Parlamentoda temsil edilen partiler 2015 yılı seçimlerine hazırlanırken AKP’den daha fazla didarlık siyaseti sokağına sapmaya başladılar. Doğrudur, Türkiye gerçeğine uygun olarak dindarları temsil eden adaylar gösterilmeli. Dindarların hassasiyetini dikkate almak da doğrudur.

Ancak din ve dindarlığı çok öne çıkarmak, dindarları temsil ettiği iddia edilen adayları çok görünür kılmak, güçlü dindarlık geçmişi olan ailelerden çok sayıda aday göstermek; üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir durumdur.

Tüm partiler aynı mantıkla hareket ederse, son tahlilde bu yaklaşım ancak toplumun dindarlaştırılmasına, muhafazakarlaştırılmasına hizmet eder.

Ha Kemalist tekleştirme, ha ırkçı-faşist tekleştirme, ha dini tekleştirme. Bir farkı var mı? Tekleştirme çoğunlukçu yapıya enjekte edilen bir “virüs” olmaz m?

Güçlendikçe ve tekleştirildikçe; sosyal bir realite olan ve mutlaka yaşatılması gereken farklılıkları imha edecek bir araca dönüşmez mi?

Totaliter yapı işte tam da bu değil mi?

Partiler bu sokağa saparken iki gerekçe ileri sürüyorlar.

Birincisi; Türkiye toplumunun yüzde 90’ı (Alevilik de dahil ediliyor) Müslüman’dır. Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum. Aleviliğin konumunu tartışmaya, tartıştırmaya hiç de niyetim yok. Ayrıca Müslüman olmakla dindarlık yapmak arasındaki farkı da unutmamak gerekir.

İkincisi; “AKP, dini politik argüman haline getirerek toplumsal desteği alıyor ve büyüyor.” İşte bu iddia çok tartışmalıdır. AKP’nin gizli ajandasında “Şeriata göre yaşam” ana başlığı vardır. Bunun için alttan altta zemin de oluşturuyor. Bunlara ben de katılıyorum. Ancak AKP’nin ilk altı yılını hükümet, sonrasını iktidar diye ayırmak gerekir. Ve din eksenli siyaseti iktidarlaşma felsefesinin doğal seyri ve stratejisi gereği tam muktedirlik döneminde yapacağını ifade etmek daha isabetli olur. Olguları yerli yerine oturtmazsak yanılgılı sonuçlar üzerinden politika üretmiş oluruz.Bu nedenle hayata analitik bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

AKP’nin din imgelerini en az kullandığı ve sembollerine (başörtüsü) en az sahiplendiği dönemdeki seçimlerde aldığı oylar;

2002 seçimlerinde yüzde 34.4

2004 seçimlerinde yüzde 40

2007 seçimlerinde yüzde 46.6

Tabloda görüldüğü üzere, oy desteği zikzaksız bir şekilde artmıştır. Buna birinci dönem demek gerekir. 2009 yerel seçimlerde ise önemli bir azalmayla aldığı oy oranı yüzde 38.8’e düşüyor. Ancak 2010 yılı ile birlikte tam muktedir olmaya başlıyor. Oy oranı tekrar yükseliyor.

AKP’nin birinci dönem yükselişine etki eden temel faktörler:

* Uluslararası güçlerin Türkiye’nin siyasi haritasına ilişkin projesi ve bu kapsamda AKP’ye verdiği sınırsız destek.

* R.Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye başkanlığı dönemindeki çalışmaları ve AKP’yi oluşturan dinamiklerin çeşitliliği (Demokratından milliyetçisine kadar birçok kesim vardı).

* Yasalar düzleminde 2005 yılına kadar attığı pozitif adımlar.

* Kürt sorununun çözümü ile ilgili çıkışları.

* Raftan indirdiği ve 2006 yılı başına kadar AB’ye katılım dosyası ile ilgili attığı adımlar.

* Ekonomi alanında yaşanan gelişmeler. (Enflasyon düşüşü, cari açığın peyderpey düşürülmesi, ihracat ithalat dengesinin küçük küçük de olsa ihracat lehine gelişme kaydetmesi, Arap sermayesinden sağladığı sıcak para akışı vb.)

* Sosyal devlet mantığı ile değil ancak nitelik ve ulaşılabilir anlamda sağlık ve eğitim alanında yarattığı gelişmeler.

* Yaşlı ve kadınlara yönelik geliştirdiği yardım projeleri.

* Ulaşım, iletişim ve konut ihtiyacını giderme alanlarında ortaya çıkan yeni durum.

Görüldüğü üzere toplumsal destek; inançsal temelde değil, tümüyle insan/toplum yaşamına yansıyan maddi olgular üzerinden olmuştur.

2009 yılında yaşanan oy desteği düşüşünün iki ana faktörü olmuştur.

Birincisi; 2006 yılının ortalarından başlayarak demokratik açılım noktasında gaz yerine frene bastı.

İkincisi; 2008 yılından başlayarak dünyada yaşanan ekonomik bunalım Türkiye’de de yansımasını buldu. Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hükümet olan partinin toplumsal oy desteği düştü.

Daha sonra sosyal projelerin hızında bir miktar kayıp yaşansa da devam ettiği, muktedirlerden korkan/korkutulan toplumda biat etme ruhu geliştiği için oy oranında tekrar yükselmeler meydana geldi.

Son söz:

ABD’nin Afganistan, Bin Ladin ve IŞİD (DAİŞ) projeleri çevrenin başına bela oldu, ancak daha çok bumerang gibi sahibini kalbinden vurdu.