Karakterlerle eleştiriler
Stefan Zweig’ın 'Vicdan Zorbalığına Karşı ya da Castellio Calvin'e' kitabında anlattığı yıllar, 'Tanrı' buyruğuyla tüm yaşam alanlarına müdahale edildiği dönemdir. Muhalif ve özgür görüşlerin yasaklandığı, ceza aracılığıyla bastırıldığı zorbalık yıllarıdır. Calvin’in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, İspanyol hümanist din adamı Miguel Serveto’nun resmi öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle hem Protestanlar hem de Katoliklerce lanetlenmesi ve bunun sonucunda 1553’te Cenevre’de yakılmak suretiyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. Tam da bu sırada Calvin’in karşısında konumlandırılan ana figür Sebastion Castellio, tarih sahnesine çıkar. Zweig’ın sözleriyle Calvin, “Serveto’nun yakılması için odun yığınını tutuştururken Castellio’nun dudaklarındaki suçlayıcı yargılayıcı sözcükleri alevlendirir. Calvin her türden özgür vicdana savaş ilan edince, Castellio da vicdan adına ölümü göze alarak ona meydan okur.” Bu meydan okuyuş 'Vicdan'ın karşı koyuşudur. Fransız insancıl din adamı Castellio’nun, Calvin’in baskı ve zorbalığına karşı meydan okuyuşu, Zweig’ın tarihi monografisinin ana eksenini oluşturur. Dönemin mutlak otoritesine ve bu bağlamda haksızlığa, zorbalığa, hoşgörüsüzlüğe karşı çıkma cesaretini bulan Castellio’yu bekleyen sonun Serveto’nun sonuna benzeyeceği düşünülür; ama Castellio, kendi deyişiyle “fil”e karşı savaşan bu “sivrisinek”, tek başına yürüttüğü mücadelesinde, gücü tükenmiş halde cezaya çarptırılamadan 1563’te ölür.
Zweig’ın bu kitabı çağının diktatörlük rejimine yönelttiği bir eleştiri olarak değerlendirilmektedir. Faşist ideolojilerin beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal boyutlardaki tehlikelerin ve kıyımların göz önüne serildiği, insanca yaşamak için düşünce özgürlüğünün, vicdanın altının çizildiği kitap, bu özellikleriyle evrensel bir boyut taşıyor.1881’de Viyana’da doğan Stefan Zweig, çok sayıda deneme, öykü, uzun öykünün yanı sıra büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşam öyküleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi, Zweig’ı derin karakter incelemeleri yapmaya yöneltir. Tarihsel karakterler üzerine yazdığı yorumlar ve yaşam öyküleri, psikolojik çözümlemeler bakımından son derece zengindir. Zweig, savaş karşıtı kişiliğiyle dikkat çekti.Nazilerin baskısı yüzünden Salzburg’u terk etmek zorunda kalır. Zweig, Avrupa’nın içine düştüğü siyasi duruma dayanamayarak 1942’de Brezilya’da karısıyla birlikte intihar eder.
KÜLTÜR SERVİSİ