Pembe eşofmanının üzerine çektiği etekliğiyle 11 yaşındaki Fatma Erkan’ın resmi mesela. Fatma’nın resmini görünce birbirine kavuşamaz denilen dağların birbirine yakınlaşmasını duyumsadım. Midyat’tan bir öfke gelip durdu yüreğimin kıyısına. Yüreğin nasıl acıyla, geçmiş zamana yüklenen acıyla sıkıştığını gördüm bir kez daha.
Fatma bir can. Yüreğini 11 yaşın tertemizliğine yüklemiş ve kendi zamanını yaşayamamış bir can. Oysa Fatma ne anlamlar taşır Ortadoğu’nun yüreğinde. Fatma adı her anıldığında ninemin bal kıvamındaki gözleri, direngenliği ve toprak sadeliğinde güzelliği gelir aklıma. Fatma adı her dile geldiğinde Hz. Fatma kutsallığı gelir aklıma. Ve daha başka başka şeyler.
Ama artık sen varsın Fatma... Küçük bir Kürdistan.
Sen, benliğimize kendini sonsuzlaşacak kadar acıyla ve utançla nakşeden Fatma.
Sen başucunda bir kalaşnikofun 11 yaşına hiç mi hiç yakışmayışıyla karşımızdasın.
Sen Fatma!
Sen orda, eski dosyaların arasında yıllarca uyurken, bir yüzyıl başka bir yüzyıla evrildi Fatmacan. Sen uyurken bizler uyandık. Belki de senin uykuna uyandık Fatmacan. Alıp halkımızın acılarını ve umutlarını sırtımıza, yönümüzü dağlara verdik.
Sen orda uyurken, hep yarım kaldı bir şeyler. Çocuklar yine katledildi. Ve nefeslerini verdikten sonra başucuna konan silahlarla resimleri çekildi, dağıtıldı. Koca devletin gücü 12 yaşındaki çocuğa yetti de 13 kurşun saplandı Uğur’un bedenine diyorduk. Meğer daha küçük çocuklara da gücü yetermiş devletin. Öyle büyük bir devlet ki çocukları katlederek başuçlarına mezar taşı diker gibi kalaşnikof dikiyor Kürdistan’da.
Ne mi düşündüm seni görünce o pembe eşofmanınla? Utandım Fatma! Bu dünyanın insanı olmaktan utandım. Kız çocukluğundan genç kızlığa geçemeyen, parçalanmış kadınlıklarımızı düşündüm. Kendi ülkemde, çocukların sokak ortasında cansız yatışlarını engelleyemeyişimizi düşündüm ve utandım. Sen ordasın ve sonsuza kadar orada olacaksın. Sen, o resmin içinde kendini sonsuzlaştırdın ve ülkem çocuklarının böyle ölmeyeceği zamanlar gelene kadar da öyle kalacağın için o utancın sonsuzluğuna mahkum ettin bizi.
95 yılından bu yana devletin arşivleri arasında durdun sen. Susmadın, hep çığlık attın ve çığlığın bu zamana yetişti Fatmacan. Bizlere neler öğrettin sen o çığlığınla. Hakikatleri Araştırma ve Yüzleşme Komisyonu'na neden çok ihtiyaç olduğunu, neden bu komisyonun çözüm için ortaya konulan şartlardan biri olduğunu seni görünce bir kez daha anladık. Seninle yüzleşmeyenin hakikatle yüzleşemeyeceğini de… Seninle yüzleşmek hakikatle yüzleşmektir, dost düşman herkes için. Her kim ki kendi hakikatiyle ve toplumunun hakikatiyle yüzleşmek isterse, önce o pembe eşofmanlı resmine bakmalı. Önce o resimle yüzleşmeli. Hrant Dink’in altı delik ayakkabısıyla yüzleşmesi gerektiği gibi, senin etekliğinin çizgileriyle de yüzleşmeli herkes. Herkes pamuklu şekerlerin ruhunu taşıyan pembe renkli eşofmanının saflığıyla yüzleşmeli Fatmacan. Doğmamış çocukların ölümün gölgesinde ve devlet güvencesindeki yaşamlarıyla yüzleşmeli. Yüzleşilmezse yüzsüzleşilir, bundan kaçılamaz artık.
Uğur Kaymaz kadar cenneti anımsatan temizlikte ve güzelliktesin Fatma. Ama bizler, senin orda öyle 11 yaşın küçüklüğüyle cansız uzanmanı engelleyemedik. 11 yaşın yeni filize durmuş incecik dalı gibi kolları iki yana açılmış resmin tam karşımızda durdu günlerce. Kanadı kırık kuşlar gibi karşımızdaydın. O incecik kollarının o silahı taşıyamayacağını bilmez miydik?
'Kadın terörist' diye yazmışlar dosyaya. Kadın olamayacak kadar küçük, terörist olamayacak kadar masumdun sen. Senin resmini çekenlerin teröristliği, hala onu açığa çıkaramayışımızın lekesi gibi alnımızda ve yüreğimizde duruyor Fatmacan.
Toprağın rengindeki tenin ülke olma özlemini anlatıyordu can. İki yanına düşmüş terliklerini tutup ayaklarına giydirmek istedik, öyle görünce seni. O minicik ayaklarını Dicle sularında yıkayıp öperek kuruttuktan sonra giydirmek istedik o terlikleri ayağına Fatmacan.
95 yılında 11 yaşında çocuk kaldın. Aramızda yaş farkı çok değil ama yine de senin o 11 yaşın sonsuzluğuna, yavrusunu kucaklayan bir annenin şefkatiyle bakıyorum Fatmacan. Her bir küçük Kürdistan’ı kucaklarcasına kucaklamak istiyorum. Midyat’tan Kızıltepe’ye ülkemi bir uçtan bir uca kucaklarcasına kucaklamak istiyorum. Utancımı paramparça edercesine ve kendimle yüzleşircesine…
DILZAR DÎLOK: Fatma küçük bir Kürdistan