AHMET KANBALMA/İZMİR
Denizli'de 28 Nisan'da tutuklanan Gazeteci Gökhan Öner hakkında hazırlanan iddianamede DİHA'da çalışması "örgüt üyeliği"ne delil gösterildi. Öner ile birlikte gözaltına alınan 4 kişinin de telefonlarındaki Kürtçe şarkılar "örgüt propagandası"na gerekçe yapıldı.
Denizli’de 28 Nisan’da gözaltına alınıp tutuklanan KHK ile kapatılan Dicle Medya Haber Ajansı muhabiri Gökhan Öner ile serbest bırakılan Mehmet Diler, Erol Beler, Muhlis Kayar ve Eyyüp Hansu hakkında Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Uğur Atakul tarafından iddianame hazırlandı. Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede 4 kişi hakkında “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıldan 5 yıla kadar, Öner hakkında ise, "Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası istendi.
Öner ve beraberindekilerin yapılan bir ihbar üzerine gözaltına alındıkları ancak adreslerinde yapılan aramada “Suç unsuruna” rastlanmadığı belirtilen iddianamede, Mehmet Diler hakkında el konulan telefonunda bulunan Kürtçe şarkılar nedeniyle üzerine atılı suçu işlediği belirtildi. Diler, hakkındaki değerlendirmede savcılık, “Şüphelinin telefonun da PKK/KCK/YPG Silahlı Terör Örgütünü övücü nitelikte çok sayıda şarkı, marşların bulunması birlikte değerlendirildiğinde şiddeti çözüm biçimi olarak seçmiş olan PKK/KCK terör örgütünü uzantılarını ve örgüt mensuplarının propagandasını yaptığı anlaşılmıştır” ifadelerine yer verdi.
Eyyüp Hansu ve Erol Beler’in sosyal medya paylaşımları ve telefonunda yer alan Kürtçe şarkılar da suçlama konusu yapıldı. Muhlis Kayar’ın da sosyal medya paylaşımları ve telefonunda bulunan Kürtçe şarkıların yanı sıra evinde bulunan Özgür Halk Dergisi, Yurtsever Gençlik Dergisi ve kayyum atanan Özgür Gündem Gazetesi suçlama konusu yapılarak, "Örgüt propagandası yapmak"tan cezalandırılması istendi.
Muhabirlik yapmış olması yeter
Dihaber muhabiri Öner hakkında ise “Dihacı Gökhan” denilerek ihbarda bulunulduğuna yer veren savcılık Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) “Örgüt talimatları” doğrultusunda yayın yaptığını ileri sürdü. DİHA abonelerinin yayınlarıyla 2010’da "KCK/Basın" adı altında yapılan operasyonlara yer verilen iddianamede, operasyon kapsamında ifadeleri alınan “Gizli” ve “Açık” tanıkların beyanları delil olarak gösterildi.
Savcılık iddianamede DİHA’nın bürolarına 2004, 2007 ve 2017 yılında yapılan baskınlarda el konulan kitap, dergi ve gazeteleri de “Örgütsel doküman” olarak gösterilerek, suçlamaya dayanak yapıldı. Savcılık kapatıldığı sırada merkezi Amed’de olan DİHA’ya dair değerlendirme kısmında “PKK/KCK adına hiyerarşisi altında/güdümünde basın-yayın faaliyeti yürüten bir haber ajansı olduğu, örgüt adına yayın yapan birçok televizyon, radyo, gazete ve internet sitelerine haber sağladığı, örgüt bağlantısının Irak’ın kuzeyinde bulunan örgüt yönetimince sağlandığı, haberlerin söz konusu ajansa bu merkezden aktarıldığı değerlendirilmektedir” iddialarına yer verdi.
Savcılık, DİHA ile ilgili iddialar üzerinden Öner’in “Örgüt üyesi” olduğunu öne sürdü.
Öner’in sosyal medya paylaşımları, evinde bulunan kitaplar, bilgisayarında yer alan haberlerle cezaevlerindeki arkadaşlarından aldığı mektuplar da suçlama konusu yapıldı.
PTT gazeteleri ihbar etti
YASİN KOBULAN MA/İSTANBUL
PTT, İmralı Adası'na gönderilmek üzere kargoya verilen Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin nüshaların, adrese göndermek yerine savcılığa gönderip ihbar etti.
Kayyum atanan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 6’sı tutuklu 14 çalışanı hakkında açılan davanın ilk duruşması, 12 Eylül'de görülecek. Gazeteye kayyum atanmasına gerekçe yapılan soruşturmaya konu şikayetlerden biri de Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş.'nin (PTT) basın savcılığına yapmış olduğu ihbar başvurusu. PTT'nin avukatı Sedat Karakaş tarafından 12 Şubat 2018'de yapılan ihbara gerekçe olarak da Öcalan'a gönderilen gazeteler sunuldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu Savcısı Yasemin Baba, yapılan ihbar başvurusunu gazete hakkında 2017/24753 esas sayılı dosya ile birleştirdi.
Yapılan suç duyurusunda gazeteler için "Üzerinde genel ahlak kurallarına aykırı ve güvenliği bozucu ve bir suç işlenmesini teşvik edici işaret, resim ve yazılar taşıdığı" denildi. Gazetelerdeki yazıların ise "Ülkenin bölünmez bütünlüğü ile Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı yazılar taşıdığı" iddiasına yer verilerek, gazete içeriklerinin suç niteliği taşıdığı ileri sürüldü.
Avukat Karakaş, gazetenin 7 adet sayısını delil olarak göstererek, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin dağıtımının durdurulmasını ve gazetenin sorumluları hakkında ise CMK ve TMK kapsamında işlem yapılmasını talep etti.
Kürt renkleriyle halaya ceza
İzmir’in Konak ilçesindeki Gündoğdu Meydanı’nda yapılan 2017 Newroz kutlamasına katılarak, sarı-kırmızı-yeşil flama etrafında halay çektiği için hakkında dava açılan Emrah Çelebi’ye 10 ay hapis cezası verildi.
İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Çelebi’ye verilen cezada halay çekerek, “Örgütün cebir ve şiddet eylemlerini övdüğü” iddia edildi. Mahkeme ayrıca Gündoğdu Meydanı’nda Valilik izni alınarak gerçekleştirilen kutlama talimatının PKK tarafından verildiğini savunarak, “PKK/KCK terör örgütünün yukarıda anıldığı şekilde uzantısı konumunda olan organizasyonların internet üzerinden verdikleri talimatlar doğrultusunda 21 Mart 2017 günü Konak ilçesi Gündoğdu Meydanı’nda gerçekleştirilen Nevruz konulu gösteri yürüyüşü açık hava toplantısı sırasında şüphelinin PKK/KCK terör örgütünü temsil eden bez parçası etrafında halay çektiği tespit edilmiştir” ifadelerine yer verdi.
Halay çekerken türkü de söyledi!
Mahkeme gerekçeli kararında Çelebi’nin halay çekmek suretiyle, “Örgütün cebir ve şiddet eylemlerini övdüğünü” iddia ederek şu ifadelere yer verdi: “Terör örgütünün cebir, şiddet, veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde İzmir ili Konak ilçesi Alsancak Gündoğdu Meydanı’nda Nevruz konulu gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantısında yaklaşık 3X10metre ebadında bulunan sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan ve PKK/KCK terör örgütünü temsil eden bez parçasını açan ve taşıyan grup içinde yer alması ve yine bez parçası etrafında halay çekmekten ibaret olan eylemlerinin örgütün bayrağı olarak nitelendirdiği şiddete başvuran, örgütü çağrıştıran bez parçasını halay çekerek ve türkü söyleyerek salladığı, bu şekilde örgütü ve yaptığı eylemleri övmek suretiyle örgüt propagandası suçunu işlediği anlaşıldığından hüküm fıkrasında gösterilen sebep ve gerekçelere göre ceza tayinine gidilmiştir.” İZMİR
Doktordan hasta tutsağa: Ölürsen öl!
REYHAN HACIOĞLUJINNEWS/İSTANBUL
Hasta tutsak Fatma Tokmak, kontrol için götürüldüğü Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “Ölürsen öl” şeklindeki nefret söylemine maruz bırakıldı.
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden mektupla haber gönderen kayyım atanan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi tutuklu editörlerinden Reyhan Hacıoğlu, hasta tutsakların durumuna dikkat çekerek, yaşam haklarının nasıl gasp edilmek istendiğini anlattı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) verilerine göre cezaevlerinde bin 400’ün üzerinde hasta tutsak bulunuyor. Bunlardan 400’ü ağır hasta. Hasta tutsaklardan biri de Fatma Tokmak.
24 gün işkencede kaldı
İstanbul’da 1996’da gözaltına alınan Tokmak, o dönem 2 yaşındaki oğlu ile 24 gün işkencede kaldı. Kalp yetmezliği bulunan Fatma 12 kişiyle birlikte yargılandığı dava kapsamında, “Örgüt yöneticiliği” iddiasıyla müebbet hapis cezası alan 4 kişiden biri oldu. 2006’da Kadıköy’de Siyami Ersek Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan ilk ameliyatın ardından “Cezaevinde kalamaz” raporuyla tahliye edildi. Ancak 2010’da cezasının kesinleşmesi sonucunda yeniden tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne konuldu.
İlk ameliyatın ardından 3 ameliyat daha geçiren Fatma’nın 4 kalp kapakçığının 3’ü çalışmazken, doktorlar yapay kapakçık ameliyatının cezaevi koşullarında yapılamayacağını söylüyor. Riskli ilaçları bir arada kullanan Fatma’nın 3 ya da 7 günde bir yapılması gereken rutin kontrolleri neredeyse 20 günde bir yapılıyor.
Kelepçeli muayeneyi kabul etmediği için her seferinde doktor kontrolleri işkenceye dönüşen Fatma, cezaevi personelinin haber vermeden götürdüğü kontrollerde ne için götürüldüğünü bilmezken, bu durum karşısında doktorların da keyfi ve ırkçı tutumlarına maruz kalıyor.
Bunun son örneği geçtiğimiz günlerde yaşandı. Fatma, kontrol için götürüldüğü Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Göğüs Hastalıları Uzmanı Dr. Ebru Artan’ın muayene saatleri geçtiği gerekçesiyle, “Ölürsen öl, benim derdim değil” şeklinde nefret ve hakaret söylemine maruz bırakıldı. Son bir aydır durumu ağırlaşan Fatma, “Bir aydır kanamam var. Kanım çok sulanıyor ya da pıhtılaşıyor. ‘Doktor kanın beyne sıçraması halinde felç olabilirsin’ diyor” ifadelerini kullandı.
Cezaevi koşullarında sağlıklı beslenemeyen Fatma’nın ağzında yaralar çıkarken, halsizliği de artmış durumda. Kendisine hiç bir tetkik yapılmadan ilaç verilen Fatma, “Serbest bırakmıyorlarsa bari insani tedavi koşulları sağlansın. Birçok hasta tutsak var. Bunlara maruz kalıyor” diyerek, duyarlılık çağrısında bulundu.