcisi olarak Erdoğan artık kendisini bu toprakların sahibi olarak görecek kadar kendisinden geçmiş ve tarihi anlamlar yüklü mesajlar vermektedir. Diyarbakırda kullandığı bazı kavramlar ilginçtir. “Diclenin kuzularını çakallara kaptırmamaktan” bahsediyor. Bu cümlenin sahibini biliyoruz. İslam halifelerinden Ömer bu sözü kullandıktan sonra neler yaptı. Onu da biliyoruz. Sadece Erdoğan’ın değil bizim de tarih hafızamız yerinde duruyor ve acılarını daha dün gibi yaşıyoruz. Kılıçlarından kan damladı. Hem de kürt kanı. Oysa bazıları bu değerlendirmeleri adil bir yöneticinin adilane vurguları olarak yorumlamakta oldukça ısrarcıdırlar.

Bu sözler Erdoğan için de geçerlidir. Ne kadar büyük savunucu olarak, kurtarıcı olarak ortaya çıkmaya çalışırsa çalışsın bazılarımızın hafızasında hep şu kuşku olacaktır. Diclenin kenarındaki kuzu kim, kurt kim, çakal kim? Bu kuşkuyu Erdoğan nasıl giderecek ya da kim bu sözlere inanacak? Hele hele gerçek anlamda Dicle’nin kenarındaki kuzuları en onurluca yaşam ve direniş arayışında iken şehirleri ile birlikte yere gömmenin sorumlusu iken. Halen bu kanlar ağzından ve ellerinden aşağı akar iken. Kim inanacak? Ne tesadüftür ki, kurtuluş mitlerini dayandırdıkları hayvan olan kurt ve köpeklerin en fazla kuzu kapmak için koşturduğunu bilmelerine rağmen.

O halde ne oldu da Erdoğan böyle bir zamanda gelip Diyarbakır’lılarla kavlini yenilemekten! bahseder oldu? Ne kavli? diye sorası geliyor insanın.

7 Haziran 2015 seçimlerine kadar bir şekilde seçim meşruiyetini koruyan AKP lideri olarak mı kavlini yenileyecek, yoksa 7 haziran sonrası kaybetmesine rağmen zorbaca yönetime el koyan ve büyük katliamların sorumlusu olarak mı kavlini yenileyecek? Eğer sözlerinde bir anlam aranacaksa burada aranmalıdır. Bazen söylenenleri tersinden yorumlamak gerek; Erdoğan’ın söylediklerini tersinden yorumladığımızda gerçek çok çıplak bir biçimde gözler önüne serilmektedir. “gücünü silahtan, şiddetten değil aziz milletimizden alıyoruz” dediğinde, 2014 ve öncesi olsaydı hatta ve hatta 2015 ve öncesi olsaydı insanın inanası gelebilirdi. Ama son elli yılın en kanlı savaşını yürüten bir iktidarın başı olarak söylediğinde inanmak için ya çok büyük ahmak olmak gerek ya da bu kanlı savaşın suç ortağı.

İşte tam da böyle bir savaşı hem de Dicle sularının kenarında bu halkın evlatlarına karşı yürüten birinin gelip kuzuları kimseye kaptırmamaktan bahsetmesi ancak ve ancak şöyle yorumlanabilir. ‘Buraların tek sömüreni ben olacağım. Benden başka kimsenin buraları sömürmesine izin vermeyeceğim. Eğer kalmışsa yenilecek kuzu, onu buraların kurdu ve köpeği olarak ben yiyeceğim. Kimseye yedirtmeyeceğim.’

İşte belki de en sade ve tarihsel atıflarla dolu olan bu sözlerin yorumlarından biri. Sadece ve sadece biri. Elbette çok farklı ve kapsamlı mesajları içeren değerlendirme ve tespitleri de gerektirecek kadar mesaj ve anlam yüklü olduğunu hepimiz ve özellikle Amed halkı hissetmekte, yaşamakta ve bilmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.