Kürdistan topraklarında yapılan en kapsamlı dil konferansının Diyarbekir’de olması, Kürt dünyasına bir başka yakıştı.
Konferansın “Ey Reqib” ile başlaması, dil için güvencenin nerede olduğuna yapılan vurgu gibiydi.
Bu marşın içinde kılıç ve kalkan yok.
Ama, “kızıl renklerle kuşanan devrim çocukları” var.
Kürtler’e yaşam hakkının tanınmadığı bir dünyada, marşta “aslan Kürt gençliği” Kürt bayrağına paralel bir yerde duruyor.
Ey Reqib’i Güney Kürdistanlı Üniversite öğrencisi Dildar Raûf yazmıştı.
“Kürt diridir” Dildar’ın hayalini kurduğu “projedir”.
Direnen Kürt olmadan, “söz”ün anlamının olamayacağını düşündüğünü hatırlatan önemli bir betimleme “diri Kürt”.
Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin ulusal marşıydı.
Mahabad, direnişle kuruldu.
Yarım asırdan fazla zaman geçti ve Ey Reqib, Diyarbekir’de Kürt Dil Konferansı’nın manifestosu oldu.
Diyarbekir’deki Kürt Konferansı, direnişin devamı.
Eğer temelinde direnen Kürt dünyası olmazsa, Türkiye’nin işgalindeki Kürdistan topraklarında, ve “dil” ne de “söz”e izin verilmezdi.
Konferans günlerinde yapılan tartışmaları ilgiyle izledim.
Sonuç bildirgesindeki birinci karar önemli: “Kürtçe’nin lehçeleri zenginliktir, bu lehçelerin korunması ve geliştirilmesi ulusal bir görevdir.”
Ama gözlemcilerin konferans ile ilgili yorumları da dikkate değer.
Dil konferansının birinci gününde, hangi Kürtçe’nin standart Kürtçe olmasıyla ilgili tartışma yapılmış olduğunu yazan bir gözlemci, konferansın ikinci gününde, Zazalar’ın başkaldırarak, onlara karşı uygulanan “kaderine bırakma tutumunu” eleştirdiklerine dikkati çekiyor.
Zazalar biraz da “dik kafa” durdukları için, tek tartışmaya “itiraz” cephesi ekliyorlar ve bu da Kürdistan toplumuna daha başka bir zenginlik katıyor.
Hak veriyorum. Daha da dik durmalıdırlar.
Biliniyor, bu gibi tartışmalar son 30 yılda aktif rol oynadı.
Oluşan “Kürt Ulusal Dil Hareketi” bu konuda aktif bir rol oynayarak, gelecekle ilgili birçok tereddütü ortadan kaldırabilir.
“Kürtçe’nin lehçeleri zenginliktir”in içini dolduracak ve tüm lehçeler için ümit verecek adımlar atılmalı ve geleceğin Kürdistan’ın da her lehçenin “resmi dil” olması için şimdiden adımlar atılmalıdır.
Kürdistan’da konuşulan diğer diller kendi bölgelerinde eğitim dili olmalı ve resmiyet kazanmalıdırlar.
Bir yerde Kürdistan “dilden dile Kürdistan” olmalıdır.
Diyarbekir’deki Kürt Dil Konferansı, sözde değil, “varoluşta” önemli bir başlangıç.
1995’de Berlin’de İsmet Şerif Vanlı başkanlığındaki “Kürt Bilim ve Araştırma Enstitüsü” Avrupa’da ilk Kürt Konferanslarından birine imza atmıştı.
Sürgünde bir konferanstı. Önemli olmadığını belirtmiyorum.
Ancak Diyarbekir’de varolan, tüm Kürdistan’ın zenginliğiydi.
Dört bir yanı çevrilmiş havası yaratılmak istenen Diyarbekir, Kürt direnişinin ablukaya karşı tavrını koydu.
Ve direniş olmadan ne dile ve ne de söze geçit vermeyeceğinin altını çizdi.
Dilden dil’e Kürdistan