Zindanlardaki tutsakların direnişi 60. gününde. Bir yandan her an başlayabilecek olan ölümlerin korkusu, bir yandan da açlık grevi sona erse bile tedavi edilemez noktaya gelecek olan tutsakların acısı. Türkiye siyaseti ise utanç verici bir vurdumduymazlık içinde havanda su dövüyor. “Bahtsız bedevi ve kutup ayısı” polemiği siyasetin bel altındaki seviyesini gösteriyor.
Tutsakların taleplerine bakarsak aslında “fazla” bir şey istemedikleri görülür. Tutsaklar adına yapılan son açıklamada  Deniz Kaya taleplerinin, “Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürce hareket etme şartlarının sağlanması ve anadilde savunma, anadilde eğitim hakkı” olduğunu hatırlattı. Taleplerinin manipülasyona mahal vermeyecek kadar net olduğunu belirten Kaya, somut adımlara karşılık vereceklerini söyledi.
Tutsakların talepleri aslında mevcut yasalara, uluslararası hukuka göre zaten olması gereken konulardır. Ama AKP devleti bu hakları yasadışı olarak gasp etmiştir. Şimdi gasp edilen hakların geri alınması için can pahasına bir direniş yapılmaktadır. AKP liderleri bir yandan beyaz güvercinler uçururken bir yandan da tutsakları ve onların istemlerine sahip çıkan halkı susturmak için her yola başvurmaktadırlar. Çünkü AKP’nin gerçek amacı Kürt halkının iradesini kırmak-tutsak etmek ve Kürdistan Özgürlük Hareketini tasfiye etmektir. AKP devleti ardı arkası kesilmeyen sınır içi-sınır ötesi askeri-sivil operasyonlarla bu amacına ulaşmak istemektedir. Emrindeki medya taburları eliyle şiddetli bir psikolojik savaş yürütmektedir.
Türk medyasının manşetleri her gün-her an Kürt Özgürlük Hareketine yaylım ateşi açmaktadır. Bütün dikta rejimleri gibi AKP rejimi de zindanlardaki tutsakları birinci hedef olarak ele almıştır. Dışarıdaki, dağlardaki direniş karşısında zorlanan AKP dikta rejimi zindanlara doldurduğu özgürlük savaşçılarını ve seçilmiş siyasetçileri sindirerek-teslim alarak zafere gideceğini zannetmektedir. Tıpkı Evren faşistinin bütün zindanlarda uyguladığı sindirme operasyonları gibi… Bu öncü devrimciler sindirilirse kademe kademe halk kitleleri de teslim alınacaktır.
AKP Hükümeti kendisinden önceki bütün faşistlerin paslanmış yöntemlerine sarılmaktadır. Gizli tanık Şemdin’in bile devreye sokulması bunu gösteriyor. 28 Şubat sürecindeki aynı tanık, aynı iddialarla yeni bir darbe havası estirilmektedir. BDP kadroları ve tüm demokrat-yurtseverler yine hedef alınıyor. Aynı hamam aynı tas, sadece tellaklar değişmiştir. Yeni tellak AKP bu kirli hamamın namusunu temizleyemez.
Nazım Hikmet:
“Burjuva Kemal’in omzuna binmişler
Kemal, kumandanın kordonuna
Kumandan kahyanın cebine inmiş
Kahya, adamların donuna!
Uluyorlar!
Hav... Hav... Hak... Tüü...” demişti.

Şimdi ırkçı-sömürgeciler Erdoğan’ın omzuna binmiş. Erdoğan kumandanın kordonuna. Kumandan Şemdin’in cebine girmiş. Şemdin çetelerin donuna…Ulumaları bütün medyayı kaplıyor.
Başbakan Erdoğan sorunları çözmek yerine uzak Asya’ya uçmuş. Mümkün olsa aya kaçacak. Hiç utanmadan tıpkı Evren gibi idam şantajına başvurmaktadır. İleri demokrasi diye allı pullu demagojilerden sonra dönüp dolaşıp idam cezasına sarılması Erdoğan’ın düştüğü çukuru göstermektedir. Biz ölüm cezasına-idama karşıyız. Ama bunca yıl sonra idam cezası geri getirilir ve bu ülkede idam sehpaları kurulursa önce kimin asılacağı da belli olmaz. Tarih bu konuda derslerle doludur.
Zindan direnişçileri bu haksız ve insafsız imha saldırılarına karşı adeta zorunlu bir öncü savaşı veriyorlar. Bu hayasız saldırıların durdurulması şarttır. Ama bunu sadece zindanlarda direnenlerin sırtına yıkmak da yanlıştır, insafsızlıktır. Özgürlük ve demokrasi isteyen herkes, her yerde direnişin hedefleri doğrultusunda mücadeleyi yükseltmelidir ki zindan direnişçilerinin yükü azalsın ve açlık grevleri ölümlere yol açmadan başarıya ulaşsın. Yoksa AKP’nin katliam-imha girişimini püskürtemezsek hepimiz sorumluluk altına gireceğiz. Bu hayasız saldırıyı püskürtmek ve özgürlüğümüzü kazanmak için her yerde omuz omuza mücadeleden başka bir yol yok. Çünkü AKP çetesi başka dilden anlamıyor.