KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Hrant Dink’in AKP döneminde kurulan yeni özel harp dairesi/yeni kontrgerilla tarafından katledildiğini belirterek, katliamcı iktidar gruplarıyla Fetullahçılar ve AKP arasında bir fark olmadığını söyledi.

Karasu, Hrant Dink’in katledilmesinin 7. yıldönümünde, cinayetin tarihi ve güncel boyutları konusunda ANF’nin sorularını yanıtladı. Kısaltarak paylaşıyoruz.

Dink cinayetini nasıl yorumluyorsunuz?

Hrant Dink cinayeti, farklı halkları ve dinsel topluluklar ile muhaliflere karşı özel savaş stratejisi uygulayan Türk ulus devletinin tarihinin bir parçasıdır. Zaten bu cumhuriyetin oluşma sürecindeki kadrolar, önemli oranda Ermeni Soykırımı’nın içinde olan, bu suçlara ortak olmuş kadrolardır. Cumhuriyet böyle kadrolarla kurulmuştur. Dink cinayetini bu devlet geleneğinin, yani bu topraklarda Ermenileri, Rumları, Yahudileri, diğer etnik ve dinsel toplulukları, en büyük nüfus olan Kürtleri yok etme politikasının bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Hrant Dink’in katledildiği dönemdeki güncel nedenleri ve zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu cinayet, AB ile görüşmelerin yoğunlaştığı bir dönemde işlenmiştir. Türkiye AB’ye girerse şimdiye kadar izlediği politikaların boşa çıkacağını, Türkiye’de yeniden Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, diğer toplulukların canlanacağını düşünerek AB’ye tam üye olmadan önce bütün farklı dinsel toplulukların kökünü kazıyarak bunların bir daha canlanmasını sağlayacak bir zemin bırakmak istememişlerdir. Geçen on yıl sürecinde Hrant Dink cinayeti, Rahip Santoro cinayeti, Zirve yayınevi cinayeti, Üzeyir Garih cinayeti gibi cinayetlerin hepsi aynı politikanın sonucudur. Bu topraklarda Rum, Ermeni, Yahudi kalmasın ki ileride AB’ye girildiğinde daha serbest hale gelecek siyasal ve sosyal yaşam içinde bunlar güçlenip tehlike olmasın! Zihniyetleri ve yaklaşımları budur. Açıkça Türk ulus-devletine meydan okuması Hrant’ı bu cinayetin hedefi haline getirmiştir. Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uygulanan politikaları reddeden, onun yerine yeni bir Türkiye gerçeği ortaya çıkarma çabasına karşı işlenmiş bir cinayettir.
Bu cinayet derin devletin, ulus-devlet zihniyetini yaratanların, bu zihniyeti devlet ve toplum içinde örme çabası gösteren çevrelerin örgütlediği ve işlediği bir cinayettir.
Hrant Dink cinayetini Türkiye Cumhuriyeti’nin kök hücresinin örgütleyip gerçekleştirdiği bir cinayet olarak görmek gerekir.

13-14 Ocak 2007’de çağrıcılarından biri de Hrant Dink’in olduğu Barış Meclisi ilk defa toplandı ve Türkiye Barış Konferansı için çağrı yaptı. Dink, 5 gün sonra 19 Ocak’ta katledildi. Dink’in hedeflenmesinde bu tutumunun etkisi nedir?
Kuşkusuz Türkiye’deki etnik ve dinsel topluluklara yönelik saldırının bir parçası olduğu gibi, demokrasi güçlerine de saldırının bir parçasıdır. Hrant Dink, bir Ermeni demokrattı. Hem Türkiye’nin demokratikleşmesini hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde Kürt sorununun çözülmesini ve bu temelde etnik ve dinsel toplulukların özgürce yaşamasını istiyordu.
Kuşkusuz hem Ermeni sorununu, azınlıklar sorununu dile getiren, hem de Kürt sorununda demokrat olan Hrant Dink’e düşmanlık beslenmesi doğaldır.
Hrant Dink’i hem bir Ermeni demokratı olması nedeniyle, hem Kürt sorununda demokratik çözüm istemesi hem de Türk devletinin ulus-devletçi politikalarına karşı duruşu nedeniyle hedeflemişlerdir. Dolayısıyla Hrant Dink birçok açıdan hedef alınacak bir kişi haline gelmiştir. Bu saldırı aynı zamanda Türkiye demokrasi güçleri ve Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü isteyenlere yönelik bir saldırı olarak görülmelidir.

Sizce Dinki’i kimler hedefledi, paralel devlet ve yeşil Ergenekon’la bağı var mı?

Derin devlet cinayeti olduğu açıktır.
AKP Hükümeti ile birlikte yapılanan yeni derin devletin içine eskilerin bir kısmı da alındı. Fetullahçılar da yeni derin devlet/yeşil Ergenekon dediğimiz güç içinde etkili oldular. AKP ve Fetullahçılar eski Ergenekon’un kalıntılarıyla da ittifak yaptılar. Eski derin devlet içinde Türkiye’nin ve dünyanın yeni koşullarına ayak uyduramayanlar, bu konuda sorun olacaklar tasfiye edildi, ama uyduranlar Türkiye’deki değişimi kabul edenler yeşil Ergenekon içinde de yer aldı.
Bu açıdan Hrant Dink cinayeti böyle bir yeni Ergenekon’un, yeni özel harp dairesinin, yeni kontrgerillanın gerçekleştirdiği bir cinayettir. Kesinlikle devletin içinde, devlet tarafından örgütlendirilmiş bir kesimin bu devletin stratejilerine uygun yaptığı eylem olarak değerlendirmek gerekiyor.
Yeşil Ergenekon da eskisi gibi yine mevcut devletin stratejisine göre hedef belirliyor, eylem yapıyor. Bu yeni devlet de ulus-devlettir. Erdoğan’ın sık sık tekrarladığı tek vatan, tek ulus, tek vatan, tek bayrak bu devletin hala temel stratejisidir. Bu konuda klasik iktidar bloklarıyla Fetullahçılar ve AKP arasında fark yoktur. Ulus-devlet zihniyetini yeni koşullarda sürdürmek istiyorlar. Sadece çok teşhir olduklarından, Kürtlerin mücadelesi olduğundan kimi yumuşamalar yapıyorlar. Ama bunu da temel stratejilerinin, politikalarının üstünü örtmek için yapıyorlar. Bunlara meşruiyet kazandırmak için yapıyorlar.
Ogün Samast’ı gönderenlerin kesinlikle yeşil Ergenekon dediğimiz, bugün paralel devlet olarak tartışılan güçlerle, çevrelerle kesin bağı vardır.
Hrant Dink cinayeti AKP iktidarı döneminde olmuştur. Sadece Fetullahçılara yüklenerek işin içinden çıkılamaz. O zaman da gerçek saptırılmış olur. Çünkü bu tür örgütlenmeler siyasi iktidarın desteği olmadan varlıklarını sürdüremezler.

Mahkemelerden bugüne kadar bir sonuç çıkmamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Hrant Dink’in vurulacağı biliniyor ama kimse önlemiyor! Hrant Dink öldürülecek; rahatlıkla öldürülebilir; öldürülmesi gereken birisidir ve öldürülecektir gibi normal bir yaklaşım gösteriliyor.
O zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akkürek’tir. Bu adam baş şüphelidir, yeşil Ergenekon’un üyesidir. AKP Hükümeti, cinayetten sonra Ankara’da bir üst görev vererek ödüllendirdi. Muammer Güler ve Celalletin Cerah’ın bırakalım sorgulanması, her ikisi de devletin has adamları olarak ödüllendirildi.
Polis ve yargının arkasındaki siyasi iradenin kim olduğu bellidir. AKP ile Fetullahçılardır. Bunlar bu cinayetin içindedirler. Her ikisi de içindedirler. Bu nedenle açığa çıkmadı. Dünya da açığa çıkmasını istemiyor.
Açığa çıktığı zaman bu devlet sarsılacak, bu hükümet sarsılacak. 7 yıl açığa çıkarmamak demek, hükümetin bu iş üzerinde durmadığı, ilgilenmediği anlamına gelmektedir.
Hrant Dink cinayeti, zirve yayınevi, rahip Santoro cinayeti, Üzeyir Garih cinayeti de aynı politikanın gereği olduğu için onlarda da bir ilerleme olmadı. Sadece görünüşte kullanılanların mahkeme önüne çıkarılması var. 6-7 Eylül olaylarındaki provokasyon neyse, Ermenilere, Yahudilere ve Rumlara nasıl saldırılmışsa, bunun arkasında Türkiye’deki bütün bu toplulukların kökünü kazımak hedeflenmişse, Hrant Dink cinayeti de bu politikanın bir sonucudur. Devlet politikası değişmediği müddetçe de bu cinayetlerin açığa çıkarılması mümkün değildir.

Cinayetin 7. yıldönümünde bir çağrınız var mı?

Çağrımız şudur: Türkiye özellikle 100 yıldır etnik ve dinsel topluluklar mezarlığı haline getirilmiştir. Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar soykırıma uğratılmıştır. Fiziki soykırımlar yanında kültürel soykırımlar yapılmıştır.
Bu coğrafyanın tek tipleştirilmesi kadar insanlık dışı bir şey olamaz. Türkiye Cumhuriyeti 100 yıldır insanlık suçu işlemektedir.
Demokrasi güçlerinin birleşerek Türkiye’deki bu gerici, ulus-devletçi zihniyetin ortadan kaldırması gerekir.
Türk egemenlerinin ulus-devlet kurma zihniyetinin/politikasının ilk büyük kurbanı Ermeniler olmuştur. Kürtler de aynı zihniyetin sonucu yok edilmek istenmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesi Hrant Dink’in katledilmesine verilecek en büyük cevap olmalıdır. Türkiye’nin sol güçleri, sosyalist güçleri, Kürtler, tüm etnik ve dinsel topluluklar, kadınlar, gençler, aydınlar, Türkiye’nin demokratikleşmesinden yana olan bütün kesimler bir araya gelip ortak bir demokrasi hareketi yürütmeleri gerekiyor. Yoksa katillere kahrolsun demekle olmuyor. Katilleri kahredecek en önemli gelişme Türkiye’nin demokratikleşmesi olacaktır.
Kürt sorunu çözülmeden, Alevi sorunu çözülmeden, Ermeni Soykırımı kabul edilmeden, Ermenilere ve Rumlara yapılan politikalar açığa çıkarılmadan Türkiye demokratikleşemez, demokratikleşmesi mümkün değildir. Bu açıdan Türkiye’nin gerçekten halklara çektirdiğiyle yüzleşmesi gerekiyor. Hrant Dink’in anısına verilecek en iyi cevaplardan biri de Türk devletini kendi tarihiyle yüzleştirme mücadelesi vererek, bunun bilincini bütün Türkiye toplumunda yaratma görevidir.
Önderlik Hrant Dink’in katledilmesini “Son Ermeni’nin katledilmesi” olarak ifade etti. Yani Hrant Dink’in katledilmesi, Türkiye’de Ermeni bırakmayarak soykırımın tamamlanmak istenmesi gibidir. Bu açıdan bu yıldönümünde Ermeni Soykırımı’nın nedenlerini de iyi bilince çıkarmak gerekiyor. Bu vesileyle Hrant Dink’i sevgi ve saygıyla anıyoruz, onun anısının Türkiye ve Kürdistan’da, Ortadoğu’da bütün halkların özgürce, demokratik ve kardeşçe yaşayacağı bir coğrafya, bir gelecek haline getirmekle anlamlı olacağını vurguluyoruz. Bunun başarabildiğimiz takdirde Hrant Dink’in anısına saygı göstermiş, özlemlerini gerçekleştirmiş oluruz.


CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN