Devrim modernitesini belirleyen yıllar kadın ordulaşması yıllarıdır. Bugüne değin yaşanan, her yıl yenilenerek, kendini yeniden tanımlayarak zaman karşısında duruş belirleyen ve bir geleneği yarattığı kadar geleneğin çocuklarını da yaratan bir dönemdir kadın ordulaşması. Ve söyleminden giyimine, yürüyüşünden silah tutuşuna, kefiye bağlayışından oturuşuna kadar her şeyi etkilemiş, bir direniş kültürü ve modernitesi yaratmıştır. Kendi modernitesini oluşturmak, kadın özgürlük tarihine kadın kahramanların adlarının damla damla kattıkları bedellerle yazılmasıyla mümkün olmuştur. Her bir kadın kahraman, kendi duruşuyla bir kahramanlık tanımı geliştirmiş ve devrim modernitesini belirlemiş, aslında her kadın devrim modernitesini kendisinden yaratmıştır.
Kürt kadınlar, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi PKK’nin çıkışıyla birlikte kendilerini yeniden tanımladı. Tarihi tekerrür etmeden yenileyen ve canlandıran adımlar, güncelle buluşarak, gelenekleşen bir tarihsel bilinç yarattı. Buna en güzel örnek Bêrîtan'ın (Gülnaz Karataş) eylemidir.
Bêrîtan, ordulaşma sürecindeki aktif mücadelesiyle kadın özgürlük tarihine kendi adını yazdırmış, kendi direniş harfleriyle kadın özgürlük tarihini yazmıştır. Onun yüreğinden ve dilinden dökülen “savaş gülüm, sıkı savaş, savaştıkça özgürleşir insan” sözleri binlerce kadın gerillanın defterlerinden yüreklerine taşınmış, binlerce kadın gerillanın mektubuna yerleşerek diyar diyar dolaşmış ve kendi anlam dünyasını oluşturmuştur.
Katıldığı eylemler, direniş çizgisi, savaşkanlığı, mücadelecilikteki ısrarı ve iddiasıyla çizgileşmiştir. Ama Bêrîtan'ın direniş çizgisi, hepsinden önce direniş cephesindeki yanılgılı, geri, egemenlikli sistem etkisinde kalan ataerkil toplumsal özellikler karşısında verdiği mücadeleyle kök salmıştır. Bêrîtan direniş çizgisinin kapsamı, her türden egemenlikçi, geri, geleneksel, tahakkümcü anlayış ve yaklaşımlar karşısında direniştir. Şehadet biçimi ise bu direnişin taçlandırılmasıdır. Çünkü şehadetiyle Dêrsim Tertelesi'nde Türk askerlerinin eline geçmemek için birçok Dêrsimli kadın gibi kendisini kayalıklardan atan Besê’nin direniş çizgisini takip etmiş, onun direniş ruhunu canlandırmış, Dêrsim’in direniş tarihini 1930’lardan alıp 1990’lara getirmiştir.
Bêrîtan direnişi, kadın ordulaşmasının kök hücresidir. Bêrîtan'dan sonra kadın ordulaşması kararı verilmiş ve pratikleşmiştir. Kürdistan’da Bêrîtan'ın yarattığı kök hücre tüm Mezopotamya ve Anadolu’da ve hatta dünyada ses vermiş, bu köklerden yeni direniş güçleri yeşermiştir. 90’lı yıllar Arap, Türk, Çerkes ve Alman kadınlarının direniş cephemizde yer almalarıyla zirveye ulaşmıştır. Kürt Halk Önderliği'nin yoğun çaba ve ısrarlarıyla gelişen kadın ordulaşması, kendi mücadele argümanlarımızı radikal bir tarzda oluşturmamızın belirgin bir örneğidir. Erkek egemenlikli sistemin savaş argümanları karşısında geliştirilen argümanları devrim mücadelemiz içinde kendi zihniyetimize göre yeniden adlandırıp anlamlandırmak, zamanın ruhunu yakalamanın bir gereğidir.
Ordulaşma, kadın özgürlük mücadelesinde temel bir argüman olmakla birlikte genelde kadın gerilla birlikleri olarak adlandırma yapılmıştır. Bugün itibariyle de Kadın Savunma Birlikleri demek en uygun tanımlama olmaktadır. Ordular-ordugahlar, flamalar-bayraklar, üniformalar-madalyalar diye sürüp giden kavramlar hangi koşulda olursa olsun, erkeği ve tahakkümü çağrıştırır. Hakim algı, kadınların toplumlarını, kendi cinslerini, toplum ve kadın değerlerini koruması bir yana, kendilerini korumasının dahi mümkün olmadığı yönündedir. Çünkü Kürdistan Özgürlük Mücadelesi öncesinde kadınlar, tecavüz de dahil, onlara yapılan her şeye karşı sessiz kalmalı, her şeyi kabullenmeliydi. Savunmak değil, kabullenmemek dahi düşünülemezdi. Oysa kadınlar, kiminde susarak, kiminde dilsizleşerek, kiminde delirerek, kiminde unutarak hiç kimse olmayı seçerek, kendilerince savunma mekanizmaları geliştirmişlerdir. Hepsi içinde derin inat, bilinç ve kararlılık taşıyan bu savunma biçimleri, her şeye rağmen kadınların karşısında refleks gösterdikleri durumları değiştirmeye yetmemiştir.
Binlerce yıldır kadınlar savunma halindedir. Çünkü binlerce yıldır saldırı vardır. Saldırılar erkek dünyası kendini toplumsal akıştan ayırıp kötü bir yola saptığından beri durmadan sürmektedir. Bu saldırılar kadınlara, topluma, kadınca değerlere, analık olgusuna, toprağa, ateşe, suya ve kadın etrafında örülen tüm yaşam değerlerine karşıdır. Bundan dolayı da savunma da bu çerçevede sürmektedir. Kadınların kendileri kadar toplumu, değerleri, kimliksel normları, toprağı, ateşi ve suyu savunmaları, benlikleri gereğidir. İnanna’nın savaşı, tarihsel toplumsal bir tarzda kadınlar tarafından sürdürülüyor diyebiliriz.
Savunma tabii ki pasif bir anlamda değildir. Kadından çalınanları geri alma mücadelesidir. Kürdistanlı kadınların ellerinden çok şey alındığından, çalınanları geri alma mücadelesi de bu oranda uzun erimli, ağır ve bedel dolu olacaktı. Bundan dolayı da Kürdistan’daki kadın direnişi herhangi bir zamanda ortaya çıkıp gelişmedi. Kürdistanlı kadınlar da yüreklerindeki inadı hep koruyan, bildiklerini her şeye rağmen saklayan, her zaman tarihe dayanan ve güncelle uyuşmayan belleklerini koruyan ama kendi toplumlarını değiştirmeye yetecek kadar güç getiremeyenlerdendi. Tabii ki bu tarihsel akış değiştirilmiştir. Tarih ve yaşam kendi özgür akış seyrine girmiştir.
Kadın savunma birlikleri Yekîtiya Azadiya Jinên Kurdistan (YAJK) kuruluşuyla başlamış ve YJA-STAR kuruluşuna kadar büyük bedeller ve mücadelelerle zirveye ulaşmıştır. Bugün tüm Kürdistan’a yayıldığı kadar en son Rojava direnişiyle birlikte tüm Ortadoğu’ya hatta dünyaya yayılan Kadın direniş birlikleri, bir anlamda da direnen tarihsel toplum gerçeğidir. Kürdistanlı kadınların öncülüğünde direnen, özünde demokratik uygarlık akışıdır.
Kadın ordulaşmasının 90’larda yarattığı ruhu bugün YPJ yeniden yarattı. Kadın savunma birlikleri YPJ, kadının savunmasının birlik olmakla mümkün olduğunu da kanıtladı. Kürdistan’ın her yerinden kadın direnişçilerin Rojava’ya direniş için gitmesi, bu birlik ruhunun düzeyini gösteriyor. Güney Kürdistan'lı Destîna arkadaşın şehadeti de bu direnişin tüm Kürdistan’ı kapladığını göstermektedir.
Başka bir örnek de, YPJ saflarında savaşan Türkiyeli kadın devrimcilerdir. Rojava’da YPJ saflarında savaşan MLKP’li kadın militan, bu birlik olma ruhunun YPJ bünyesinde gerçekleşmeye başladığını belirtirken, tüm Ortadoğu ve dünya kadınlarına da birlikte özgürleşme müjdesi vermiştir. Bunun yanında birlikte özgürleşmenin yol ve yöntemlerini de bir kez daha dünyaya haykırmıştır. Kadın ordulaşmasıyla başlayan süreç, devrimci demokratik kadın direniş cephesi olarak kendini yenileme, büyütme ve yeniden tanımlama göreviyle karşı karşıyadır. Ve bunu yapabilecek tek güç de ancak birlik olarak kendilerini savunabileceklerini bilen ve buna inanan kadınlardır.