Ahlaksız bir savaşın, Asur’vari katliamların, Moğol ile IŞİD sentezi talan ve işgal görüntülerinin tüm şiddeti ile sürdüğü, insanların gömülemediği; hatta günlerce, haftalarca sokaklarda kaldığı, oğlunun cansız bedenine ulaşmaya çalışan bir annenin "kaç güneş bitti üzerinde oğlumun?" sorusunun cevapsız kaldığı; üç tarafı deniz yerine kan ile çevrili, kıyı bölgeleri bebek cesetleri ile dolu, Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan en yüzsüz köprü olma özelliği ile jeopolitik konumu eksenin dışına kaya kaya şirazeden çıkmış, insan dışılaşmış bu ülkenin cinayetlerine ortak olmayacağız diye bir bildiri yazan aydınların meselesini ve olanları biliyorsunuz. Bahsetmek istediğim konu bu mevzu ile ilgili yeni gelişen ve devam eden savaşın güncelliği ile de yakından ilgili yeni bir bildiri…

3 Şubat 2016 tarihli Sözcü gazetesinde "Vatan yoksa Üniversite de yoktur" başlıklı, 64 kişiden oluşan bir bildiri yayınlanmış. İmzayı atanların her biri birbirinden merdane, onlarca sıfat ve çalışma sahibiymiş. Şunu demişler: "Bilim insanlarının vazgeçmeyeceği iki temel ilke, gerçeğe bağlılık ve vatana bağlılıktır. ABD ve İsrail tarafından desteklenen PKK, Türkiye’yi bölmek için saldırıya geçmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin bu kalkışmaya karşı verdiği mücadele bir vatan savaşıdır. Bu savaşı destekliyoruz." Özetle siz katliam yapın, Kürdü yok edin işin bilim ve sosyal meşruluk kısmını bize bırakın demişler.

Bu kan sevicilere tarihin belleğinden bir sayfa ile küçük bir hatırlatmada bulunmakla yetineceğim. Malum "an geçmişte, geçmiş anda gizlidir."

***

1925’lerde Fas’ta bir savaş patlak verir. İspanyol işgalciler bir tarafa dönemin Sultan’ının baskıları bir tarafa… Tüm bunların ortasında direnişleri ile çeşitli mevziler, politik halklar elde eden bazı aşiretler, isyan grupları sömürgecileri korkutmuş olacak ki, Fransa da topa girer. Askerlerini yığar direnişçilerin üzerine. Fransa’nın bu emperyalist tutumunu deşifre etmek için bir grup aydın bir bildiri yayınlar. "Askerlere ve Denizcilere" başlıklı bu çağrı Fas Savaşı’nın durdurulmasını talep eder. Askerlere "oraya gönderilme sebebiniz onurlu bir ulusallık ile ilgili değil, ölüme gönderilme sebebiniz bir avuç kapitalistin çıkarlarıdır, cebi dolsun diyedir" diyerek seslenirler. Oradaki göreviniz "isyancılarla dayanışmaktır" diye de özellikle belirtirler.

Sen misin bunu diyen!

Hükümet hemen bu vatan hainlerine savaş açar. Sindirme, korkutma girişimleri başlar. Yasal kovuşturma gecikmez. Devletin bu yöneliminden güç alan ve "Devletin yanındayız, savaşı destekliyoruz" diyen onlarca aydın "Vatan Yolunda Aydınlar" başlıklı bir karşı bildiri ile demokrat aydınlara savaş açarlar. Onları vatanı sevmemekle suçlar. Dönemin savaş karşıtı aydınları nicelik olarak az da olsa sinip geri adım atmazlar, teslim olmazlar. Bu vatan güzellemecisi, savaş kaçkını aydınların bildirisine daha kalabalık bir grup olarak yeni bir bildiri hazırlarlar. İşin ucunda aydının şerefini de kurtarmak vardır artık. Bildirinin başlığı "Önce ve Daima Devrim" dir. 52 kişinin imzasını attığı bu metin L’ Humanitê’de yayımlanır. 21 Eylül 1925 tarihli bu bildiri topu taca atmadan, atağa yavaş yavaş kalkan takım gibi kurşuni sözlerini bir bir sıralarlar. Dönemine göre hayli cesur ve radikal olan bu metin "savaş açtığımız ve yargılama tehdidi ile karşı karşıya bıraktığımız o ilk bildiriyi açık açık destekliyoruz" ile güce tapan aydınlara ve hükümete girişirler.

Ne dediklerine değinmeden önce şu iki hususu da belirtmek gerek. Birincisi aydınlar devam eden haksız savaşı, gidişatı dehşet verici bularak; böyle bir gidişatta ezilen halkların kendi kaderini değiştirmeye, ona müdahale etmek zorunda kalmalarının meşru olduğunu belirtirler. İkincisi ise vatanın kutsanması (savaş, ölüm ile vs…) sadece boş değil aynı zamanda ölümcül, vahşi ve mideyi bulandıran bir fikirdir diyerek "Bizim için Fransa yoktur" derler. Sömürgecilerin marifeti ile aşağılanmış ruhun isyanı olduklarını söyleyen bu aydınlar, özgürlüğe ancak devrim ile gidilebileceğini ifade ederler…

Ve sözü yavaş yavaş vatancı aydınlara getirirler. "Vatan Yolunda Aydınlar" başlıklı bildiriye imza atan felsefeci, akademisyen, avukat, hekim, vs. kim varsa onlara şöyle seslenirler:

Bu salaklık abidesi bildiriye imza atanlar, hepinize duyuruyoruz: Sizleri ifşa etmek ve yerin dibine geçirmek için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Ne zaman vatandan nemalanma fırsatı çıksa kulaklarını dikip dikkat kesilen siz köpekler; tek derdiniz bu kemiğe dişinizi geçirip geminizi yürütmektir…"

***

Vatandan nemalanma fırsatının tavan yaptığı bu günlerde katliam çağrısı yapan bu 64 "aydın" görünümlü kontraya, yukarıdaki seslenişin, son cümlesi üzerine daha iyi söylenebilecek bir cümle bulamıyorum. "Aynısından" demekle yetineceğim…