
Dilin ne zaman, nasıl ortaya çıktığı konusu tartışılmaya devam ederken, dilin önemi, insanlık tarihi ile birlikte tartışmasız bir kolaylaştırma aracı olarak kabul edildi. Halkların varlıkları, süreklileştiren kültürleri, kültürlerin beslediği tarihler ve tarihlerin devinimleri, yine insanlık tarihi ile birlikte diller üzerinde yaşamış ve yaşatılmışlardır. Kaybolan bir dil ile birlikte tüm bu öğelerin kaybolduğu veya zayıfladığı bilimsel olarak artık tartışma konusu bile yapılmamaktadır. 18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Herder, Wilhelm von Humbolt ve Whorf dil, toplum ve kültür ilişkisi üzerinde durmuşlardır. Bu düşünürler dilin, kültürün bir yansıması olduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre toplumun, dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir. Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar, edinmiş oldukları birikimler, en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir.
Dil, toplumun hafızasıdır
Dil, insanların birbirleri ile iletişim kurmakta kullandığı bir kavram olarak anlatılsa da, dilin nitelikleri sadece bu tanıma indirgenemez. Halkın gerçek bir ürünü olan dil; oturup da bir komisyon tarafından oluşturulmuş bir kültür olgusu ve/veya kavramı değil. Dilin kimlik, kültür, sosyal yaşam, sanat ve edebiyatla direkt bağlantısı olduğu kadar, toplumların kendilerini nesilden nesile süreklileştirmesinin de adıdır. Filozof Edward Sapi’nin “Anadil, bir toplumun hafızasıdır” tespiti, fazla söze yer vermeyecek kadar yeterli bir vurgudur. Dil, sadece insanlar arasında iletişimi sağlayan bir öğe değil, aynı zamanda yeni neslin geleceğine de yön verir. Bugün devlet yapılarına baktığımızda, anayasalarda vazgeçilemeyen yasaların başında anadil ile ilgili yasalar gelmektedir.
Anadil, iletişimi sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda kültür taşıyıcılığını da omuzlar. Bugün anne, baba ve çevremizden öğrendiğimiz türküler, ninniler, yemekler, giyim kuşam, folklor ve daha sayamadığımız birçok değer, anadil sayesinde geleceğe taşınmaktadır ki, bu da dilin sadece günümüz için değil, toplumların geleceği için de kendisini vazgeçilmez kıldığını göstermektedir.
Anadilin toplum içi iletişimi sağlaması ve kültür taşıyıcılığı yapmasının yanında, birey olarak insanın düşüncelerini en derin duygularla ifade edebilmesi, hayatı anlamlandırması, anlatması ve bireyi hayata özgür bir fert olarak katmasını da sağlamaktadır. Ünlü psikolog Karen Horney, anadilin insan üzerindeki psikolojisine ilişkin yüzyıl önce getirdiği tespit, bireyin ve toplumun şekillenmesindeki önemini gösterir niteliktedir: “Anadil, bireyin kendisine öz güvenini geliştirdiği gibi, toplumun da kendisini bir varlık olarak hissetmesini sağlar. Tersi durum, bireyin kendisini hiçleştirmesini getireceği gibi, bireyin kişilik gelişiminin köksüz ve renksiz olmasını sağlar. Bu durum toplumlar için daha vahim sonuçlara yol açar. Toplum çıplaktır artık. Ve tüm kültürlerin tecavüzüne uğramaktan kendisini alıkoyamaz”.
Horney’in tespiti, sorunun salt bir dili konuşmak veya unutması ile ilgili olmadığı, tam aksine bunun ötesinde olduğunu bize göstermektedir. İngiliz sosyolog Herbert Spencer ise bir adım daha ileri giderek, dil-toplum ilişkisine çarpıcı bir örnek getirir: “Hayvanların bile kendi aralarında anlaştıkları dilleri vardır. Onları bir arada tutan iç güdüleri değil, anlaştıkları dilleri ve vucut hareketleridir. Bu nedenle dilin yok edilmesi, yok edenleri kaosa sürükler.”
Konfüçyüs ve dil
Anadilinin önemini ve kapsadığı alanları, en iyi şekilde Konfüçyüs’e (I.Ö. 551) atfedilen kısa bir öykü ile derinleştirebiliriz. Konfüçyüs’e sormuşlar:
- Eğer bir ülkede yönetici olsaydınız, ilk olarak ne yapmak isterdiniz?
Konfüçyüs: “Kuşkusuz ilk iş olarak dili düzeltirdim.”
Bu cevap üzerine dinleyiciler şaşırarak nedenini sorunca, Konfüçyüs’ün verdiği karşılık şöyle olmuş:
- Çünkü eğer dilde bozukluk varsa, söylenen şey söylenmek isteneni anlatmaz. Eğer söylenen, istenen anlamı yansıtmazsa, yapılması istenen şey yapılmaz. Eğer istenen yapılmazsa, ahlak ve sanat bozulmaya uğrar. Eğer ahlak ve sanat bozulursa, adalet doğru yoldan çıkar. Eğer adalet doğru yoldan çıkarsa, halk çaresiz bir bunalıma sürüklenir. Sonunda söylenen söz hakkında doğru karar verme fırsatı kalmaz. Böyle bir durumu önlemek, her şeyden önemlidir. (Konuşma Sanatı, Konfüçyüs ve Dil)
Fransız düşünür Rochefoucauld’un anadile ilişkin kullandığı sözler, aslında günümüz dünyasında anadili yasaklanan veya anadilini kullanmayan, unutan veya önemsemeyen toplumlar için tam da yol gösterici nitelikte. “Düşüncelerini ve gelecek özlemlerini ulus diliyle kuramayan toplumlar, yaratıcı olamayacakları gibi, uygar da sayılamazlar.”
İnançlar ve diller
Üç büyük kutsal kitap olan Tevrat, İncil ve Kur’an’da dil ve dilin önemine ilişkin ortak vurguların mevcut olduğuna dikkat çeken İran’lı dil bilimci İbn Fâris’in (471), “Doğduğun gün işittiğin dil kutsaldır” söylemi, dilin inançlardaki yerini anlamamıza bir kez daha vesile olmaktadır. İslamiyet’te, dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de ‘anadil’ üzerine birçok açıklama yer almaktadır. Bunların birkaçını vurgulamakta yarar var. Kur’an-ı Hâkim Rum Suresi, 22. ayette; “Yerin ve göğün yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı O’nun (Allah’ın) ayetlerinden, delillerindendir. Şüphesiz ki bunda alimler, bilginler için deliller vardır.”
Dillerin, toplumların kültür, yaşam biçimi ve varlıkları olduğu sure, ayet ve birçok hutbede yer bulmaktadır. İbrahim Suresi 4. ayetinde ise “Biz her peygamberi, ancak bulunduğu kavmin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah, dilediğini dalalette sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola, hidayete erdirir. O her şeye galip, aziz, hükmünde hikmet sahibi hakimdir.” Diğer bir örnek, “Biz sizi birbirinizle tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurat, Ayet-13) İncil’in Yaratılış’a ilişkin 40. sayfasının 8. paragrafında; “Düş gördük, ama yorumlayacak kimse yok” açıklaması, Mevlana Celaleddin Rumi’nin “İnsan, dilinin altında gizlidir’ söylevi ve nihayet tüm bunları görmeyenlere Hz. Ali’nin verdiği cevap; “Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir”. Yazıya dökülen en eski dil olan Sümerce tabletlerinde dilin yeri ve önemi, aslında tüm örneklendirmelerimizin toplamını oluşturuyor: “Yeryüzünde dili olmayan hiçbir canlı, canlı değildir.”
Anadil Türkiye ve dünya
Sosyolojik, toplumsal, inançsal, kültürel hatta toplumların var oluş tarihleriyle birlikte değişik dil ve lehçelerin yaşaması, korunması ve geliştirilmesi vicdani bir olgunun ötesinde zaruriyete tekabül ettiği açıktır. Günümüz dünyasında birçok uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde söz konusu zaruriyetin yasalarca güvence altına alınması, korunması ve geliştirilmesine ilişkin düzenlemeler yapılırken, Türkiye’nin hala tüm bu gerçeklerden kaçınması nasıl açıklanabilir? Kart-kurt seslerinden ‘evet Kürtçe var’ı keşf eden Türkiye, şimdilerde bir anadilin ne kadar öğrenilebileceğine karar veriyor.
Kürtçenin bir seçmeli ders olarak anadili Kürtçe olan Kürtlere sunulmasının bir hakaret olduğu, bunun hiçbir inanç ve vicdana sığmayacağı açıktır. Kürt-Türk ilişkilerinde Kürtçe’nin nerede, ne zaman, nasıl, ne kadar öğrenileceği veya öğretileceğinin tartışılması vicdansızlığın da ötesinde, tam anlamıyla yalnızca bir dile değil, o dili kullanan halka da hakaret olarak kabul edilmelidir.
Türkiyelilere Kürtçe...
Kürtçenin Türkiyelilere seçmeli ders olarak verilmesi bu hakareti ortadan kaldırabilir. Yanlız Kürtçe’nin değil, bu coğrafyada yaşayan tüm halkların ana dillerinin başta Kürtler olmak üzere, Türklere seçmeli ders olarak getirilmesi, haklar arası barışı inşa edebilir, halklara, kültürlere ve dillerine de saygı duyulmasını sağlayabilir. Elbetteki Türkçe’nin de Kürtlere ve diğer halklara seçmeli ders olarak sunulması, adaletsizliği ortada kaldırabilir, halklar ve diller arasında barışı ve özgürlüğü geliştirebilir.
Gerçeklerden uzak veya mümkün olamayacak bir düzenlemeden mi bahsediyoruz? Bunun için düzenlemenin hiç de zor olmadığını, hatta kısa bir süre içinde gerçekleştirilebileceğini örnekleyebiliriz. Kaldı ki anadilin önemi en fazla da Türkiye için önemli. Türkiye dışında ikinci bir ülkede yaşayan milyonlarca Türk için anadilin önemi hakkında sürekli açıklamalar yapan Türk yetkililerin talepleri bilinmektedir. Oysa aynı talep ve istemlere ilişkin açıklama yapan Kürt politikacılar, ciddi anlamda kıskaca alınıp bölücülükle suçlanıyorlar. Belki de bu husustaki en doğru çağrı; “Almanya’da Türkçe, Türkiye’de Kürtçe ana dilimi istiyorum” olacaktır. Ama ne yazık ki çifte standart politikalar üreten bir ülkede yaşıyoruz. Almanya’da, Fransa’da veya başka bir ülkede Türkçe isimlerin yasak olduğunu duyan bir Türkiye’nin tepkisi ne olurdu acaba? Bu empatiye sahip olmayan bir zihniyetle diller arasında bir barış sağlanamayacağı gibi, hiç bir alanda da sağlanamaz.
Dil birliği sağlar
Yukarıda, ‘gerçeklerden uzak, mümkün olamayacak bir düzenlemeden mi bahsediyoruz’ demiştik. Dünya üzerindeki pek çok ülkenin iki resmi dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Büyük Britanya (İngilizce ve Galce), İrlanda (İrce ve İngilizce -İng.), Finlandiya (Fince ve İsveççe), Beyaz Rusya (Biyelo Rusça ve Rusça), Malta (Maltaca ve İng.), Vatikan (İtalyanca ve Latince), Makedonya (Makedonca ve Arnavutça), Gürcistan (Gürcüce ve Abhazca), Irak (Arapça ve Kürtçe), Afganistan (Peştuca ve Dehr Farsçası), Pakistan (Urduca ve İng.), Hindistan (Hintçe ve İng.), Sri Lanka (Singhalezce ve Tamilce), Kırgızistan (Kırgızca ve Rusça), Filipinler (Pilipino ve İng.), Doğu Timor (Tetumca ve Portekizce), Fiji (Fiji dili ve İng.), Marshall Adaları (Marshall yerli dili ve İng.), Palau (Palauca ve İng.), Samoa (Samoaca ve İng.), Tonga (Tongaca ve İng.), Yeni Zelanda (Maori dili ve İng.), Somali (Somali dili ve Arapça), Cibuti (Arapça ve Fransızca), Burundi (Kirundi ve Fransızca), Kenya (Kisuaheli ve İng.), Lesotho (Sesotho ve İng.), Madagaskar (Malagassi ve Fransızca), Moritanya (Arapça ve Fransızca), Swasiland (Siswati ve İng.), Tanzanya (Kisuaheli ve İng.), Çad (Arapça ve Fransızca), Kamerun (Fransızca ve İng.), Ekvator Ginesi (İspanyolca ve Fransızca), Kanada (İng. ve Fransızca).
Hatta dünya üzerinde pekçok ülkenin de 3 resm dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Belçika (Flamanca, Fransızca ve Almanca), Lüksemburg (Lëtzeburgca, Fransızca ve Almanca), Bosna – Hersek (Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça), Vanuatu (Bislama, İng. ve Fransızca), Eritre (Tigrince, Arapça ve İng.), Ruanda (Kinyarwanda, Fransızca ve İng.), Komor Adaları (Komorca, Arapça ve Fransızca), Seyşel Adaları (Fransız Kreolcası, Fransızca ve İng.), Bolivya (İspanyolca, Aimará ve Keçua Kızılderili dili), Peru (İspanyolca, Aimará ve Keçua Kızılderili dili). Dünya üzerinde tam 4 tane resmi dili olan ülkeler bile vardır: İsviçre (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retoromanşça), İspanya (İspanyolca, Katalonca, Galiççe ve Baskça), Singapur (Malayca, Tamilce, Mandarin Çincesi ve İng.). Görüldüğü üzere, dünya üzerinde tek resmi dili olan ülkeler olduğu gibi, iki, üç hatta dört dört resmi dili bulundan ülkeler de vardır.
G.Afrika’da 11 resmi dil
Ancak dünya üzerinde iki ülke vardır ki, tüm dünyaya ve insanlık ailesine örneklik teşkil edecek, tüm insanlığa eşitlik ve kardeşlik dersi verecek nitelikte muazzam bir uygulamaya ev sahipliği yapmaktadırlar. Bunlar, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’dir. Afrika kıtasının en güneyinde bulunan G.Afrika Cumhuriyeti’nin tamı tamına 11 resmi dili vardır. Evet, yanlış okumadınız; 11 tane resm dil! Bu diller şunlardır: Afrikaans, İngilizce, Güney Ndebele, Güney Sotho, Kuzey Sotho, Swati (Swazi), Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa ve Zuluca.
Bu 11 dil arasından Afrikaans ve İngilizce, yüzyıllar boyunca bu toprakları ırkçı Apartheid rejimiyle yöneten beyaz azınlığın dilleridir. Afrikaans; “Boer” (Flamanca’da “Çiftçi” demek) olarak adlandırılan Hollanda kökenli beyazların konuştuğu dildir. Flamanca ile yerli Afrika dillerinin karışımından oluşmuş melez bir dildir. Diğer 9 dil ise, ülkedeki siyahi çoğunluğun konuştuğu yerli dillerdir.
Venezuela’da sayısız dil
Amerika kıtasındaki tüm dillerin resmi olduğu bir ülkedir Venezuela. Venezuela, adeta ‘mükemmellikte sınır yoktur’ dercesine bir sistem kurmuştur. Federasyonla yönetilen Venezuela’nın 3 değil, 15 değil, 35 de değil, ‘sayısız ve sınırsız resmi dili’ vardır. Venezuela’nın birinci resmi dili, İspanyolca’dır. İspanyolca haricinde ise, sadece Venezuela topraklarında değil, bütün Amerika kıtasında konuşulan ne kadar Kızılderili dili varsa, bunların hepsi Venezuela’nın resmi dilidir. Venezuela anayasasında da açıkça yazıldığı üzere, tüm Amerika kıtasında konuşulan bütün Kızılderili dilleri, Venezuela devletinin resmi dilleridirler. Bugün Kızılderili dilleri, üç ana grupta toplanmaktadır: Kuzey Amerika Dilleri (Algonkin – Wakash, Hoka – Sioux, Na – Dene, Penutia, Uto – Aztek – Tano), Orta Amerika ve Meksika Dilleri (Kwitlatek, Lenka, Maya – Soke, Miskito – Matagalpa, Otomi / Otomang, Paya, Tarask, Xikak, Wave / Huave), Güney Amerika ve Antil Dilleri (Arawak, Chibcha, Guahibo, Guaykuru, Karaib, Kichu, Pano, Takuna, Tupi – Guarani, Ze / Je). Bugün Amerika kıtasında konuşulan onlarca Kızılderili dili vardır. Ancak bunlardan sadece 6 tanesi, yarım milyon ve üzeri insan tarafından konuşulur. Bunlar Quechua (Keçua), Guaraní, Aimará, Nahuatl, Maya dilleri ve Mapudungca’dır. Diğer tüm Kızılderili dillerini konuşanların sayısı, yarım milyonun altındadır.
Amerika kıtasında konuşulan onlarca, yüzlerce Kızılderili dilinin hepsi de Venezuela devletinin resmi dilidir ve bu Venezuela anayasasında da belirtilmiştir. Bir Kızılderili dili ister Venezuela’da konuşulsun ister konuşulmasın, Kızılderili dili olduğu için Venezuela Cumhuriyeti’nin resmi dilidir. Örneğin, Nahuatl dili Meksika’daki Kızılderililer tarafından, Quechua dili Peru’daki Kızılderililer tarafından, Aimará dili Bolivya’daki Kızılderililer tarafından, Guaraní dili Paraguay’daki Kızılderililer tarafından, Mapuche dili de Şili’deki Kızılderililer tarafından konuşulur. Bu dilleri Venezuela’daki Kızılderililer konuşmasa da Venezuela’nın resmi dilidir. Çünkü Kızılderili dilidir. İşte Güney Afrika ve Venezuela’da böylesine mükemmel ve adaletli, hakkaniyetli modeller hayata geçirilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti, ülkede siyahilerin konuştuğu bütün yerli dilleri, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti de tüm kıtadaki Kızılderililer’in konuştuğu bütün yerli dilleri ‘devletin resmi dili’ yapmıştır. Güney Afrika ve Venezuela’nın pratik hayata geçirdiği bu uygulamalardan daha muhteşem bir şey var mı bu dünyada? Kaderin cilvesine bakın ki, bugün tam 11 tane resmi dili olan ve bu yönüyle dünyanın en özgürlükçü ülkeleri arasında başı çeken G.Afrika Cumhuriyeti’nin bundan daha 20 sene öncesinde ırkçı faşist Apartheid rejimiyle yönetilmesi, küçük bir mutlu beyaz azınlığın milyonlarca siyahi çoğunluğa hükmetmesi, siyahların insan yerine bile konulmaması, okula gitme haklarının bile olmamasıydı. Dolayısıyla, tahakkümleri altında tuttukları topraklarda halka zorla ve baskıyla dayattıkları “tek ırk, tek dil, tek tek tek...” rejimlerinin ilelebet devam edeceğini sananlar, kendi geleceklerini görmek istiyorlarsa, Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin akıbetine bakabilirler. DEVAM EDECEK
ALİ ONGAN