Tayyip Erdoğan darbesi, diktasını sürdürebilmek için her yola başvuruyor, başvuracak.

Bu darbe A'dan Z'ye Kürt varlığına karşıdır. Kürtlerin varlığını tanımak bir yana, resmi olarak en küçük bir hak kırıntısına bile tahammülü yoktur. Yani Özgür Kürt'ün kesin imhasını ve tarihten silinmesini amaçlamaktadır. Bu nedenle toplu kayıplar dönemi açılmıştır.

Ölenlerin cenazeleri kaybedilmekte,ölenlere bir mezar bile çok görülmektedir. Geçmişte katledilenlerin mezarları bile bombalanıp yok edilmektedir. Halkın, sadece maddi varlıkları değil, tüm manevi varlığı, tarihi, kültürü vahşi bir saldırıya ve talana uğramaktadır.

Erdoğan'ın "Ya baş eğersiniz, ya da baş verirsiniz" sözleri bu katliamın işaret fişeği olmuştur.

Şimdiye kadar askeri darbe dönemlerinde bile sadece büyük şehirlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilirdi. Şimdi, şehirler, kasabalar derken sokağı bile olmayan köylerde, mezralarda sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Böylece, daha baştan herkesin sokağa çıkma yasağına uymadığı gerekçesiyle katledilmesi yasal(!) gerekçeye kavuşuyor.

Bu vahşi saldırılarla halkın göçertilmesi ve izi kalmayacak biçimde yok edilmesi hedefleniyor.

Suriyelilere vatandaşlık konusu da bu planın bir parçasıdır. Yıllardır Suriyelilere mültecilik hakkı bile vermeyen Erdoğan'a ne oldu da birden Suriyeli dostu oldu?

Suriyeliler hapishane benzeri kamplarda rezalet içinde kalıyor ve oralara bırakın basını, milletvekilleri bile giremiyor. Oralardaki fuhuş, cinayet ve diğer olaylardan kimsenin haberi yok. Baştan Erdoğan'ın "İki ay sonra, bayram namazını Şam'da Emevi Camii’nde kılacağız" sözüne kanıp geldiler. Aradan yıllar geçti. Erdoğan felakete sürüklediği Suriyelilere sahip çıkacaksa, onları serbest bıraksın ve onlar da istediği yere yerleşsin. Niye zorla Kürdistan'a yerleştiriyor?

Erdoğan diktasının bütün politikası Kürtlerin imhası üzerine kuruludur. Kürdistan Özgürlük Hareketini bastırabilmek için DAİŞ ile işbirliği yaptı. Bu arada Alevileri de, solu da, kendisine muhalif olan herkesi de ezecekti. Rojava halkının tarihi direnişi bu oyunu bozdu. Şimdi DAİŞ çeteleri kaçacak delik arıyor. Saldırgan Erdoğan diktası dünyaya kepaze oldu.

Bu aşamadan sonra "Çözüm süreci"ne son verilerek, halka yönelik insanlık dışı vahşi bir savaş başlatıldı. Halkın bütün vahşete rağmen direnmesi Erdoğan diktasını iyice rezil ediyor. Sadece Türkiye halkının gözünde değil, bütün dünyanın gözünde direnen halkın haklılığı meşruiyetini gösteriyor. Erdoğan faşist çetesinin hukukdışı, gayri meşru varlığı açığa çıkıyor.

Halka karşı başlattığı savaşta batağa saplanan Erdoğan çetesi yeni silahlara başvuruyor:

İçeride Suriyelilere vatandaşlık hakkı verip Kürdistan'a yerleştirerek onları zoraki, korucu olarak kullanmak. Böylece DAİŞ artıklarını kesin kontrol altına almak.

Dışarıda ise eski ittifaklarına canlandırıp Kürtlere karşı bölge çapında bir cephe oluşturmak.

Erdoğan'ın yıllardır söylediklerini unutup bütün tükürdüklerini yalamasının nedeni budur.

Batağa saplanan Erdoğan diktası İsrail, Rusya, Suriye ve Mısır ile ilişkilerini bu amaçla düzeltmek istiyor. Yani Erdoğan diktasının bu politikası da Kürtleri imha etmek içindir.

Kürdistan ve Türkiye halkları, ezilen emekçiler bu imha planına baş eğip teslim mi olacak yoksa baş verse de direnecek mi?

Bunu sormak bile belki anlamsızdır.

Çünkü aylardır toplumun her kesiminde yükselen direniş bu soruya cevabın çoktan verildiğini gösteriyor. Sorun bu cevabı pratikleştirmektir.

Akademisyenlerden Liseli gençlere kadar toplumun direnişi büyüyor.

Belli başlı işçi ve emek örgütleri, Alevi örgütleri ve diğer demokratik kurumlar ortak direniş çağrıları yayınlıyor.

Halk, hiç kimseden yardım ve izin beklemeden kendi savunmasını, kendi ekonomisini, kendi şehirlerini, kendi barışını yeniden inşa etmek; göçertme ve sürgün politikalarına karşı örgütlü gücünü mutlaka oluşturmak için harekete geçmek zorundadır.

Hiç bir güç Ortadoğu ve dünyayı yeniden Kürtlerin köleliği, halkların imhası üzerine kuramayacaktır.