Dünyanın en etkin insanları genellikle en aptalca söylemlere sahipler. Fakat bu kadar yükselmeyi nasıl sağlarlar? Ve zirvede nasıl kalmayı başarırlar? Tarihte sayısız örnekler var. Diktatörlerden bahsediyoruz.
Bunların yükselişleri genelde aynıdır. Mağdurlar. Mağduriyetleri toplumsal değil bireyseldir. Aşağılanmışlık benliğinde silinmeyecek yaralar bırakmıştır. Kişilik gelişiminde aldığı çarpık eğitimden kaynaklı kompleksler devasadır. Bu birikinti patlayacağı zamana ayarlanmış bomba gibidir. Hedefleri güç ve iktidardır. Oraya ulaşımda her şey mübahtır. Aptal değildirler. Yönetme yetenekleri muazzamdır. Hep tetiktedirler. Kimseye güvenmezler. Karizmatikler, gözü karadırlar, kararlıdırlar, Paranoyaklar. Bu paranoya normal insanlar için ilaçla tedavi edilmesi gereken bir hastalık iken bunlar için zinde kalma ve kontrolü bırakmama durumudur. Üstün becerileri vardır. İkna gücü yüksek, manevrada ustalar. Hedefe varmak için sünni değerler yaratıp, etrafındakilere yedirerek onları yolda teker teker ekarte etmede gözü karadırlar. Yaptıklarında ve söylediklerinde doğru yanlışa degil etkisine bakarlar. Hep haklı olduklarını duymak isterler. Alkışlanmak ruhlarına gıda gibidir. Kontrolün halen kendilerinde olduğunu kanıtlamak için kendinden öncekileri, şimdikileri ve olası gelecektekilerini belirli aralıklarla kurban ederler. Kendini dünyanın en akıllı insanı sanarlar. Bilmedikleri konu yoktur. Kendilerini en kutsal olanla kıyaslayıp dokunulmaz olduklarını aşağıya inceden inceden yedirirler. Organize ve sünni krizler yaratıp tek kurtarıcı olarak şov yaparlar. Yaparlarda yaparlar...
Tabi tüm bunları yapmak için gerekli araç ve gereçleri yaratacak kadar da akıllılar. Tarihte çıkardıkları tek ders de budur.
İlk başta kendilerini sıradanlaştırıp halkın en mağdur kesimine dahil eder. Mağdur toplumun reel sorunlarına gerçekten bir çözüm hiçbir zaman sunmazlar. Aksi durumda varlık gerekçeleri ortadan kalkar. Mevcut sistemin bataklığında, o bataklığı kurutacağım vaadiyle yeni bir bataklığa temel atarlar. Sabırlılar. Ufaktan ufaktan ağını örerler. Kader birliği ile ittifaklar yaparlar. Birlikte yürürlerken de paralelinde çelme takmanın hesabını da yaparlar.
Önce kendine göre bir din yaratırlar. Açıp kapatabilecekleri bir medya ya sahip olurlar. Aşırı sembolize güç yapıtlar yaratırlar. Hesap vermeyecekleri bir hukuk ve yargı sistemine sahip olurlar.
Bu sadece iktidar hırsı ile açıklanacak bir durum değildir. Genel anlamda iktidarsızlığında bir dışavurumudur. Mutsuzdurlar, tatminsizdirler, şahsen güçsüzdürler. Onun için sahip olamadıkları tüm bunları kendilerine yaratırlar. Anlık tatmin olur. Bunun sürekli olmadığını bilmeleri onları daha da hırslandırır. Bu hırs ile pervasızlaşır hep açtırlar. Müthiş soğuk bir yalnızlık yaşarlar. Onun için hep kalabalık yaşarlar. Tek başına kaldıklarına adeta çıldırılar ve etrafı yakıp yıkarlar. Bu durumda etrafındaki yalakacılar ekip olarak moral vermek için habire takla atarlar. Grup halinde kimse kimseyi sevmez. Bunu da hepsi bilir, onun için de herbiri sahibine yalakalık yarışına girerler. Sahip ise ilk düşüşte en erken kim kaçacağının muhasebesini yapa yapa herkese mavi boncuk dağıtır.
İyi muhasebe tutarlar. İktidarın zirvesinde kasalar da taşacak şekilde dolar. Herkesin hesabına hakimdirler. Miktar itaat derecesine göre sürekli değişir.
Fakat iktidarın ve gücün tam zirvesinde olmalarına rağmen huzursuzdurlar. Güvercin tedirginliği yaşarlar. Uyku uyumayı unutacak duruma gelmişler. Korkuları çoktur ama hepsini bertaraf etmenin de taktiklerine sahipler artık, bir tanesi hariç: Mizah
Mizah diktatörlerin en korktuğu sanat dalıdır. Ordular ile yenemeyeceğiniz despotları iki kalem ile çizersiniz. Zaten espiri anlayışı olan biri zor diktatör olur. Diktatör olan da sanatta sadece kendi yağlı boya portresini sever. Onun için mizah onun karizmasının çizilmesi olarak algılanır.
Erdoğan’ın hiddetlenmesinin arkasında bu ciddi olma durumu yatarken, aynı zamanda kendisinde Muhammed karikatürlerinde olduğu gibi kutsallık kıyaslaması da sezinleniyor.