Rauf KARAKOÇAN

Diktatörlük sistemine geçişin öncü sarsıntıları kendisini göstermeye başladı. Türkiye’nin ciddi bir ekonomik krizin eşiğinde olduğu herkesin malumudur. Bu kriz kendisini göstere göstere gelen bir krizdir. Türkiye’yi bu duruma getiren en temel mesele diktatörlük rejimi olduğu unutulmamalıdır. Diktatörlüğe giden yolda izlediği Kürt karşıtlığı politikalardır. Bu ilk etapta pek anlaşılmaya bilinir fakat krizin temeli anti Kürtlükle atılmış oldu. Atılan bu temel üzerine inşa edilen ise krizden başka bir şey değildir.

ABD’nin başını çektiği ticaret savaşının kurbanlarından birinin Türkiye olması kaçınılmazdır. Çünkü bölgesel politikalarda hemen her konuda ABD ile çelişmesi sonucu artık Türkiye’ye “had bildirmenin” vakti gelmiş bulunmaktadır. Suriye konusunda başından beri Kürtlere karşı izlediği düşmanca politikalardan dolayı, ABD ile çelişmesi nedeniyle hak ettiği krizle yüzleşmesi kaçınılmaz oldu. Suriye’de savaşan çetelere hamilik yaparak her türlü desteği sağlaması, DAİŞ’e karşı mücadelede ciddi manada zafiyet oluşturdu. Astana, Soçi süreçlerinde Rusya ve İran’la birlikte hareket etmesi, Cenevre sürecini boşa çıkarması ve ABD’den rol çalması bir tarafa kaydedilmesi gerekir. Bu yetmezmiş gibi mahalle kabadayı üslubu ile racon kesmeye kalkışması, papazı tutuklaması, S-400 füzelerine talip olması, İran’a uygulanan ambargoyu tanımaması ekonomik krize giden yolun taşlarını kendisi döşemiş oldu.

Ekonomik krizi damada bağlamak, kur dalgalanmasına, cari açığa, faiz lobilerine ve de dış mihrak tezgâhlarına bağlamak, krize etkileri olmakla birlikte yetersiz olacaktır. Kürtlerle barışmadığı müddetçe siyasi istikrarı yakalayamaz, siyasi istikrar olmadığı yerde ekonomik krizden kurtulamaz. Denklem bu kadar basittir. Diktatörlük rejimi nur topu gibi bir çocuk doğurdu, adını da ekonomik kriz koydu. Bu çocuk daha da büyücek ve bu rejimi yutacaktır. Bundan kurtulmanın palyatif yöntemlerle olmayacağını herkesin bilmesinde fayda vardır. Kendi kaynaklarını PKK’ye karşı mücadelede tüketen zihniyetin üretimi elbette iflas olacaktır.

Bu krizin mali işleri; rakamlarla izah edilmesi gereken bir mevzu olmakla birlikte siyasal zemininde Kürtler vardır. Sistemin kendisi kriz üretmeye devam edecektir. Sadece ekonomik alanda değil hemen her alanda bir çöküntü yaşaması mutlaktır. Siyasi, askeri, ahlaki, kültürel alanlarda da bunun etkilerini görmek mümkündür. Ulus devlet zihniyeti Türkiye’yi yaşanmaz hale getirmiştir.

ABD ile yaşadığı ağız dalaşmalarında sözde tehdit ederek mevzi değiştireceğinden bahsetmektedir. Yani kendisine yeni müttefikler aramak zorunda kalacağını ima etmektedir. Bu haliyle hiçbir müttefike güven veremez durumdadır. Rusya, Çin seçeneği Türkiye’yi daha da dibe çekecektir. NATO’dan koparmanın senaryosu ile yaklaşım gösteren Rusya seçeneğini tercih etmesi halinde bu; batının bütün kapılarının kapanması anlamına gelecektir. Türkiye formatlanması gereken bir durumu yaşamaktadır.

Bölgesel gelişmelere bakıldığında krizin derinleşerek süreceğini belirtmek için kahin olmaya gerek yoktur. Irak’ta seçim sonrası yaşanan siyasi kriz, hükümetin kurulamaması, iç çelişkilerin giderek derinleşmesi ve bir çatışma riskini barındırması, Türkiye’ye de etkileri olacaktır. İran’a uygulanan ambargonun da Türkiye’ye etkileri olacaktır. En önemlisi de Suriye-İdlib meselesi Türkiye’nin canını fena halde yakacaktır.

Türkiye, bu ticaret savaşında kaybetmeye mahkûmdur. Küresel sermayenin tokuştuğu bir coğrafyada, kredi bulmakta zorlanan bir diktatörlüğün nesine güvenerek bu savaşa girdiği sorgulanmalıdır. Özal gibi ekonomiden gelen birinin “bir koyup üç almak” gibi açgözlülüğün altında da Kürt karşıtlığı vardı ve canına mal oldu. Şimdiki durum daha çok boyutludur ve saçaklı bir durumdur. Erdoğan diktatörlüğünün canına ve hükümetine mal olmakla kalmayacak Türkiye’nin canına mal olacaktır.

Yastık altı dolara, altına bel bağlamak gibi mili ve yerli bir mücadeleye başvurmanın dilinden, ya da “bizimde Allahımız” var propagandasından piyasalar pek anlamıyor. Tanrı yerine geçen paranın dili, söylemi ve pratiği çok farklıdır. Kapitalizmin yöntemleriyle krizden çıkılamaz. Tam aksine kapitalizmden ve onun yedekliğinden kurtulmakla kriz aşılır. Bunun ön koşulu ise Kürtlerin iradesine saygıdır.

Kütlerle barış Türkiye’ye büyük kazandıracaktır. Türkiye halklarını galeyana getirerek elde edilen çoğunlukla meşruluk kazanılamayacağı bilinmelidir. Bu krizin cezasını herkes çekecektir. Belli de  Türkiye için hayırlısı olan böyle bir sondur. Çoğunluğun onayı ile onanan diktatörlük rejiminin getireceği felaketler üzerine çok yazılıp çizildi. Buna rağmen bile bile lades denildi. Çoğunluğun bildiği bir şey vardır mutlaka. Bekliyeceğiz, bakacağız, göreceğiz. Krizden çıkmanın tek çaresi yine Kürtlerle barıştır. Hadi hayırlısı diyelim.