Çağlayan’dan sonra şimdi de Ağrı… AKP, bundan önceki seçimlerde kullandığı retoriği değiştirmiş görünüyor. ‘Analar ağlamasın, kan dursun’ demiyorlar artık. AKP, kaostan medet umuyor. Onun için gerilim, çatışma, korku, baskı söylemine ve eylemine başvuruyor. Bu siyasetin seçim hedeflerini aşan bir konsept olduğu açık. Ağrı‘da gerçekleşen operasyon, bu siyaset üzerinden şekillenen provokatif emellerin bir halkası sadece. 

Yürürlükte olan siyaseti anlamak açısından Tendürek Dağı’nda yaşanan çatışma hayli öğretici. Eskiden Ergenekon, JİTEM, MİT, JİT, Hizbul-kontra gibi suç çetelerinin eliyle geliştirilen ve Özel Harp Dairesi tarafından organize edilen kirli savaş, OHAL valilikleri tarafından yürütülüyordu. AKP iktidarı buna polisi, yargıyı ve yeşil Ergenekon’u ilave etti. Ağrı’da yaşanan olay ise artık savaşın bizatihi siyasi iradenin komutanlığında yürütüleceğini gösteriyor. Hiçbir zaman halkın ordusu ol(a)mayan TSK, AKP’nin ordusu olmuş durumda. Başkomutanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, kuvvet komutanları ise valiler olan bir ordu… 

‘’İç Güvenlik Yasası’’yla valilere OHAL döneminde tanınan yetkilerin tanınması bu dizaynla bağlantılı. 

En üstte bir diktatör, altta ise küçük diktatörler yani valiler. 

Erdoğan’ın hayalini kurduğu sistem bu.   

Peki, 28 Şubat Dolmabahçe açıklamasından ve Newroz Manifestosu ardından oluşan olumlu tablo, ne oldu da böylesi bir hal aldı?

Her şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözüm sürecinden vazgeçmesiyle başladı. Hükümet Erdoğan’a biat ederek süreç konusunda çark etti. Erdoğan, Harp Akademisi’nde askerden özür diledi. Özrün gereği olarak Balyoz Darbe planı sanıklarını beraat ettirdi. ‘Savcısıyım’ dediği Ergenekoncuları serbest bıraktırdı. Eş zamanlı olarak TSK, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Eşme Ruhu vurgusuna düşmanca bir açıklamayla yanıt verdi. Askeri operasyonlar başladı. Erdoğan, ‘İç güvenlik yasası’nı onaylayarak valilere orduya komuta etme yetkisi verdi. 

Ağrı olayının böylesi bir arka planı var. 

Erdoğan valilere geniş yetkiler vererek kendi simülasyonlarını yarattı. 

TSK bundan böyle bir de küçük Tayyiplerin buyurganlığı altında olacak. Bu da vesayetin yeni biçimi.

TSK’nın ‘emri vali verdi’ açıklaması bu gerçeğin ifadesi.  Davutoğlu da ‘siyasi irade’ vurgusu yaptı. Vali Musa Işın da sorumluluğunu kabul etti. 

Açıklamalar, askeri operasyonların siyasi amaçla yapıldığını bir kez daha kanıtladı. Peki devletin valisi merkezi otoriteden bağımsız hareket ede(bili)r mi? 

Elbette ki hayır. Eğer öyle olsaydı hükümet yetkilileri muhtemelen vali Işın’ı ‘paralelci’ ilan ederlerdi. Öyle olmadığına göre başkomutan Erdoğan’ın olaydan bihaber olması mümkün değil. 

TSK’nın açıklamalarında ilginç hususlar var. Örneğin TSK ilk açıklamasında operasyonu sahiplendi ikinci açıklamada ise topu valiye attı. TSK, adeta ‘’oradaki askerler bizim değil valinin’’ demiş oldu. 

Yani TSK’nın askerleri bir de valinin askerleri varmış.  

Yaralı kurtulan askerlerin söyledikleri ise 15 askerin yem olarak kullanıldığını gösteriyor. Hedefleri bakımından Tendürek olayı, ateşkes dönemlerinde gelişen 33 Asker ve Silvan olaylarına çok benziyor. Her iki provokasyon başarıyla sonuçlandı ve 1993 ve 2011 ateşkeslerinin sonunu getirdi. Ağrı‘da da böyle bir oyun tezgahlandı ancak gerillanın dikkatli davranması ve halkın müdahalesiyle bu provokasyon başarısız oldu. 

Bilgiler, anlatımlar, görüntüler ve belleğimiz, böyle bir tespit yapmaya yeterli.   

Peki, Tendürek’te hiçbir asker ve gerilla sağ çıkmamış olsaydı (belki de amaç buydu) ve halk olay yerine ulaşamasaydı, ne olacaktı? 

Elbette ki devlet suçu PKK’ye atacaktı. 

Olaya dair ortaya çıkan görüntüler gerçekleri gözler önüne serdi. Mızrap çuvala sığmayınca TSK, halkın tutumunu ‘’takdire şayan’’ bulduğunu söylemek zorunda kaldı. Ancak KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın ‘’ateşle oynamayın, yanarsınız’’ uyarısı, sabırların taşmak üzere olduğunu gösteriyor.