Direniş bir gelenektir
Forum Haberleri —

Amed'de kültürel yıkım
- Amed’in siyah bazalt taştan duvarları geçmişte birçok direniş gördü, o kadim sırları nesilden nesile fısıldadı. Her daim direniş “Berxwedan Jiyane” sözcüklerini fısıldayan sihirli taşların yurdunda devam eder.
- Direniş yaşanmışsa bir kere o hep sürer. Biz Sur’daki direnişin 1980’lerde Amed Zindanı’nda Mazlum’dan, Kemal’den, Hayri’den, Sara’lardan, Dörtlerden ve nice isimsiz kahramanlardan gelen direniş olduğunu biliyoruz.
PÎRAN DOZDAR
Amed kentinin tarihi, karekteristik özellikleri açısından incelendiğinde anlaşılacaktır ki, orada ‘direniş’ süreklileşen bir eylem biçimidir. Bu karekter Amed’de beraber yaşayan halklar ve inançların karekter özelliği de olmuştur. Süryani-Keldani, Kürt, Hristiyan, Müslüman, Ermeni ve daha ismini saymadığımız birçok halk ve inanç direniş karekterini ve özelliğini özünde barındırmaktadır. Bununla birlikte dayanışma kültürü de çok gelişkin olarak yaşamda yer edinmiştir. Bu direniş kentin silüetine bakınca da anlaşılacak kadar birçok fiziki yapıya da sinmiştir. Surlar, Surlardaki Burçlar, Hanlar, Camii-Kiliseler ve Kapılar...
Her daim direniş kenti Amed
Bu Amed’in direniş karekteri özelliğinin kentin silüetine yansıması olmuştur. Hal böyle olunca düşmanın yaptığı yapay tarihte bile Amed’in ne kadar saldırıya uğradığı göz önüne serilmektedir. Kaba bir tarifle İslam adına ordular ile Amed’e nasıl saldırdığını ve direnişi, Osmanlı ordularının saldırıları ve buna karşı direnişi, Şêx Saîd’in direnişi ve ona karşı geliştirilen katliam ve Cumhuriyet Dönemi ile birlikte gelişen soykırım saldırıları ona karşı direnişler ve son olarak ise insanlık tarihine geçen ‘Sonu Ne Olursa Olsun Muhteşem Olan Direniş’e ev sahipliği eden Sur…
Pêxaslar ve Qırıxlar
Amed’in tarihinde bir de şehrin simalarına dönüşen Pêxas-Pêxwas-Pêxhasları ve onların devamı olan Qırıxlar vardır. Onlar bir dönem kentin simasını oluşturmuş, devletle-memurla hiç bütünleşmemiş çoğu zaman mahallenin savunucuları olmuşlardır. Günümüzdeki özsavunma’sına benzer oluklarını belirtebiliriz. Bu nedenle Şêx Said Direnişi katliamlarla bastırıldıktan sonra Amed’te işgalci, faşist TC güçleri sistematik olarak bir saldırı-yönelim gerçekleştirip tarihsel-toplumsal olarak köklerine bağlı olan bu kültürden insanları kırmak istemişlerdir.
Bu kırma sürecinde TC, özel ve psikolojik savaş yöntemlerini kullanmıştır. Pêxwaslar, dediğimiz gibi özsavunmayı esas alırlar. Özlerini, toplumlarını onların deyişleriyle mahallelerini, çevrelerindeki toplulukları ve insanları korumak için kendilerini dahi feda ederler. Faşist güçler, mahallelere orada yaşayan insanlara zarar vermeye başladığında Pêxwasların bir nevi özsavunma mekanizması olarak da adlandırılabilecek, feodalizimin de etkisi ile sürdürdükleri ayak sürüme direnişe dönüşmeyerek, kör bir sevda halini alır. İş bu noktadan sonra aslında değişmektedir. İnsanlarımıza bir şey olmasın bize olsun yaklaşımı kendilerinden taviz verme ile sonuçlanır. Pêxwaslardan geriye Qırıxlar kalır. Direniş sürer fakat sonucu bir hayli tartışmalıktır.
Sonuç mu? Pêxwaslar tarihsel-toplumsal değerler bütününü korumak adına yok oldular. Ama mahallelerini, tarihlerini, toplumlarını bir nebze de olsa kurumuş oldular. Onlar oldu Qırıx fakat direniş geleneklerinin doğruluğuna dair hiçbir zaman tereddüt yaşamadılar. Yaşadılar, yaşamlarını adayarak, tarihsel değerlerinin yükünü sırtlarında taşıyarak, kültürlerini geleceğe taşımış oldular.
Sur’da direniş bir gelenektir
Amed’in o mahalleleri ve siyah bazalt taştan duvarlar geçmişte birçok direniş görmüş, geçirmiş o kadim sırları nesilden nesile fısıldadı. Bu tarih yaşayan bir organizma gibi sürdü “Berxwedan Jiyane” sözcüklerini fısıldayan sihirli taşların yurdunda ve görkemli bir direniş daha başladı. Direniş, Özgürlük Gerillarının, tarihsel-toplumsal ve kültürel değerler bütününe sahip güçlü bir yaşamın örgülerinin sahip olduğu mahalleler ile buluşmasıyla gerçekleşti. On yıllar geçmişti. Yeni bir direniş ateşiyle ısınıyordu sihirli taşlar. Surlar direnişi bağrına basarak, dışarıdan gelen bütün saldırılara karşı göğsünü siper etmişti. Direnişçiler 100 günü aşkın bir süre ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle direndi. Yaşamlarını aldıkları bütün değerler toplamını geleceğe taşımak amacı ile feda ettiler. Bizlere bir direniş geleneği armağan ederek, yaşanması, savunulması gereken bir değer, miras bıraktılar.
Kendimiz olabilmek için Özyönetim
Özgürlük Hareketi’nin tarihine şehir direnişleri-özyönetim direnişleri olarak geçti. Bu direnişi bir anlamı ile ifade etmek gerekirse, Önder APO’nun geliştirmiş olduğu demokratik-ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigması temelinde yaşamı kendi tarihsel-toplumsal ve kültürel öz değerlerine bağlı kalarak oluşturulan demokratik-özyönetim ve özgüce dayalı sistemin inşaası örgütleyerek, yaşam bulması idi. Direnişin bir esası budur diyebiliriz.
Saldırı gerçekleşti. Ne direnişçiler ne mahalle ne de tarihe meydan okumuş taşlar ve Surlar bu saldırılar karşısında yabancı değildi. Saldırının anatomisini ezbere bilir oralar. Bunun karşısında direnişte gerçekleşmiştir. Tarih alt üst edilmiş. Egemenlerin yazmak istedikleri yalan tarih yerin dibine koyulmuştur.
Ucube evler Sur’u unutturu mu?
Direnişten sonrası denilmesi kabul edilmezdir. Saldırı olmuşsa ve buna karşı direniş gerçekleşmişse bu direniş hali hep sürmektedir. Bir canlı, karşı çıkış somutunda olmayabilir fakat direniş kendini hep yaşatır. Bu direniş saldırı sonrası düşman politikalarına ve gerçekleştirdiklerine bakılarak somut örneklerle direnişin nasıl yaşam bulduğunu anlayabilirsiniz. Sur’da Özgürlük Gerillaları, gençler ve mahalleli birleşerek tarihi bir direniş gerçekleştirdiler. Sonrasında işgalci TC saldırdı. Saldırının boyutu bir insanın anlayabileceği tahammül derecesini zorlayan bir düzeyde gerçekleşti. Bütün direnişçiler kendilerini feda etti. Buna tanıklık eden mahalleliyi esir aldı. Sürdü, göçertti. Evleri, sokakları, mahalleleri hatta direnişe tanıklık eden taşları param parça etti. Bunun izlerini örtmek için Sur’a kendi zihniyetlerini ifade eden ucube beton evler, sokaklar ve mahalle inşa ettiler. Direnişin yaşandığı yerlere yıkık evlere, yerlere saçılmış taşlara, topraklara, tahtalara tahammül edemediler. Esasen onlardan dahi korkuyorlar. Onları yok edip, yeniyi inşa ettiler. Sur’u böyle unutturacağını düşünüyor.
Üstü örtülmeye çalışılan tarih
Direniş yaşanmışsa bir kere o hep sürer. Biz Sur’daki direnişin 1980’lerde Amed Zindanı’nda Mazlum’dan, Kemal’den, Hayri’den, Sara’lardan, Dörtlerden ve nice isimsiz kahramanlardan gelen direniş olduğunu biliyoruz. Şimdi düşman bunun korkusuyla yaşıyor ve ona göre politika belirleyip, direnişlerin, direnişçilerin mekanlarının üstünü ucube betonlarla kapatmaya kalkıyor.
İşgalci, faşist TC, 90’ların serhildanlarına tanıklık etmişti şimdilerde de direnişlere tanıklık edecek. Sur direnişi yaşandığında da bir gece ansızın düşmanı felç eden bir direniş gerçekleştiren, yurtsever ailelerin yaşadığı Kaynartepe mahallesine yönelmiştir. Bunu “Kentleşme-Dönüştürme” politikaları çerçevesinde yaptığını iddia etmektedir fakat yaşanacak olan direniş ve serhildanlardan korktuğu için yaptığını Amed’te yaşayan 7’den 70’e herkes bilmektedir. Korkuyorlar. Hemde çok korkuyorlar. Bastığımız toprağa, yaşadığımız evlere, sokaklara, mahallelere tahammülleri kalmamıştır. Gerillanın ayak bastığı topraklara tonlarca kazan bombaları, füzeler atmakta, çocukluğunun geçtiği mahalleleri yıkmaktadır.
Bu nedenle Korkaksınız, Yıkılmaya mahkumsunuz, ‘Amed’ son serhildanı ile sizi Fiskaya’dan Dicle’ye dökecek kudrettedir.







