Direniş, tüm planları bozdu
Forum Haberleri —

PKK'li tutsaklar
- O dönem dışarıyla tek iletişim aracımız 31 ekran televizyondu. “Eruh Şemdinli’de bir grup eşkıya tarafından baskın gerçekleştirildi” haberini duyunca, hepimiz sevinçten havaya fırlayarak alkış çaldık.
- Silahlı mücadeleyle birlikte cezaevinde kendimizi daha güvende hissettik. 15 Ağustos hamlesiyle cezaevinde daha iradeli, daha direnişçi, kendine güvenen, gerilla mücadelesinden güç alan bir yapı oluştu
ERKAN GÜLBAHÇE
Kürdistan tarihinde uluslaşma sürecinin önemli bir parametresi olan Kahramanlık Haftası Kürt halkının yaşadığı her yerde etkinlikler ile kutlanıyor. Kürt halkının son yüzyılda asimilasyon ve eritme politikalarına karşı duruşu olarak da tanımlanan bu hafta, Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) öncü kadrolarının hayatları pahasına geliştirdikleri bir zaman dilimi olarak hafızlardaki yerini aldı.
PKK önder kadrolarından Mazlum Doğan’ın Diyarbakır zindanında 82 Newrozu’nda gerçekleştirdiği eylemi müteakiben başlayan silahlı mücadele Kürdistan tarihinde zindanların gerillaya talimatı olarak görüldü. Mahsum Korkmaz (Egîd) komutasındaki gerilla güçleri PKK’nin ikinci kongre kararını ve zindanlardan gelen çağrıya cevap niteliğinde 15 Ağustos 1984’de Eruh ve Şemdinli baskınları ile silahlı mücadeleyi fiili olarak başlattı. 1986 yılının 28 Mart’ında şehit düşen Komutan Egîd’in ardından 21-28 Mart tarihileri arası Kahramanlık Haftası olarak kabul edildi.
12 Eylül cuntası döneminde zindanda olan Kemal Aktaş ile 21-28 Mart Kahramanlık Haftasını, Diyarbakır zindan sürecini ve gerilla mücadelesinin cezaevine yansımaları ile zindan direnişinin gerillada bulduğu karşılığı konuştuk.
Mazlum Doğan’ın ve Mahsum Korkmaz’ın şehadetleri arasındaki bir hafta Kürdistan tarihine kahramanlık haftası olarak geçti. Bu tarihler arasında Diyarbakır zindanını anlatır mısınız, neler yaşanıyordu, nasıl bir ortam vardı?
50. yıl coşkusuyla Başkan APO’nun özgürlüğüne adanan 2022 Newroz etkinlikleri başta Kürdistan olmak üzere dünyanın birçok yerinde büyük bir coşku ve muhteşem bir katılım ile gerçekleşti. Bu anlamda Kürt özgürlük mücadelesine ve Başkan APO’yu sahiplenen Kürt halkına ve dostlarını teşekkür etmek istiyorum.
12 Eylül cuntası devrimci, demokrat, sol örgütlerin hepsini dağıtarak on binlerce insanı cezaevlerine aldı. Direngen insanları cezaevine aldıktan sonra iradelerini kırmak ve teslim almak için cezaevlerine yöneldi. Düşman zindan direnişçileri şahsında mücadeleyi ve direnişi törpülemek başarabilirse, tasfiye etmeyi planlıyordu.
Elbette Türkiye cezaevlerinde de Mamak ve Metriste de onur kırıcı insanlık dışı muameleler geliştirildi. Ancak Diyarbakır Cezaevinde gelişen Kürt kimliğinin, PKK ruhunun ve direnişinin, Kürt halkı ile öncü kadrolarının toplandığı bir yer olması nedeniyle çok farklıydı. Daha özel, spesifik merkezi düzeyde hazırlanmış bir konseptle karşı karşıya kaldı, Diyarbakır zindanı. Orada PKK’nin ruhunu ve Kürdistan davasını bitirmek istediler. Ağrı dağına “hayali Kürdistan buradan meftundur” diye yazmışlardı, aynısını Diyarbakır zindanında yapmak istediler.
Bu vahşet içerisinde 1982’ye ulaştığımızda düşmanın amacı sadece teslim almak da değildi, ihaneti örgütleyip PKK’yi bitirmek istiyordu. Zifiri karanlığın orta yerinde, kimselerin bir çıkış yolu bulamadığı o karanlık zamanda, 1982 21 Mart’ında Mazlum Doğan kendi hücresinde, tam olarak dördüncü kat 9’uncu hücrede üç kibrit çöpüyle “Berxwedan Jiyan e” sloganı ile eylemini gerçekleştirip, PKK’nin ruhunu ortaya çıkardı. Ve tabii ki “Berxwedan Jiyan e” onun eseridir ve o slogan orada doğdu.
Mazlum Doğan’ın eylemi Diyarbakır’da tutsak edilen kadrolar üzerinde nasıl bir etki yarattı?
PKK ruhunun, direnişinin, mücadelesinin teslim alınamayacağını, ihanetin kabul edilmeyeceğini, Kürt halkının PKK’nin direnişçi geleneğinin yaşadığını, yaşatılması gerektiğini bu eylem hepimize gösterdi. Sadece zindanla da sınırlı kalan bir eylem olmadı. Tarihsel bir eylemdi. Dönüm noktasıydı.
Mazlum arkadaş Çağdaş Kawa olup bu direniş sürecine öncülük yaptı. Mazlum arkadaşının eylemi bizi sarstığı gibi düşmanı da sarstı. Kürt halkına da esir alınsa, tutsak edilse de dört duvar arasında bile olsa APO’cu ruhun teslim alınamayacağını gösterdi.
Eylem o dönem cezaevinde kalan bütün kadro arkadaşların kendini sorgulama ve teslimiyet koşullarını kırmaya yönelik yeni arayışların içerisine girmesini sağladı. Bilindiği üzere Ferhat Kurtay öncülüğünde dörtler bunun bir devamı olarak ateşi daha da büyüttü. Ardından 14 Temmuz ölüm oruçlarıyla halka büyük direnişin müjdelediği bir süreç yaşandı.
15 Ağustos hamlesi ve 28 Mart 1986 Mahsum Korkmaz şahadeti zindana nasıl yansıdı?
15 Ağustos 1986’da Mahsum Korkmaz öncülüğünde Eruh ve Şemdinli eylemleri tüm Kürdistan’da olduğu gibi Diyarbakır cezaevi için de tarihi bir müjde oldu. Tabi 15 Ağustos Mazlumların, Dörtlerin ve 14 Temmuz direnişin ruhuyla gerçekleşti. Kürt halkının umudu olma yolunda ordulaşma sürecinde Mahsum Korkmaz komutanın 28 Mart 1986’da şahadeti gerilla mücadelemiz ve onun öncü komutanlığı açısından büyük bir kayıp oldu.
1981’den başlayan zindan direnişi 1986 yılına kadar hız kesmeden sürdü. 1982 ile 1986 yılları arasında oluşan benzersiz direniş ruhu mücadelemizi bu günlere kadar getirdi. Zaman zaman düşman işkenceyi en üst düzeye kadar çıkarsa da direniş ve mücadele de kıran kırana geçti. Cezaevleri irade ve direncin savaştığı bir alan oldu.
Zindanda bir vahşet yaşıyordunuz, gerillanın mücadelesi zindana nasıl yansıyordu? Zindan direnişçisi için ne ifade ediyordu?
1984’de çok vahşi bir yönelim gerçekleşti. Tekrardan teslim alma süreci başlatıldı. 2000 yılında F tipi cezaevi direnişine karşı geliştirilen saldırın aynısı 1984 yılında Diyarbakır cezaevinde gerçekleşti. Buna karşın Ocak veya Barikat direnişi diye adlandırdığımız süreci başlattık. Türk devleti komando gücüyle saldırıyorlardı. Koğuşlarda insanları öldüresiye, sakat bırakıncaya kadar dövüyor tek tek hücrelere koyuyorlardı. Necmettin Büyükkaya bu süreçte şehit düştü. Yine bu süreçte büyük ölüm orucu başladı. Bu eylemde Cemal Arat ve Dev Yol’dan Orhan Keskin arkadaşlar şehit düştü. Daha 15 Ağustos hamlesi başlamadan önce Ocak’tan başlayarak Mart’a kadar süren bir direniş eylemi gerçekleşiyordu. Bu direniş süreciyle birlikte düşmanın iradesi cezaevinde yavaş yavaş kırılmaya başlandı. Bu direnişten sonra kaldığımız hücreye 31 ekran televizyon vermişlerdi. O dönem dışarıyla tek iletişim aracımız 31 ekran televizyondu. “Eruh Şemdinli’de bir grup eşkıya tarafından baskın gerçekleştirildi” haberini duyunca hepimiz sevinçten havaya fırlayarak bağırdık, alkış çaldık.
Hareketin yenilemediği, ezilmediğini ve bu eylemin bizim hareket tarafından gerçekleştirildiğini anladık. Bazı arkadaşlar tereddüt etse de hareketimizin dışında kimsenin bu tür eylem yapamayacağını biliyorduk. O zamana kadar bizim dışarıda bir irtibatımız yoktu. Kopuk kopuk haberler geliyordu. Yakalanan arkadaşlar hareketin dışarıda hazırlık yaptığını eğitim gördüklerini söylüyorlardı. İlk defa düşmanın ağzından hareketin bitmediğini ve eylemsellik sürecine girdiğini öğrenmemiz elbette çok önemliydi.
Silahlı mücadele başladıktan sonra cezaevinde kendimizi daha güvende hissetmeye başladık. 15 Ağustos hamlesinden sonra düşman için de mücadele alanı dışarıya taşınmış ve bir nebze cezaevleri üzerindeki vahşet azaltılmıştı. 15 Ağustos hamlesiyle birlikte cezaevinde daha iradeli, daha direnişçi, kendine güvenen, gerilla mücadelesinde güç alan bir yapıya büründük. 1981-84 yılları arasında düşman birebir cezaevinde cezalandırmaya gidiyordu. Tutsaklara karşı vahşet uygulanıyordu. Ancak Eruh Şemdinli hamlesinden sonra düşman politika değişikliğine giderek ceza evlerini bıraktı gerillayla mücadele etmeye başladı.
1986’dan sonra mahkemeleri sonuçlanan arkadaşları Diyarbakır cezaevinden peyderpey farklı cezaevlerine göndermeye, sürgün etmeye başladılar. Gittiğim farklı cezaevlerinde 1980-84 arası koşullar geride bırakılmıştı. Zaman zaman saldırılar olsa da bir düzelme yaşanıyordu.
Kahramanlık haftasının Kürdistan direniş tarihine nasıl bir katkısı oldu?
Mazlum Doğan’la başlayan en zor ve en karanlık bir süreçte PKK hareketinin bitirilmek ve tasfiye edilmek istendiği bir dönemde, Mazlum arkadaşın gerçekleştirdiği fedai eylem PKK tarihi, zindan direnişi ve Kürt halkının mücadele tarihi açısından tarihi bir güne ve sürece denk geliyor. Bu anlamıyla da düşman karşısında yenilmezliğin temsilini yaptı. APO’cu ruhun pratik öncüsü oldu. Şüphesiz bu ruh dışarıya ve silahlı mücadeleye yansıdı. Düşmana tarihi yenilgi yaşatarak ve bu anlamda Kürdistan’ın özgürleştirilerek bağımsızlığa kavuşturmak açısından Mahsum Korkmaz öncülüğünden gelişen 15 Ağustos hamlesi elbette Kürdistan direniş tarihine müthiş bir yansıması oldu.
Kemal AKTAŞ kimdir?
1958 yılında Urfa'nın Suruç ilçesinde doğan Aktaş, 1980 yılında tutuklandı. PKK ana davasından idam cezasına çarptırılan Aktaş, Diyarbakır, Eskişehir, Aydın ve Konya cezaevlerinde toplam 21.5 yıl hapis yattı. Kemal Aktaş 2001 yılının sonlarında zindandan çıktı. DEHAP ve DTP'de çeşitli görevler alan Kemal Aktaş, 14 Nisan 2009 tarihinde KCK soruşturmaları kapsamında tutuklandı. KCK ana davasında örgüt yöneticiliğinden 5 yıl daha cezaevinde tutuldu.







