“Dil varlığın heybesidir” der Heidegger. İnsanın ait olduğu varoluşun, kökenin, özün en çarpıcı ifadesidir. İnsan anadiliyle doğar. Onunla sadece kendisini ifade etmez, onunla var olur. Dil olmadan varlık başka bir şeye dönüşür, kendisi olmaktan çıkar, benliğinden kopar. Öyle ki bir dili yok etmek bir halkı ve varlığını yok etmekle eşdeğerdir. Bilindiği gibi faşist iktidarların öncelikli uygulamalarının başında dil kırım politikaları gelmiştir. Temel amaç dilsiz, davasız, kendi köklerinden kopmuş, kökenine dair istem ve iradesi olmayan nesiller yaratmaktır. Böylelikle kimse onların zulmünü sorgulamayacak ve buna “dur” demeyecektir. Kanımca Sartre’ın anavatanını Fransa değil de Fransızca olarak ilan etmesinin anlamı bu açıdan önemlidir.
Tarih boyunca sayısız uygarlığa beşiklik etmiş, diller ve kültürler zengini Anadolu ve Mezopotamya toprakları uygulanan ‘tekçi’ politikalar sonucunda maalesef çölleşmiş durumdadır. 12 Eylül zihniyetinden gelen “Türk-İslam Sentezci” politikalar, bu topraklarda yaşayan halkların tarih, kültür, dil ve inanç farklılığını yok saymaktadır. Diller, kültürler, inançlar karşısında süregelen yasakçı zihniyet, şimdilerde AKP iktidarı tarafından devam ettirilmektedir. Çoklu bir etnik, dil ve kültürel yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğunun kalıntıları üzerinde kurulan Cumhuriyetin temellerinin “Türkleştirilmiş”, “Homojenleştirilmiş” bir toplum yaratmak ve bunun için gerekli vahşeti uygulamak üzerine kurgulanmasının da bu politikalardan kopuk olmadığının altını çizmekte fayda var. Bu politikalarla başta Kürtler olmak üzere toplumun tüm dil ve kültür zenginliğinin inkar edildiği artık sır olmaktan çıkmıştır. Üstelik bu resmi politika akıl almaz yöntemlerle Kürtçe’yi yasaklamaya, karşı çıkanları ise zorbaca yok etmeye varan bir nitelik kazanmıştır.
Kürtlerin bir halk olduğunu, bir tarihi dili ve kültürü bulunduğunu söylemek bile en ağır suç olarak kabul edilmiştir. 12 Eylül askeri darbesiyle bu politikalar yasa hükümlerine bağlanıp “Vatandaş Türkçe konuş, çok konuş” zihniyetiyle topluma dayatılmıştır. Geçmişten günümüze Kürtçeye vurulan bu yasaklama zincirlerinden dolayı yaşanan trajedileri burada aktarmak mümkün olmasa da, dilimize ve varlığımıza vurulmak istenen zincirleri kuralınca taşımadığımız, dahası reddettiğimizde açıktır.
Belirtmeliyim ki iktidar güçlerinin tüm kıyıcılığına ve barbar imha politikalarına karşın yasaklanmış, dilimizin her bir sözcüğü için verdiğimiz bedel ve canlarla, esasında varlığımızı savunduğumuz hala süren bu var olma direnişinin her anında capcanlıdır. Bunu belirtirken anadilini konuşmak için ezilen, sömürülen, hapsedilen yetmiyor işkencelerden geçirilip infaz edilen milyonlarca insandan bahs ediyorum. Dilsizliğe ve yokluğa mahkum edildiğinde, kimliği yok sayıldığında, çocukluğun en muhteşem manzarasını saklar gibi bu dili ruhunda saklayan bir halktan bahs ediyorum. Ve hiç kuşkusuz bu halk anadilini özgürce konuşmak, kendi dilinde eğitim görmek, yazmak, okumak, kendini savunmak, kültürünü yaratmak ve geleceğe aktarmak için, yani en insani ve onurlu talepler için bunca zulme maruz kalmayı göze almıştır. En acımasız, zalimane, en rezilce uygulamalara karşı koymuştur. Özcesi dökülen onca kan ve can izine rağmen dilinden koparılmanın bir yokluğa, bir köksüzlüğe mahkumiyet olduğunu çoktandır farkındadır Kürtler. Bundandır ki devletin bahşettiğinden fazlasını ve kendine ait olanı istedikçe “bölücü” olarak damgalanmıştır. Anadilde eğitim hakkını istemekle “şeytana uymakla” suçlanmıştır. Mahkemelerde kendi dilinde savunma yapınca “bilinmeyen bir dille” konuşmakla itham edilmiştir.
Sonuç olarak belirtmeliyim ki bu dil üzerindeki yüz yıllık baskılara, hayatın her alanında yok sayılmasına ve tüm ölümlerden ölüm dayatmalarına rağmen kendini yaşatma ve direnme gücünü göstermiştir. Ortada bir hakikat var; kendi benliğinden kopartılıp her defasında farklı bir kalıba sokulmaya çalışılan bu halkın gösterdiği direnme azmi ve iradesi karşısında tüm bu yasakların ve baskıların artık bir hükmü kalmamıştır. Tam da bu nedenle 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle hiçbir dilin zalimlikle, zorbaca yok edilemeyeceğini, herkesin anadilinin herkesin varlığını ifade ettiğini tekrar hatırlatmak isterim.