
Hitler’i bugün herkes konuşur. Herkes bir şekilde lanetleyerek de bu kişiliği değerlendirir. Ancak unutulur ki Hitler’i Hitler yapan sadece Hitler’in gücü değildi. Hatta Hitler’in o çapta bir kişilik olmadığını da herkes bugün bir şekilde bilir. Ancak buna rağmen Hitler gibi bir kişilik milyonlarca insanın katledilmesine ve milyonlarca kilometre kare toprağın ise çorak kalmasına yol açmıştır. Ve böyle bir kişiliğin tüm insanlığın başına bela oluşunu Avrupa’nın daha güncel bir kavramlaştırmayla batı dünyasının sermayesi sağlamıştır. Güya Hitler şişirilecek ve yapabilirler ise o zaman gelişmekte olan Sosyalist ülke Sovyetler sınırlandırılacak. Yayılmasının ve etkisinin genişlemesinin de önü alınacak. Yapılabilir ise bir şekilde Hitler yönlendirilerek Sovyetlerin üzerine sürülecek.
Bunun karşılığında ise Hitler’in Yahudileri, Romanları, sosyalistleri, sosyal demokratları derken önünde engel gördüklerini ezmesine sessiz kalınacaktı. Ve batı sermayedarları bunu 1 Eylül 1939 yılına -Polonya Saldırısına –kadar da Hitler’i her türlü saldırısına ses çıkarmadıkları gibi ekonomik olarak destek bile sunmuşlardır.
Batı sermayedarlarının; Bencil, ahlaki değerlerden uzak, menfaatçi, pragmatist yaklaşımları Hitler gibi nur topu bir faşist Diktatörün ortaya çıkmasına yol açtı. Ve bu faşist hem Mussolini gibi çapsız bir diktatör ile ilişkisini bu düzeye çıkarmasıydı hem megaloman duygularına esir düşmeseydi, hem de Sovyet yurtseverliği gibi insanüstü irade gösteren bir karşı koyuş olmasaydı belki bugün „Demokrasinin Çekim Gücü” olan Avrupa yerine Franko ve Salazar’ın İspanyası ile Portekiz gibi faşist bir ülke olmaktan kendini kurtaramayacaktı.
Yeniden belirtelim, Hitler’i ortaya çıkaran Hitler ve NSDAP olmamıştır, Hitler’i yaratanlar aynen Frankenstein gibi bizatihi batı sermayesi olmuştur.
Şimdi ise insanlığın başına yeni bir diktatör bela olmaya başlamıştır. Ve bu yeni diktatör Hitler’in çok ötesinde daha gözü kara ve faşist bir insanlık düşmanıdır. Ve bu diktatörün elinde „Vatan, Millet, Sakarya” sloganını kendisine bayrak edinmiş bir halk da var. Yine sözde sosyal demokrat olduklarını söyleyipte bu milliyetçiliğin esiri olan bir de solcuları var. Ve bir de coğrafyamızın mezhep çatışmalarını körükleyen DAİŞ, Selefi, İhvan gibi insanlığa karşı acımasızca saldıran örgütlerinin yanı sıra mezhepçiliği kendilerine esas alan zihin özürlü bir de Arap egemen devletleri var.
Yukarıda dile getirilen özellikleri itibariyle Erdoğan ismindeki yeni diktatör Hitler’in çok ötesinde insanlığın başına tehlike olacak bir kişiliktir. Elindeki bu kozlarının yanı sıra pratik politika ile pragmatizmin en kirlisini günlük olarak taktik büyük bir ustalıkla bir de idare eden bir kişilik ile karşı karşıyadır insanlık.
Ama unutulmayalım ki bu diktatörü ortaya çıkaran güçlerin başında batı dünyası gelmektedir. Öncelikli olarak Amerika bu megaloman kişiliği özenle hazırlayarak, önce Türkiye’nin başına ardından da insanlığın başına bela etmiştir. Yine Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya’nın da bu kişiliğin şişirilmesinde de büyük rol üstlendiklerini söyleyelim.
Uzun süredir hazırlanmış olan bu diktatörü özgürlükçü Kürtlerin üzerine sürerlerken tek bir ses çıkarmadılar. Toplumun diğer farklı kesimlerini ezerken de ses çıkarmadılar. Örneğin 2015 ile 2016 kışında Kürdistan’da hiçbir insan hukukunun kabul etmeyeceği, edemeyeceği insanlık suçlarını diktatör Kürdistan şehirlerine karşı işlerken sessiz kaldılar. Tanklarla, uçaklarla şehirler yerle bir edilirken ses çıkarmadılar. İnsanlar bodrumlarda katledildikten sonra benzin üzerine dökülerek yakılmalarında da ses çıkarmadılar. Ölü bedenlerle bu faşizm oynarken de ses çıkarmadılar. Kürtlerin ve insanlığın ortak bir değeri olan mezarlıklarını uçaklarla bu diktatör bombalarken de ses çıkarmadılar.
Dikkat edersek, Hitler’e ses çıkarılmayıp destek sunulduğu gibi Erdoğan’a da ses çıkarılmamış ve çoğu zaman desteklenmiştir. Silahlar, keşif araçları verilmiştir. Dahası hep bir şekilde şişen egosu daha da şişirilmiştir.
Sonuç ne olmuştur? Sonuç bugün tüm insanlığa meydan okuyan –hem de en lümpence bir dili de kullanan- „diktatör demişler umurunda değil” diyen bir diktatörün doğmasına yol açmışlardır. Çok açık bir şekilde ve de hiçbir çekinme ve gizlime ihtiyacı duymadan; Selanik’ten, Batum’dan, Musul’dan, Halep’ten, Batı Trakya’dan derken birçok başka yerin ismini vererek, oraların kendilerine ait olduğunu bu diktatör söyleyerek, hak iddia etmektedir. Bunları pratikleştirmek için Suriye’de adım atmıştır. Irak’ta ise atmak istemektedir. Yine bu diktatör öncelikli olarak Avrupa’nın birçok yerinde DAİŞ adı ile ne kadar insan katlettiği ise ortada.
Dahası, her konuşmasında, her ekrana çıkışında anlık olarak Amerika’ya, Avrupa’ya derken insanlığın evrensel değerleri nasıl ayak altına alacağını, yerel ve milli Türk tipi bir rejimi kuracaklarını da açıktan söylemektedir.
Uzatmayalım ve söyleyelim ki, kendi elinizle özenle yarattığınız Frankenstein’iz ve Hitler’den daha ham diktatörünüz size hayırlı olsun!