Êzîdîlerin "ferman" olarak tanımladığı 70'in üzerindeki katliamın 72'incisi bu yüzyılda yaşandı. Yüzyılları alan bu direniş geleneğine karşı, kapitalist modernitenin geliştirdiği son büyük hamle DAİŞ vahşeti oldu. Kapitalist modernite, soykırımı, adeta kaçınılmaz bir yazgı gibi, bu kültürel varlığında ısrar eden toplumsal gerçekliğe dayatıyor/dayatmakta. Êzîdîler kendilerine verilen bu yazgıya asırlarca dirense de bugün DAİŞ vahşetiyle boyun eğdirilmeye çalışılıyor. Bu nedenle kapitalist modernitenin soykırımcı yönelimleri farklı maskelemelerle sürdürülecektir. DAİŞ eliyle gerçekleştirilen kıyıma ve barbarlığa karşı Êzîdîlerin acil bir savunma stratejisine ihtiyacı var. Elbette Êzîdîlerin bu yönelimlere karşı geliştirilebilecekleri en acil savunma stratejisi, bir an önce Êzîdîlik kimliğine siyasi bir irade ve statü kazandırmak olacaktır. Bu acil gerekliliğin yalnızca Êzîdîlik için değil, bölgesel bazda dayatılan tüm soykırımcı politikalar açısından da çok önemli sonuçları olacaktır. Bu bağlamda siyasi bir irade ve statü kazanmış bir Êzîdîlik, aynı zamanda kültürel soykırım kıskacındaki Kürtlüğün kurtuluşunun da mihenk taşı olacaktır.
Fakat Êzîdî kimliğinin, yaşanan bölgesel kaostan, siyasi bir irade ve statü kazanarak çıkması ancak ve ancak kapitalist modernitenin soykırımcı yönelimlerine karşı geliştireceği güçlü bir savunma örgütlülüğüyle mümkündür. Bu nedenle Êzîdî topluluğunun siyasi ve bölgesel rant peşindeki iç ve dış güçlerin planlarının farkında olarak hareket etmesi ve kendi öz gücüne yönelerek öz savunmasını geliştirip büyütmesi çok büyük bir önem ve aciliyet arz ediyor.
Êzîdîler, bölgenin en antik Kürt inanç topluluğu olarak artık kimseden bir yardım beklentisi içerisinde olmamalı. Siyasi ve bölgesel rant peşindeki güçlerin ‘‘biz sizi koruruz’’ söylemlerine artık aldanmamalı. Tıpkı tarihte olduğu gibi yine Êzîdîliğin direniş geleneğine dayanarak, kendisini tekrardan kültürel varlığını savunabilecek bir pozisyona getirebilmelidir. Keza yaşadıkları son katliamda, başkalarının yardımını beklemeleri, kendilerini buna muhtaç hissetmelerinin payı da var. Savunma güçlerini oluşturmuş, örgütlülüklerini sağlamış olsalardı katliamın bu kadar boyutlanması mümkün değildi.
Karartılan güneşin aydınlanması için...
3 Ağustos'ta Şengal'de gerçekleşen katliam mağdurlarının "Başlarına öyle bir şey geldi ki dönüp de dua edecekleri bir yer bulamadılar" sözü de örgütsüz ve öz savunmasız bırakmanın acizliği ve acısını özetliyor. Çünkü sırtlarını dayandırdıkları kişiler veya güç odakları, her sabah dua etmek için yüzlerini döndükleri güneşlerine kapkara bir çarşaf çekmişti. Yani güvendikleri dağlara kar yağmış ve tarih bir kez daha tekerrür etmişti.
Dolayısıyla Êzîdîler ancak örgütlenerek, birlik olarak ve kendi savunma gücünü oluşturarak, Êzîdî kimliğine siyasi bir irade ve statü kazandırabilirler. Bunu başardıklarında artık hiçbir güç kendilerine yönelemeyecek ve güneşlerine kara çarşaflar çekemeyecektir. Böylece kapitalist modernitenin tüm yönelimlerine karşı sağlam ve yıkılmaz bir Êzîdîlik kalesi inşa edilmiş olacaktır.
Êzîdîler yönünü Şengal'e vermeli
Bunun yolu da tıpkı YPG ve YPJ gibi YBŞ ve YPJ-Şengal'i büyütmekten geçiyor. YPG ve YPJ’nin büyütülmesiyle nasıl Rojava Devrimi kazanıldıysa, YBŞ ve YPJ-Şengal’in büyütülmesiyle de Êzîdî kimliğinin siyasi bir irade ve statü kazanması sağlanacaktır. Dolayısıyla YBŞ ve YPJ-Şengal, Êzîdîler için birer intikam hareketinden daha fazlasıdır. Birer silahlı güçten daha fazlasıdır. Kadınlı, erkekli Êzîdî gençlerinin dini ve kültürel varlıklarına sahip çıkmasıyla YBŞ ve YPJ-Şengal somutunda Êzîdîler, yüzyıllardır kendilerine dayatılan makus kaderi sonsuza kadar değiştireceklerdir. Bu bakımdan Kürdistan, Rusya ve Avrupa’daki tüm Êzîdîler, YBŞ ve YPJ-Şengalin kendileri için taşıdığı bu stratejik önemi bilerek harekete geçmeli ve Êzîdîliğin geleceği için yönlerini Şengale vermelidirler.
Êzîdî gençleri tarihi fırsatı kaçırmamalı
Özellikle de Federal Kürdistan Hükümeti'nin tam da "Şengal halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıyoruz" söylemlerinden dem vurduğu şu kaos aralığında, Êzîdî gençleri ellerine geçen bu tarihi fırsatı kaçırmamalı. Bu çağrı Şengal halkının içler acısı dramını izlerken, Êzîdîliğin kurtuluşuna yoğunlaşan bir gönüllünün vicdani çağrısıdır… Bu çağrı, Êzîdî erkeklerine ölümü, Êzîdî kadınlarına tecavüzü ve köleliği reva gören kapitalist aklın artık yaşam bulmaması gerektiğine inanan bir gönüllünün çağrısıdır. Bu çağrı YBŞ’li Arin Mirkan’ın coşkun ve özgür gülüşündeki umudun dokunuşunu hisseden bir yüreğin çağrısıdır.
Yaşları 9 ile 17 arasında değişen yüzlerce Êzîdî kız çocuğu tecavüzcü DAİŞ çetelerinin insafına terkedilmiş ve yüzlercesi hamile bırakılmışken YBŞ saflarına katılan Êzîdî kadınlar, Êzîdîliğin direniş geleneğine dayatılan tecavüz ve soykırım yazgısınının değiştirilebileceğini muştuluyor bize… Êzîdîliğin gelecekteki resmini onların bu umutlu gülüş çizecek…