Bilim insanlarının yaptığı araştırmalarda yetişkinlerin dil öğrenmesi çocuklara göre daha avantajlı olduklarını gösteriyor. Katalonya’da yapılan bir araştırmaya göre İngilizce eğitimi gören gruplar arasında geç başlayan yetişkinler gençlere göre çok daha başarılı olduğu tespit edildi.
Birçoğumuz çocukların çok daha çabuk dil öğrendiğini, yaş ilerledikçe dil öğrenmenin çok daha zor bir hal olduğunu düşünürüz. Ama yapılan araştırmalar yetişkinlerin dil öğrenmesinin daha çabuk olabildiğini ve birçok alanda çocuklara göre daha avantajlı olduklarını gösteriyor.
Genel olarak yaşamımızın farklı dönemleri dil öğrenme konusunda farklı avantajlar sağlıyor. Örneğin bebekler farklı sesler konusunda çok daha güçlü bir kulağa sahip. Bir kişinin şivesi ise çocukluğunda içinde büyüdüğü çevre ile çok yakından bağlantılı. Yetişkinler bunu sonradan elde edemiyor. Yetişkinler ise kelime haznesi konusunda yetkin.
Edinburg Üniversitesinden Antonella Sorace’ye göre yaşla birlikte her şeyin yokuş aşağı gittiği doğru değil. Sorace, çocukların yetişkinlere göre öğrenme konusunda çok daha yavaş olduğunu ve dikkat ve konsantrasyon sorunları nedeniyle büyük bir dezavantaj taşıdıklarını ifade ediyor. Yetişkinlerin öğrenme kapasiteleri bu nedenle oldukça fazla.
Katalonya’da yapılan bir araştırmaya göre İngilizce eğitimi gören gruplar arasında geç başlayan yetişkinler gençlere göre çok daha başarılı oldu. Yine İsrail’de yapılan bir araştırmada yetişkinler olgunlukla gelen avantajlara sahip. Örneğin sorunların çözümünde yetişkinler gençlere göre son derece başarılı.
Nasıl başlıyoruz?
Hepimiz hayata dil öğrenerek başlıyor. Bebekler olarak dünyada ilk duyup tanıdığımız şey dünya dillerini oluşturan 600 ünsüz ve 200 ünlü ses. Bir yaşımıza geldiğimizde beynimiz artık çevremizde sıklıkla kullanılan dili tanımaya başlıyor. Hatta kimi araştırmalara göre bebeklerin ağlamaları da anne karnında duydukları dile göre değişiyor.
Çocukken ise oldukça komplike bir dil öğrenme süreci başlıyor. Normal dil öğrenmeden en farklı tarafı ise aksanları çabuk kapabilmeleri. Bir insan için doğal şive / aksan çocuk yaşlarda elde edilebiliyor. Yetişkinler aksanlar konusunda ancak iyi taklitler yapabilir.
Yetişkinler ise gramer ve kelime haznesini ekliyor. 40 yaşındaki bir kişi 10 yaşındaki birine oranla 200 kat daha fazla kelime haznesine sahip olabiliyor. Gramer konusundaki en güçlü olunan yaş ise 30.
Çocuklar nasıl daha çabuk öğreniyor?
Başka bir ülkeye bir aile göç ettiği zaman çocuklar dili çok daha hızlı öğreniyor. Araştırmacılara göre bu gözlem çocukların öğrenme hızıyla bağlantılı değil. Aslında birlikte başladıkları zaman yetişkinler çok daha hızlı dil öğreniyor.
Fakat başka bir ülkedeki çocuk için dil öğrenmek çok daha acil bir durum. Sosyal kabul görmek, arkadaş edinmek çocuk için yetişkinlerden çok daha önemli ve zaruri. Yetişkinler bu konuda yavaş, isteksiz ve hatta tembel davranma gibi bir lükse sahipler.
Ama yetişkinlerin hayatlarında da böyle sosyal faktörler varsa, örneğin eşi sadece öğrenmek istediği dili konuşabiliyorsa bu da önemli bir faktör olabiliyor.
İngiltere’de MIT tarafından yapılan bir araştırmada sonradan İngilizceyi öğrenenler için oldukça zor bir dilbilgisi testi hazırlandı. Ve bu testte en yüksek başarıyı İngilizceyi 20’li yaşlardan sonra öğrenenler sağladı.
Yani dil öğrenmek konusunda yaş bir engel değil, hatta avantaj. Yetişkin öğrenciler motivasyon sağladıklarında başarılı oluyor.
Beynimiz 100 milyar mini-bilgisayarla çalışıyor
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yapılan bir araştırmada beyin hücrelerinin içindeki elektrik faaliyeti bugüne kadarki en ayrıntılı şekilde kaydedildi. İlk sonuçlar her bir beyin hücresinin mini bir bilgisayar gibi çalıştığını ortaya koyuyor. Araştırmada ayrıca insan ve fare beyin hücreleri karşılaştırılarak hücresel elektrik faaliyet ile zeka arasındaki bağlantı da değerlendiriliyor.
Beyin hücrelerimiz (nöronlar) boylarınca elektrik akımları oluşturarak birbirleriyle iletişim kuruyor. Bu iletişim vücudumuzun tüm temel faaliyetlerini gerçekleştiriyor. Bilim insanları nöronlara mikroskobik elektrotlar yerleştirerek bu elektrik akımlarını ölçebiliyor.
ABD’nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden Mark Harnett, insan ve fare nöronları arasındaki farkı ortaya koymak için bir metot geliştirdi. Sara hastası insanlardan alınan beyin dokuları ve fare beyinleri kullanan Harnett buradan elde ettiği hücreler üzerindeki elektrik faaliyetlerini inceledi. Bugüne kadar kullanılan en ince elektrotları kullanan Harnett, bir beyin hücresinde 50 dendrit (elektrik akımını sağlayan protoplazmik çıkıntılar) bulunuyor. Her bir dendrit içinde de diğer beyin hücreleriyle iletişim kurmayı sağlayan yüzlerce nokta var. Elektrik akımı ve iletişim bu dendritler üzeri dağılıyor. Dendritlerden gelen veri nöronun elektrik akımı salıp salmayacağını belirlemesini sağlıyor.
Harnett bu açıdan her bir nöronun bir bilgisayar gibi çalıştığını gelen veriyi değerlendirerek karar aldığını ifade ediyor.
Harnett’e göre insan beyin hücreleri farelerdeki hücrelere göre çok daha az ion kanalı kullanıyor. İon kanalları hücrelerin duvarında dendritlere elektrik akımını sağlayan noktalar.
İnsanların daha az ion kanalı sahibi olması kulağa kötü bir şey gibi gelse de aslında büyük bir avantaj. Araştırma sonuçlarına göre bu durum insan beyin hücresine çok daha fazla hesaplama gücü veriyor.