Filmin ana teması, kişilik yapısı olarak birbirine çok benzeyen, ancak hayat felsefeleri ve amaçları çok farklı olan iki narsist erkek arasında geçen iletişimin bütün boyutları yansıtmak. Diplomasinin incelikleri, verbal ve non-verbal iletişimin kombinasyonu, vücut dilinin estetiği, mantık ve zekanın iletişimdeki ve karşı tarafı ikna da temel rolü, emir alıp uygulamayı obsesif bir biçimde hayata geçiren bir asker diplomat ile sivil diplamatın söz düellosu.
Tabii ki sonuç, iyi bir diplomasinin onbinlerce insanın hayatını kurtarması. Bu köşeyi izleyenler bilirler ki her zaman savunduğum, bizim coğrafya da “iyi bir diplomasi daha az kan dökülmesi demektir.” Sanki bu film benim düşüncemi doğrulamak için kurgulanmış. Bu filmin adı tam da içinden geçtiğimiz sürece uygun. Öcalan, PKK, BDP, TC ve MİT arasında yoğun diplomatik bir tarafık yaşanıyor. Sürece damgasını vuran silahlar değil diploması.
Süreç büyük bir gizlilik içinde yürütülüyor ve kamuya açık değil. Bu da sürece elitist bir özellik veriyor. Haklı ya da haksız birçok eleştiriye neden oluyor. Az da olsa yapılan açıklamalardan ancak daha çok pratikteki sonuçlarından neler olabileceğini tahmin etmeye çalışıyoruz. Her ne kadar sürece farklı yerlerden ve farklı aspektlerden çeşitli eleştiriler gelse de ve bazıları ciddi kuşku ve korkular içersede, bazıları da insana saçma dedirtecek cinsten. ‘Doğuya özerklik batıya faşizm’ gibi bilmsel temelden uzak, içi boşaltılmış ya da değiştirilmiş internasyonal kavramları kullanarak, sürecin gizliliğini de fırsat bilip kafa karıştırmak, moda deyim ile toplumsal algı operasyonu yapmak, süreci ne kadar etkiler zaman gösterecektir.
Bana göre süreç dört köşeli olarak yürütülüyordu. Coğrafik olarak tanımlarsak İmralı, Ankara, Amed, Kandil. İmralı’yı Öcalan, Kandili PKK, Ankara’yı devlet, Amed’i BDP temsil ediyordu. Ancak şimdilik BDP bu trafiğin dışına itildi. BDP fiilen kendini feshetti sayılır. Dört köşeli ilşkiyi analiz etmek oldukça zordur. Hatta denebilir ki günümüz insanında böyle bir ilişki mümkün de değildir. İnsan davranışında egemen olan üçlü ilişkide (triad) öğrendikleridir. Üçlü ilişkide kimin, ne zaman ve hangi adımı atacağını tahmin etmek zor değildir. Ancak ilişki dörtlü yürürse bu oldukça zordur. Kim bilir belki bu diplomasi trafiğini yürütenlerde bu zorluğu farketmişlerdir. Belki de hala Vamik Volkan’ın önerileri geçerliliğini koruyordur.
Her ne kadar benim için şimdi üçlü ilişkiyi analiz etmek daha kolay oldu ise de önceki yazılarımdan bilinirki BDP’nin fiilen HDP’ye katılmasına karşıyım. Karşı olmamın nedeni ne ideolojik, ne politik, ne startejik ne de milliyetçilikle(!) ilgilidir. Sadece HDP ideolojisini hayata geçirmek için üstünde çalışması gereken toplumun psikolojik durumunun buna uygun olmadığını düşünüyorum. Kısacası HDP’nin önünde aşılması şimdilik çok zor olan büyük psikolojik bariyerler var. Türk entelektüel camiasında var olan ırkçı-beyaz mentalitenin, halkdaki yansımasının linç olacağı örneği çok geçmeden 1 Mayıs etkinliklerinde kendini gösterdi. Otobüs durağı üstünde köşeye sıkıştırılmış Kürt gencinin kafasına inen sendika ve Türk bayrağı flamalarının sopaları, Kürt gencini arkasından koşup linç etmek isteyen kitle HDP’nin hedeflediği, örgütlemek istediği kitledir. Zorluk ve imkansızlık burda. Farklı başka psikolojik faktörler de var. Örneğin Nasyonal narsist benlik, alt-üst ilişkisi, egocentrizme, tarihsel travmalar, ve tarihsel alışkanlıklar, toplumsal ve bireysel megalomanı, güvenlik duygusu vs..vs..
‘BDP’nin fiilen kapanması PKK’nin legaleşmesinin önünü açacak ise bir anlamı vardır’ diyen bir Ortadoğulu diplomatın söyledikleri, beni gene triad ilişki içinde olayları kavramaya yöneltti. Bana göre de o zaman anlamlı. Kısa bir süre önce Amed’de idim. BDP’nin vekillerinin fiilen HDP’ye geçmesi halkta bir burukluk nedeni idi. Sahipsizlik psikolojisi ve korku egemendi. Bu zaman zamanda öfkeye dönüşüyordu. Tıpkı Kürt halk sözündeki gibi ‘tanrısız olunur ama sahipsiz olunmaz’… PKK’nin legalleşmesi tabii ki bu korku ve kuşkuları azaltır. Kişinin ve toplumun psikolojisini küçümsemek istenmeyen sonuçlara neden olur.
Bütün bunlar olmaz ise ne olur?...
Kürt toplumsal muhalefeti yatağından akmaya devam eder ve HDP sonunda yine BDP’ye dönüşür…
DİPLOMASİ
‘Diplomasi’ son seyrettiğim filmin adı. Tek bir cümlesini kaçırmak istemediğim için ikinci kez izlemeye karar verdiğim bir film. Filmin konusu, Hitler, II.Dünya Savaşını kaybedip, işgal ettiği ülkelerden çekilirken o ülkeleri yerlebir etmeleri emrini vermiş. Olay Paris’te geçiyor. Hitler’in emrini yerine getirmeyi vatanseverlik olarak görüp, hayata geçirmek için bütün Paris’in görkemli binalarını, köprülerini havaya uçurmak için yoğun bir çalışma başlatıp emirler yağdıran General von Choltitz, o gece bir sivil misafir alır. İsveç elçisi Nordling ile bir görüşme gerçekleştirir. Nordling’in amacı bu yıkımı engelemektir.