Kandıra 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevinde 87 gündür açlık grevinde olan Sadettin Yaşar, destek ve dayanışma eylemlerinin mevcut durumda değerli olmakla birlikte eylemimin ortaya koyduğu talebin kapsam ve anlamına göre yetersiz kaldığını söyledi. Yaşar, T”ecrit Öcalan şahsında bir halka karşı uygulanan politikadır. Destek ve dayanışmanın da bu kapsam ve büyüklükte olması gerekir ki tecridi uygulayanlara geri adım attırabilelim” dedi.
Kandıra 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde olan yazar-çevirmen Emin Gurban, aynı cezaevinde tutulan ve 87 gündür açlık grevinde olan Sadettin Yaşar ile söyleşi yaptı. Gurban, avukatları aracılığıyla söyleşiyi Mezopotamya Ajansı’na (MA) ulaştırdı.
Tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevine girdiniz. Neden böyle bir yol seçtiniz?
Taleplerimizi duyurabileceğimiz ve sonuç alabileceğimiz son imkanımız bedenimizi açlığa yatırmak oluyor. Zindanda bulunan insanlar açısından bu durum, koşulların bir zorunluluğu olsa da açlık grevleri haksızlığa karşı özünde manevi ve iradi bir duruşun ifadesidir. Açlık grevleri sadece zindanlarda yapılan bir eylem biçimi olarak ele almamak lazım. Pekala dışarıda da yapılabilir.
Kardeşi Mehmet Öcalan İmralı’ya giderek Öcalan ile görüştü. Bu görüşme, talebinizi karşılamaya yetmiyor mu?
Sayın Öcalan eylemin sonucunda kardeşiyle görüştürüldü. Eylemimiz süresince bu görüşmenin gerçekleşmiş olmasını önemsiyor olmakla birlikte, talebimizi karşılamaktan uzak ve farklı amaçla kullanılmak istendi. Bizlerin talebi İmralı’da Öcalan üzerindeki tecritle ifadelendirilen tüm uygulamaların son bulmasıdır. Öcalan ulusal ve uluslararası hukukça var olan haklarından yararlanabilmelidir. Öcalan siyasi konumuna uygun bir yaklaşımın ve koşulların sağlanması talebimiz olmakla birlikte, bu toplumsal barışın önünü açabilecek tek yoldur.
Tecrit ile kurulmak istenen baskı, sadece Kürt halkına mı uygulanıyor?
Hayır. Türkiye’de demokratik muhalefet ve toplum üzerinde kurulan baskıyı da kapsıyor. Tecrit tüm bu baskıların merkezini oluşturuyor. Bunun için Öcalan’ın durumu bireysel olmaktan öte toplumsal ve siyasal bir gerçekliktir.
Tecridin son bulması beraberinde neyi getirir, yani siz tecridin son bulmasıyla neyi amaçlıyorsunuz?
Gerek Türkiye’de gerek Ortadoğu’da yürütülen savaş son bulur. Barışçıl bir yolla sorunları çözmenin önü açılır. Nitekim tecrit ile birlikte uygulanan politikalarının sonuçları Kürtler için en ağır sonuçları Sur, Cizir, Kerkük ve Efrin olurken, tüm Türkiye toplumu için de baskı, krizi ve tek kişiye dayalı bir yönetim ve hukuk anlayışı olmuştur. Tecridin kaldırılması bunların değişiminin ilk adımı olacağı gibi Öcalan’ın ortaya koyacağı rol ve misyonla birlikte verili durum halklar lehine değişecektir.
Uygulanmakta olan tecrit, uluslararası komplo sürecinin devamı olarak sürdürülmektedir. Dolasıyla tecridi sadece Türkiye’nin politikası olarak göremeyiz. Ortadoğu siyasetinde neredeyse günü birlik güç dengelerinin değiştiği ve egemen güçlerin politikalarını dayatmakta olduğu bir süreci yaşıyoruz. Böylesi bir süreçte Öcalan’ın rol ve misyonu, Rojava Devrimi’nin yaşam felsefesiyle ifade edebiliriz. Egemen ve statükocu güçlerin insanlığa yeryüzündeki cehennemi yaşattıklarını yine kendi kurumları ifade ediyor. Buna karşın Öcalan’ın rolü ve misyonunu Ortadoğu halkları için birlikte barış içinde bir yaşamın kurulmasının teminatı olarak görebiliriz.
Tecridin son bulması için yüzlerce insan bedenini açlığa yatırmış durumda. Uluslararası ilgili kurum ve kuruluşlar neden hala sessizliğini koruyor?
Uluslararası güçlerin ve kurumların açlık grevlerine karşı sessiz kalmaları, uygulanmakta olan tecridin birer parçaları, uygulayıcıları olmalarından kaynaklıdır. Uluslararası komployu düzenleyen bu güçler beraberinde komplonun nasıl işleyeceğiyle ilgili kurum ve mekanizmaları da oluşturdu. Hukuki, idari ve sivil birçok kurum da bu sürecin parçaları ve rol sahipleridir. Biz Kürtler yaşadığımız acı tarihi deneyimlerle bu gerçeğin bilincindeyiz. Sistem içi güçlerin bin bir bağla ve çıkarla birbirlerine bağlı olduklarını unutmamak gerekir. Sistemin oluşturmuş olduğu hukuk, Kürtler ve ezilen halklar için değil kendi çıkarları içindir. Dolasıyla bu güç ve kurumlardan hukuk ve vicdan beklenilemez. Ancak bir talepte bulunulamayacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Tersine mücadelemizi halklara, kamuoyuna daha güçlü yaymalı ve sesimizi yükseltmeliyiz. Sistemin uygulayıcılarına geri adım attıracak tek yol budur. Demokratik çevre ve halklar üzerinde bir kamuoyu oluşturularak bu güç ve kurumlara adım attırmak, sessizliklerini bozmak mümkündür. Önemli olan kendi içimizde ve çevremizde etkileyebildiğimiz kesimler içinde sesimizi yükseltmemizdir.
Eyleminizle bu sessizliğin kıracağını düşünüyor musunuz?
Eylemimizin sessizliği kırabileceğini gelmiş olduğumuz durumda yetersiz de olsa sağladığını gördük. Önemli olan buna süreklilik kazandırmaktır. Oluşan sessizlikten bizler de sorumluyuz. Baskıcı bir rejimin politikalarına karşı zamanında yeterince karşılık vermeyerek oluşan boşluğun halkımız ve demokratik çevreler üzerinde bir sessizlik hali olmasına etkide bulunduk. Bunun sonucu, tecridin ağırlaşması ve halkımızın büyük acılar yaşaması oldu. Eylemimizle bu sessizliği kırabileceğimize inanıyoruz.
87 gündür açlık grevindesiniz, ancak hala güçlü ve moralli görünüyorsunuz. Bunu neyle açıklıyorsunuz?
Cezaevlerinde veya dışarıda açlık grevlerine giren insanları motive edip güç veren şey, bağlandıkları haklı amaçlarıdır. İnsan uğruna bedel ödemeyi göze aldığı bir amaçtan güç alır. Bir devrimciyi yaşama bağlayan halkı, şehitleri ve yoldaşlarıdır. Bu ilkeler uğruna ve gereklerine göre yaşanılır, mücadele edilir. Çünkü onu var eden ve idealleriyle bağını oluşturan bunlardır. Aynı şekilde güç ve motivasyonunu da bunlardan almaktadır.
Açlık grevine girdikten sonra cezaevinde size yönelik baskılar artı mı?
Açlık grevlerinden kaynaklı hiçbir faaliyete disiplin cezamın olmamasına rağmen keyfi bir şekilde çıkarılmıyoruz. Baskılara rağmen günlük yaşantımız okuma, yazma, süreci takip etme ve arkadaşlarla sohbet etmekle geçiyor. Kişisel bir zorlanma yaşamıyorum. Fiili olarak açlık grevi eyleminde belli sayıda arkadaş olabiliriz, ancak eylemimiz bizlerle sınırlı değildir. Zindanda ve dışarıda bulunan tüm arkadaşlarımızın ve halkımızın eylemidir. Her bir arkadaşımız bu mücadelenin birer halkası olduğu için bu düşünce ve maneviyatla eylemin içinde yer almaktadırlar. Talebimiz tüm halkımızın ve dostlarımızın talebidir.
Eylem kararınızı aileniz nasıl karşıladı?
Ailem bu mücadelenin farkında. Elbette ailelerimizin bizlere karşı duygusal bir yaklaşımı olur. Ancak mücadele gerçeğinin farkında olarak talebimizi kendi talepleri olarak görüyor ve sahipleniyorlar. Kürt aileleri olarak tecridin kendilerine ve halkımıza nasıl yansıdığının farkındalar, zira bunu yaşıyorlar.
Hangi koşullar sağlanırsa talebiniz karşılanmış olur?
Öcalan üzerindeki tecridin kapsamını, anlamını ifade etmeye çalıştım. Öcalan üzerindeki tecridin kalkması demek ailesiyle, avukatlarıyla görüştüğü, siyasi misyonuna denk çalışma koşullarının sağlandığı, belli şahıs ve kurumlarla görüşebildiği bir durumdur. Bunlar olursa şimdilik talebimiz karşılanmış olacaktır. Ancak esas talebimiz Öcalan’ın özgürlüğüdür.
Destek ve dayanışma eylemlerini yeterli buluyor musunuz?
Destek ve dayanışma eylemleri mevcut durumda değerli olmakla birlikte eylemimizin ortaya koyduğu talebin kapsam ve anlamına göre yetersizdir. Tecrit Öcalan şahsında bir halka karşı uygulanan politikadır. Destek ve dayanışmanın da bu kapsam ve büyüklükte olması gerekir ki tecridi uygulayanlara geri adım attırabilelim. Bizler de bu bilinç ve kararlılıkla eylemimizi sürdürüp büyüttükçe destek ve dayanışmanın gerekli seviyeye ulaşacağına inanıyorum.
Tecritle birlikte Kürt halkına karşı geliştirilen her savaş ve baskı politikasının demokratik muhalefeti ve kamuoyunu etkilediğini, demokratik hakları sınırladığını, insanları krizle yaşamaya mahkum ettiğini görüyoruz, yaşıyoruz. En basit örnek olarak, domates fiyatlarından şikayetçi olan halkın mermi fiyatıyla susturulduğu bir ortamı tecrit politikasından ayrı göremeyiz. Tecrit, Öcalan özelinde tüm halklara karşı uygulanan bir politikadır. Bu nedenle tüm Kürt halkını ve demokratik kamuoyunu, seslerini bu bilinçle yükseltmeye çağırıyorum.
AMED