Kendisi için birçok sıfat sayılabilir. İyi olmayan sıfatların hepsini de fazlasıyla hak etmişti O.
Kenan Evren’in ölümüne bir yönüyle üzüldüm çünkü O da tıpkı Doğan Güreş gibi yaptığı kötülüklerin hesabını vermeden gitti.
Lanetleyeni bol, “Hakkımızı helal ediyoruz” diyeni bir avuç hısım akraba olan bir kişi...
Her diktatör için çok, bir devlet ve millet için utanç olan bir seremoni.
Evren şanslıydı çünkü eğer demokratik bir ülkede yaşıyor olsaydı bu bile nasip olmayabilirdi O’na.
Öldükten sonra da ibretlik olmaya devam eder bazıları. İşte Kenan Evren de bunlardandır.
Ölünün arkasından konuşulmaz derler ama eskisi ölüp giderken yenileri türemesin diye konuşmak gerekir Evren’i. Türkiye’nin başına saldığı belaları, ülkeye musallat ettiği kötülükleri, yaşattığı acıları unutmamak ve unutturmamak adına yazmak gerekir.
Hele başınızda Evren Paşasına öykünen birisi varsa ve daha da önemlisi bu kötü ruhtan kurtulmak için elinizde bir fırsat varsa, daha fazla söz etmek lazım bu kötü ruhtan.
Hitler, Saddam, Musolini veya Evren paşaların ya da bunlardan birinin içine kaçtığı, ruhunu fethettiği bir bela ile karşı karşıyaysanız, ülkenizin dümeni bir kaçığın elindeyse ve bir tufana doğru sürüklüyorsa sizi, bir yol kavşağındasınız demektir. Uçuruma düşmek kadar gidişata dur diyebileceğiniz ince bir çizgide seyrediyorsanız, karar verme anıdır demektir. Böylesi anlar büyük anlardır.
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum böylesi bir gerçeklik.
Diktatörlerin seçimle veya darbeyle iş başına gelmiş olmaları, diktatör olma gerçekliğini asla değiştirmez. Bunun dünyanın başka coğrafyalarında olduğu kadar bölgemizde ve ülkemizde de örnekleri vardır. Bunun için uzak diyarlara, geçmiş tarihlere gitmeye de gerek yok. En yakından tanıdığımız ikiz ruhlara bakmak yeterli: Birisi Kenan Evren diğeri ise günümüz mevkidaşı R. Tayyip Erdoğan.
Her ikisinin karakter özellikleri ve ruh halleri itibariyle çok sayıda benzer yönleri var. Kanımca en belirgin yön, rahatsız oldukları bir düzeni ne pahasına olursa olsun değiştirme dürtüleri ve hırslarıdır. Aynı özellik Hitler gibi diğer ruh ikizlerinde de vardı. Gidişatı değiştirme! Evren, istikrarı sağlamak için(!) “Ordu hükümete el koymuştur” demişti. Erdoğan da “siyasi istikrarı ve çok başlılığı” ortadan kaldırmak için başkanlık kılığı giydirilmiş diktatörlük istiyor. Yani her ikisi de zamanlarının demokrasi kırıntısını bile keşmekeşlik, düzensizlik ve kaos olarak görerek toplumu ve siyaseti hizaya çekme yalanını sığınak eyleyenlerden.
En belirgin farkları da şu; Evren bir darbeyle iktidara geldi. Darbe anayasasını yaptı. Ancak hakkını vermek gerekir ki bu darbe anayasasına sonuna kadar bağlı kaldı. Ölmeden önce de gerçekleştirdiği ve sorumlusu olduğu idamlar için “Olsa yine yapardım” diyecek kadar “tutarlı” ve kötülük tanrısına sadık bir müritti.
Ancak aynı tutarlılığı yeni diktatör adayında göremiyoruz. Yenisi çok keyfi. Hiçbir kurala, yasaya bağlı olmadığı gibi kendi söylediklerine bile sadakat beslemiyor. Kendi kurallarını bile gözünü kırpmadan çiğnemekten geri durmuyor. Evren’in şer yasalarını yeri geldiğinde eleştiren Evren’in halefi Erdoğan, işine geldiğinde bu yasaları bir adım öteye götürmekte bir beyis görmedi. Onun için en tehlikeli hatta Evren’den de beter bir kötü ruh ile karşı karşıyayız.
Diktatörün gitmesi de tek başına yetmiyor. Diktatörlerin türediği bataklığın kurutulması gerekiyor. Onun da yolu Türkiye’nin gerçek demokratik alternatifi olan HDP’nin seçimlerden en yüksek başarıyla çıkması.
Türkiye halklarının, demokrasi güçlerinin Evren ve benzerlerine vereceği en iyi yanıt HDP’nin başarısıdır. Bu yanıt sadece Evren’e değil Evren’e öykünen Erdoğan’a da verilmiş olacaktır.
7 Haziran seçimlerinde Türkiye, Erdoğan şefliğinde tek adamlığa yürüyen AKP BAAS’çılığına dur derse; Evren’e nasip olan devlet töreni Erdoğan’a nasip olmayabilir. Türkiye bir diktatörle ilk defa hem de o diktatör ölmeden hesaplaşma şansına kavuşabilir.
İşte o gün HDP, diktatörlerin boy verdiği bataklığı kurutmakla kalmayacak, bu diktatörlerden Türkiye ve Kürdistan adına hesap soracaktır.