
Darbe girişimi sonrası AKP’li bazı isimlerden taraftarlarına yönelik ardı ardına gelen silahlanma çağrıları giderek tehlikeli bir boyut almaya başladı. Darbe girişiminin yaşandığı gece, Ankara başta olmak üzere bazı merkezlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Başbakan Binalı Yıldırım ile yakınlıkları olan Osmanlı Ocakları üyesi kimi sivillerin silahlandırıldığı yönündeki iddiaları güçlendiren fotoğrafların ortaya çıkmasından sonra ilk olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Şeref Malkoç, ‘darbeye karşı meşru müdafaa hakkı’ gerekçesiyle silahlanmayı gündeme getirmişti. Malkoç’un işaret fişeğini yaktığı konu hakkında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise “Muazzam bir silahlanma oldu. Pompalı tüfeği alan evine atıyor. Sen yarın bir darbe yapmaya kalksan, senin elinde piyade tüfeği, keleş varken, bu kalkıp pompalı tüfeğiyle gelmeyecek mi?” dedi.
Sözkonusu isimlerin taraftarlarına yönelik dillendirdiği silahlanma çağrılarının ardından ise sosyal medyada #Ak silahlanma ve #Ak milisler başlıklarıyla etiketler açıldı. Osmanlı Ocakları üyeleri tarafından buradan yapılan silahlanma çağrıları görmezden gelindi.
Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise silahlanma çağrılarını başka bir boyuta taşıdı. Soylu, parti yöneticilerine silah vereceklerini söyledi. Soylu, “Her parti yetkilisine silah ruhsatı vereceğiz. Güvenlik görevlisi, koruma da vereceğiz. Hatta korumayı koruculardan da verebiliriz. Uzun menzilli silahlarla korunmalarını sağlayacağız” dedi.
'Ötekiler tehdit altındadır'
İzmir Demokratik Alevi Derneği (İ-DAD) Başkanı Hüseyin Ozan, yaşanacak bir çatışma durumunda ilk hedefin "kolay lokma" olarak görülen Aleviler olacağını ifade etti. Bu çağrıya karşı hukuki anlamda yapılması gerekenlerin olduğunu vurgulayan Ozan, şunları söyledi: "Biz aleviler olarak soruyoruz. Kim kime karşı silahlanıyor? Bu silahlanma çağrıları bir boğazlaşmaya, bir katliama davettir. Savcılar nerede? Neden müdahale etmiyor? Nasıl bir güvenlik sorunu var ki sivil halka silahlanma çağrısı yapılıyor. Bu bütün ötekilere karşı bir tehdit çağrısıdır. Başta Aleviler olmak üzere bütün ötekiler ciddi bir tehdit altındadır. Bu çağrıyı yapanlar hakkında gereken yapılmalıdır."
'Aleviler öz savunmalarını almalı'
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İzmir Şube Başkanı Mustafa Aslan ise AKP'nin kendi tabanına yönelik yaptığı silahlanma çağrısına karşı Alevilerin, ülkedeki diğer bütün toplumsal muhalefetle birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti. Alevi toplumunun öz savunmasını mutlaka almasının zorunlu olduğunu vurgulayan Aslan, bu anlamda her Alevi bireyin ve Alevi kurumunun tedbir alması gerektiğini ifade etti. Aslan, şunları söyledi: “Aleviler, Kürtler ve tüm ötekilerin birlikte mücadeleden başka çaresi yok. Diğer toplumsal kesimlerle bir araya gelip bir cephe oluşturmasından başka çare yok. Artık sabah evinizden çıktığınızda akşam evinize dönüp dönemeyeceğinizi bilemiyorsunuz."
Kaygı büyük
Alevi dedesi Nurettin Aksoy, “Dedelerimiz, taliplerimiz, bir bütün toplumumuz geleceğiyle ilgili kaygı içinde; Türkiye’de yok sayılan tüm inanç ve kimlikler gibi” dedi. Aleviliğini Türkiye’de yok edilmesi gereken bir inanç, kültür olarak görüldüğünü belirten Aksoy, "Biz inancımızı, geleceğimizi koruyacağız. Her zaman barış dedik. Mezhep çatışmalarından kimseye fayda gelmez. Bundan sonra da çatışmalara meydan vermeden demokrasi ve hukuk içinde yaşamaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.
Çatışmaya zemin
Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat da AKP ve Erdoğan’ın yürüttüğü politikaların Aleviler ve diğer inançlar açısından ciddi sorun oluşturduğunu kaydederek, Musul’da yürütülen mezhep eksenli politikaya dikkat çekti. Fırat, “İnsanlarımız üzerinde psikolojik baskı var. Toplumu kutuplaştırma üzerinden politika yürütüyorlar. Çatışmaya zemin hazırlıyorlar. Vicdan sahibi olan herkes bunun yanlışlığını dile getirmeli” dedi.
Uğur Kurt cinayeti
Silahlanma çağrısının Aleviler üzerindeki etkisini aktaran Fırat, kaygılarını şu sözlerle dile getirdi: “Uğur Kurt davası görüldü. Canımızı cemevi bahçesinde vurdular. Böyle bir olay cami içinde olsa Türkiye’de iç savaş çıkarırlardı. Bizim toplumumuz kendini güvende görmüyor. Son zamanlarda kaygılarımız en üst düzeye çıktı. Hayatın her alanında işte, otobüste, metrobüste yalın bir şekilde tedirginlik hissediyoruz. Çünkü bunları geçmişte, Maraş’ta, Çorum’da ve Gazi’de yaşadık!”
Asker polis yetersiz mi?
İmam Ali İnanç ve Kültür Derneği İmam Hüseyin Mescidi kurucularından ve Arap Alevi inanç önderlerinden İbrahim Kanadlı, çağrıların endişe verici olduğunu söyledi. Yapılan çağrıya neden ihtiyaç duyulduğunu anlamakta zorluk çektiklerini dile getiren Kanadlı, "Devletin polisi, istihbaratı ve ordusu yetersiz midir ki böyle bir çağrı yapılıyor" diye konuştu. Mezhepçi ve etnik söylemlerin iyice ayyuka çıktığının altını çizen Kanadlı, televizyon programlarında farklı inanç ve etnik kimliklere karşı algı operasyonları yapıldığını ifade etti.
Eli kolu bağlı beklenmez
Kanadlı, halkın eli kolu bağlı olmaması gerektiğini söyledi. Demokratik tepkinin ortaya konulması için çağrıda bulunan Kanadlı, gidişatın birlikte harekete edilmesiyle engellenebileceğini belirtti.
İç savaş hazırlığı
Çağrılardan kaygı duyan Hıristiyan cemaati mensubu Suphi Zarif, Osmanlı döneminde hakim sınıf olan Müslüman tebaanın silahlı gezdiğini; Alevi, Hıristiyan ve diğer inançtan olanların ise silahlı gezmelerinin suç olduğunu hatırlattı. "Kime karşı silahlanma ya da kime karşı kullanılacak bu silahlar" diye soran Zarif, soykırım ve katliam örneklerini verdi: "6-7 Eylül olayları bir tasfiye hareketiydi, bu tasfiye gerçekleştirildi. Şimdi ise tasfiye edilecek bir Hıristiyan azınlık kalmadığına göre farklı etnik ve dini grupların tasfiyesini mi düşünüyorlar? Eğer bunu düşünüyorlarsa çok yazık olur Türkiye'ye,"
Yaşananları iç savaş hazırlığı olarak yorumlayan Zarif, 1935 Almanya’sında da SS’lerin olduğunu hatırlattı. Zarif, sol, sosyalist ve muhalif vicdanlı tüm kesimlerin halkların kardeşliği çerçevesinde bir mücadele ile örgütlenmesi gerektiğini ve demokrasi mücadelesini yükseltmesinin önemli olduğunu anımsattı.
DİHA / HABER MERKEZİ