Türk halkı, bölgenin delisi rolündeki diktatörünü, Anayasal dokunulmazlıkla kutsayıp asla hesap sorulamayacak, sonsuz yetkilerle donatmaya hazırlanıyor.
Oysa, insanın özgürleştiği ve olan engelleri de kaldırarak özgürlükleri dört başı mamur biçimde yaşadığı çağdayız. Seçilmişler ya da kan bağı nedeniye başta ortaya hak kazananların sonsuz yetkili ve sınırsız sorumsuzluk çağı çoktan kapandı.
Medeni dünyada seçilmişler, Engizisyon çağındaki gibi yargıçlar çarkının efendisi değildir. Yargıçlar çarkının anahtarı, onun elinden sarkmıyor. Yargıçları, savcıları atayan çarkın seçicisi değildir. Parlamentoyu, o “aç-kapa" yapmıyor. Partinin başı, aynı zamanda devletin ve hükümetin başı olma çağ ile devri Hitler, İran Şahı, darbeci goril Generaller serisi, Saddam Hüseyinlerle kapandı.
Ancak, halk dalkavukluğunu, olmamışı olmuş gösterme yalakalığını bir yana bırakırsak, Türk halk çoğunluğu için, diktatörlere özlem çağı kapanmadı. Türk halkının büyük bir kesimi, zulümkar boyunduruğunu boynuna geçirmek için, dünyada örneksiz bir çıkışla, gönüllü olarak meydanlara koşuyor.
Hem kanun, hem cumhurbaşkanı, başbakan, mahkeme, hem polis ve hem de hapishane bekçisi olacak diktatör, bir ankete göre, ezici çoğunluğu emekçiler, daha lirik bir deyimle “işçi sınıfından" oluşan kalabalıkların omuzunda yola çıkmış, ufukta görünmüş, dini ilahiler ve alkışlar arasında “kamçı şakırdattan makama" ilerliyor.
Anlaşılan, diktatörlük yanlıları meydan yarışlarından galip çıkacak. Çünkü, onlar sandıkların kurucu sahipleridir. Sandığa akan oyları denetleyen, sayan, itiraz eden çıkarsa sonuca bağlayandır. Rüşvet muslukları onların elinde. Hile, kalpazanlık, hırsızlık düzenekleri de onlarda…
Sonrası mı? Sonrası, Cumhurbaşkanının bir kararnamesiyle, Parlamentonun kişiliğinde (uhdesinde) korunan Hilafet titrini, makamını Saraya (Cumhurbaşkanlığına) nakledilecektir. Bütün bu kaoslar, darbe müsamereleri bahaneli darbe ve onun rejimi Olağanüstü hal zulümün sebebi bu.
Arkadaş, kafasına koymuş Halife olacak. İsteğini ketleyecek engel de yok, üstelik. Çünkü, güç onda. Ordu darmadağın edilmiş, generaller nefer düzeyine indirilmiş. Onlar da OYAK’daki paralar ve emekliliklerinin hesabında.
Reis, polis ve adliyenin tartışmasız tek efendisi. Ayrıca, tüm bu güçlere ek olarak, esnafın da yer aldığı silahlandırılmış başı bozuk milisler, emekli bir generalin komutasındaki Saddat ordusu…
Bu durumda, kim durduracak, Hilafet şorlamasını? Üstelik, Mugalatası da hazır. “Nefsi için mücadele edecek kadar karektersiz olmadığını" açıklayan şahıs, şahsı için yeni bir şey icat etmeyecek. Var olanı vatan, millet ve bayrak için Meclisten alıp üstüne geçirecek. Hepsi o kadar. Ne o, yoksa itiraz eden terörist mı var?
Arkadaşın, aç kurt gibi dişlerini çak çak birbirine vurarak Kürdistan’ın etrafında dolanıp bir oraya, bir de buraya dalmaya çalışmasının sebebi de. Kürt kanı seven ırkçı kesimler için, hilafet ağız şirinliği olacak.
IŞİD de, Hilafeti hırsılıklara, talan ve kelle uçurmaya örtü yapmıyor muydu?
Türkler, Barzanigilleri koç başı gibi öne sürüp peşi sıra Rojava ve Şengal’e dalış için hazırlık yapadursunlar, Türk ordusu 10 günden beri, Nusaybin’in kuzeyindeki dağlık bölgede, taarruzlar tazeliyordu. Dokuz köy, muhasara altında.
Dokuz köyde cinsiyeti, yaşı-başı önemli değil, ayırımsız her Kürt ve onlara ait tavuğu, keçisiyle hayvanları, yazı-yabana salınmış, “bexedi" olmuş, kurtlara av edilmiş eşekler dahil, açıkta kıpırdayan her canlı, tetik çekilecek hedef, Musa Anter’in köyü Sıtil’e bitişik, Xerabê Bava köyü de, muhasaranın merkeziydi.
Eski bir antik şehir olan Xerabê Bava işgal altında, sivillerin giriş, çıkışı yasak, telefonlar, internet kesik.
Ancak bu işgal, Xerabê Bava’nın, Türklerle ilk tanışması değil. Türkler, 1994’de de asker kılığında gelmişlerdi. O gelişte köyü yakıp yıkmış, insanlıktan hınç alınırcasına antik kalıntıları da ateşe vermiş, köylüleri yurtlarından sürmüş, daha sonra cesetleri yol kenarına atılan iki kişiyi (Bayram ve Hamit Bal) de askerler alıp gitmişlerdi.
Ancak köylüler, yıllar sonra geri gelip evlerini yeniden inşa edip topraklarını işlemeye başlamışlardı.
Türk ordusu, her mevsim yeniden Avrupa toraklarında talana, hırsızlığa çıkan Osmanlılar gibi, 10 gün önce muhbirlerin yol göstericiliğiyle (bir söylentiye göre, gerilla daha sonra askerlerden kopan muhbirleri yakalamıştı) köyü bir kere daha işgal etmişlerdi.
Telefonla bağlantı kurulan bir kadın, medeniyetlerinin iz düşümünü anlatıyordu:
“Köyde ne oluyor bilmiyoruz. Pencereye yanaşmamız bile yasak. Gördüler mi sövüyor, haraket yağdırıyor, ateş ediyorlar. Erkeklerimizi dövüp işkence ederek götürdüler. Kim öldü, kim kaldı bilmiyoruz. Ancak suyumuz, elektriğimiz kesik. Yiyeceğimiz yok. Hayvanlarımız da içerde esir. 10 günden beri aç, sussuz, o güzelim hayvanlar. Ama işkence, hakaret ve korku var."
İnternet medyasına düşen bir fotoğrafta, yarı parçalanmış üç ölü yerde yatıyordu. Kaç kişinin katledildiğine dair bilgi yok ama, Türk askerleri, fotoğraf karesinde, yerde yatan üç ölünün başında, “vahşete çağrı" misali, kurt başı işaretiyle zafer figürü çiziyorlardı.
Öte yandan Kürt Milletvekilleri, insanlık arayışıyla dünyaya sesleniyor, yardım istiyorlardı.
Dünyanın ağzı da bağlı, Xerabê Bava (Babaların harabesi) köyünde, ölüm kusan teröristler özgürdü.