
Dêrsim Soykırımı’nı anlatan ağıtları ele aldığımız dosyanın son bölümü kapsamında Ozan Serdar ve Ozan Cömert ile görüştük. Okudukları ağıtların hikayelerini anlatan sanatçılar, bu destansı kültür öğelerinin geleceğe taşınması gerektiğini söyledi.
Ozan Serdar, uzun yıllardır Kirmancki şarkılar söylüyor. Ozan, Dêrsim’de söylenen ağıtlara ilişkin değerlendirmelerin eksikliğine dikkat çekiyor: ”Çünkü bu ağıtlar, sadece duyguların anlatıldığı şarkılar değil. Folklorik bir öğe olmaktan öteye, bir tarih, destandırlar. Dêrsim’de daha çok toplumsal sorunları, insan ve doğa arasındaki ilişkileri, savaşlarda ölenleri, kahramanlık ve direnişlerini anlatan ağıtlar var. Olaylar destansı bir şekilde anlatılır. Ağıtlarda saklı bir direniş, halkın dili, kültürü var. Bizim tarih pek yazılan bir tarih değil, bu ağıtlar yoluyla anlatılmış ve bugünlere gelmiş. Yani dilden dile taşınan bir tarih.’’
Ağıtları kadınlar yakar
Ozan Serdar, ağıtların yapımında kadınların başrolü oynadığını belirtiyor. Zira halkın anlatımlarından da ağıtların genelde anneler ve kadınlar tarafından yakıldığının da ortaya çıktığını dile getiriyor. Ozan Serdar, ‘’Dêrsim kadını şairane bir kadındır. Özellikle evlat acısı çeken kadınlar ağıt yakar, çevredekiler dinler. Bu ağıtlar daha sonra halk ozanları tarafından geliştirilmiş, söylenmiş bugüne kadar gelmiş’’ diyor. Dêrsim ağıtlarının günümüze aktarımında kültür emekçisi ve taşıyıcı olarak nitelediği halk ozanları Sey Qajî ve Silo Qiz’in unutulmaması gerektiğini de sözlerine ekliyor.
Laç Deresi kan akıyor
Ancak Dêrsim Soykırımı üzerine söylenen ağıtların salt günümüze gelenlerle sınırlı olmadığını kaydeden Ozan Serdar, bu konuda şunları belirtiyor: ‘’Toplum acı dolu. 38 Soykırımı’nda nasibini almayan kalmadı. Herkesin anısına bir ağıt var belki, ama günümüze kadar gelmedi. Sadece direnişte rol almış önder kişiler üzerine söylenen ağıtlar günümüze taşındı.’’ Ozan Serdar, Dêrsim Soykırımı’nı ve halkın direnişini anlatan en iyi ağıtlardan birinin Hewa Dere Laci/Laç Deresi ağıtı olduğunu belirtiyor:
‘’Ax halo halo
Hale ma yamano
Ordî onto ma ser
Caede welaxe ma nedano
Ala sere dîyare Dere Laçî
Tede miz û dumano
Ala sere dîyare Dere Laçî
Tede şîn û şîvano
Haq adire aşîru wedaro
Kes mare ‘Ala qutare’ nevano
Nika ordî teselîya ho ke mara gurete
Göçe sima aşîru keno göçe Hermenano
Nika ordî tesela ho ke mara gurete
Cerdura koke sima ano ...
‘’Ah haldir haldir
Halimiz yamandır
Orduyu göndermiş üzerimize
Bir yerde çıkış yolu vermiyor bize
Hele bir varın Laç Deresi’ne
Tozdur dumandır içinde
Hele bir varın Laç Deresi’ne
Şindir şivandır içinde
Allah aşiretlerin ocağını söndüre
‘’Allah kurtarsın’’ demiyor kimse bize ‘
’Şimdi ordu öldürdü mü bizi
Ermenilere yaptığını yapar size’’ ‘
’Şimdi ordu öldürdü mü bizi
Sizden sağ kalanı komaz dönüp de...’’
Dewre Kirmancîye
Dêrsim yaratılmak istenen kimlik karmaşasının tehlikesine dikkat çeken Ozan Serdar, ağıtlarda halkın kimliğini ve inancını net bir şekilde tanımladığını belirtiyor. Ozan Serdar, birçok ağıtta geçen ‘’Dewre Kirmancîye/Kürtlüğün dönemi’’ ya da ‘’Qanune Kirmancîye/Kürtlüğün kanunları’’ sözlerinin de bunu kanıtladığını ifade ediyor: ‘’Bildiğimiz anlamda kanun değil bunlar. Bir halkın (Kızılbaş Kürt) kendine has yaşam tarzı, kültürü, normları, gelenekleri (Pirlik, musayiplik, kîvralık) anlamında kullanılıyor.’’ Devamında, devlet ve yerli işbirlikçilerin tuzağı ile Xozat’ın Sin köyünde öldürülen Seyit Rıza’nın oğlu İbrahim (Bava) için yakılan Hewa Bava’y/Baba’ya Ağıt’a işaret ediyor:
‘’De vajî vajî cêncêna Bava’ê xo ser vajî
Ax de vajî vajî cêncêna
Sultan Sileman’ê xo ser vajî
Bava’ê mi ospor bîyo şîyo Xozat’o vêsae
Di hîrê sêrr cêno pîlena Kirmancîye
Vake: ‘’Cinaza Bava’ê to nawa Kêrtê Boruzu serde anê’’
Vake: ‘’Cinaza Sultan Sileman’ê to nawa
Kêrtê Boruzu serde anê’’
Ax leminê Şix Hesen’ê mira vazê:
‘’Laêm, awa ke to vana na a nîya
Bê mezela Bava’y sero tarux
numre na rozu ci sane
Ezvê xo dest komete virajî
‘’De söyleyem söyleyem Bava’mın
gençliği üzerine söyleyem
Ah de söyleyem söyleyem
Sultan Süleyman’ın üzerine söyleyem
Bava’m binmiş atına gitmiş yanasıca Hozat’a
İki üç sene önce almıştı büyüklüğünü
Kirmancîye’nin
Dediler: ‘’Senin Bava’nın cenazesini
Boruzan tepesi üzerinden getiriyorlar’’
Dediler: ‘’Sultan Süleyman’ın cenazesini
Boruzan tepesi üzerinden getiriyorlar
Ah aman Şıh Hasan’ıma deyin:
‘’Oğlum, bu senin bildiğin değildir artık
Gel Bava’nın mezarı başına, bugünün tarihini, gününü yaz
Ben kendi elimle mezarını yapayım...’’
Katledilen şairler ve kırılan kültür
Ozan Serdar, soykırımın yol açtığı kültürel kırımın bir boyutunu, ‘’Her köyde şairane insanlar vardı, bu insanlar katlediliyor. Bununla birlikte birçok şarkı, kültürel öge de öldürülmüş oluyor. Bu kültür taşıyıcısı insanların sayısı da epey azalıyor. Silo Qiz’in dışında bu ağıtları söyleyen az kişi vardır’’ sözleriyle anlatıyor.
Ancak ağıtların soykırım sonrası da söylendiğine değinen Ozan Serdar, ‘’1938’den sonra sürgünde yaşanan ölümler, çekilen acılar sürüyor. Ölenlerin mezarı bilinmiyor, ölüsünü gömemiyor kimi. Böylece ağıtlar da artıyor’’ diyor.
Ozan Serdar, aynı zamanda duyduğu bir olay üzerine Aliyo Qiz adlı ağıdı yaktığını kaydediyor. Hikayesini şöyle anlatıyor: ‘’Babamın anlatımlarından Aliyo Qiz diye Demenan aşiretinden birini duymuştum. Ben küçükken, onun babasıyla yaylalarımız yan yanaydı. Ali’nin babası, hep yüksek bir yere çıkıp ‘’Ali Ali Ali’’ deyip inlerdi. Ben bu olaydan çok etkilendim. Anlatımlardan yola çıkarak Aliyo Qiz diye bir şarkı yaptım. Halk sahiplendi.’’ Ağıt, Ali adlı kişinin öldürülüşünü anlatıyor:
‘’...Nî zalimo Alîye mi gureto berdo
vere koye Sultan Babayde sare biyo
tezelo tale pîye pîye kokimra da buko
Ax poşta pîye kokime kalî
buko tu poştîya mi sikita
ezo bîyo kengere vere vayî
tu zerya mina bele vêsne
eze bîyo pepuge sere koyî
‘’...Zalimler Alimi götürdüler
Sultan Baba dağının önünde öldürdüler
Ah oğlum ben yaşlının talihi
Ah yaşlı babanın dayanağıydın
Oğlum sen belimi büktün
ciğerlerimi yaktın
Dağların pepug kuşu oldum...’’
Ozan Serdar, son olarak ağıtların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için akademik bir çalışmanın şart olduğunu belirtiyor: ‘’Gecikiyoruz, bu kültür, dil yok olmamalı. Onlar yok olursa toplumumuz, kişiliğimiz de yok olur. Kürt televizyonları da bu konuda çalışmalar yapmalı.’’
Ruhlar kaybolmuş gibi
Dêrsimli sanatçı Ozan Cömert de, soykırımda yakınlarını kaybedenlerden. „Büyüklerimiz bize yaşadıklarını anlatmadılar. Ne öğrendiysek bu ağıtlardan öğrendik. Bu ağıtlardır o günlere ışık tutan“ diyen Ozan Cömert’e göre, her ağıt üzerine bir roman yazılabilecek nitelikte.
Ozan Cömert, Soykırım ile kesintiye uğrayan halkın kültür ve sanatına dikkat çekiyor ve Ermenilerin durumu ile benzerlik kuruyor: „1915 Ermeni Soykırımı öncesi bu halkın derin bir tarihi, kültürü ve sanatı var. Ancak o soykırım ardından sanki ruhlar kaybolmuş gibi. O derinlik kalmamış sanki. Dêrsim için de böyledir. Soykırım öncesi varolan kültürel derinlik gitmiş yerine ağıtlar kalmış sanki. Kesintiye uğramış bir kültür var. Sanki insanlar o tarihten sonra dünyaya gelmiş gibiydiler. Ağıtlar yaşananları en doğru şekilde anlatıyor.“ Ozan Cömert, okuduğu Axzunîk ağıdında anlatılanlara dikkat çekiyor:
‘’...Memed vano çene û cîne ma berdî
Xozat de alay bi alay fetelnay
ne way lemine way
ne law zav û zeçe ma berdî
dîyarî Qurqurîke de
süngü hurdî hurdî lewnay
ne law eskerî miste korî zabite
çe ma topkerdê berde
dîyarî Qurqurîke de
hurdî hurdî süngü lewnay
‘’Memed diyor: Kadınlarımızı,
kızlarımızı götürdüler
Hozat’da alay alay gezdirdiler ah ah
ah çoluk çocuğumuzu götürdüler
Qurqurîk diyarında
süngülediler yavaş yavaş
ah kör mustafa’nın askerleri
evlerimizi toplayıp götürdüler
Qurqurik diyarında
süngülediler yavaş yavaş
BİTTİ
ÖNDER ELALDI/DENİZ BİLGİN