
“Futbol asla sadece futbol değildir.”
Futbol “endüstrisi” patronlarının kâr hırsı, şike davaları, milyon lira maaşla çalışan yorumcular, borsada o veya şu takımın hisselerindeki artışlar, azalışlar... Hep aklımıza bu cümleyi getirir. Ama cümlenin anlattıkları bununla sınırlı mı?
Futbolun bir de başka bir tarafı var. O taraf, borsanın, takım elbiseli patronların, milyonlarca lira rantı bölüşenlerin tarafı değil; halkın tarafı. Takımlarına gönül veren ve tribünleri dolduran insanların çoğu, plaza camları ardından değil, emekçi semtinin göbeğinden geliyor. Onlar ki, tepeleri attığında kenti yerle bir edebilirler; tabii futbol sahasını da... Oradan dalga dalga herkesin yüreğine ulaşmak da mümkün, bir kez daha gördük bunu.
St. Pauli, Livorno, Red Star, Green Brigade, AEK, çArşı... Şimdi hepsini bir kenara bırakın. Artık yeşil sahalardaki halkçı dinamizmin yeni ve ülkemizden bir adı var: AmedSpor.
Gelin önce AmedSpor’un kısa künyesine şöyle bir göz atıp emektarlarının görüşleriyle devam edelim.
AmedSpor da nereden çıktı?
Aslında onlar uzun süredir vardı. Oralarda bir yerlerde uzun erimli, ısrarlı, sabırlı bir emekle bugüne hazırlanıyorlardı.
1990 yılında, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Spor olarak kuruluyor, AmedSpor. 2000 yılında kentin su işletmesinin adını alıyor ve yoluna DİSKİ Spor olarak devam ediyor. 2003’e gelindiğinde eski adına geri dönüyor.
Daha o günlerde spor, belediyenin politik kimliğinin de etkisiyle, diğer çoğu kulüp gibi endüstriyel mantıkla ele alınmıyor; festivaller, turnuvalar ve her gün bir yenisi eklenen kulüp ve branşlarla, en geniş kesimlerin ulaşabileceği, halkın da katıldığı bir dayanışma, kaynaşma etkinliğine dönüştürülüyor.
Fenerbahçe’den sonra en büyük...
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Spor, 14 branşta 52 takımla ve 2 binin üzerinde lisanslı sporcuyla çalışıyor. Bu ne demek, biliyor musunuz? Türkiye’nin Fenerbahçe’den sonra en büyük spor kulübü demek! Milyon dolarlar, koca koca tesislerle onlarca kulübün başaramadığı bir işi, halkın değerleri ve katılımıyla sağlamak demek!
Tekvando, karete, futbol, voleybol, briç, satranç, halk oyunları, koşu, atletizm... Aklınıza gelecek hemen hemen bütün branşlarda sporcular, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Spor bünyesinde çalışıyor.
2014’te ise kongre yapılıyor ve takımın adının “AmedSpor” olarak değiştirilmesine karar veriliyor. Kararın gerekçesini AmedSpor Kulübü Eşbaşkanı Ali Karakaş, şöyle anlatıyor: “Yalnızca Diyarbakır’ı değil, bütün bölgeyi temsil etmek istiyoruz. Amed, bölgenin dinamik bir kenti. Bu nedenle sadece belediye adına gibi bir görüntüden çıkmak istedik.”
Bu öyle kolay olmuyor tabii... İsim değişikliği konusundaki resmi başvuruların yapılması ardından birçok engel çıkarılıyor. Gerekçe komik: Daha önce aynı isimde bir amatör kulüp kurulmuş, bu yüzden isim alınamazmış! “Peki o halde” diyor kulüp yöneticileri, “Biz de AmedSpor değil, Amed Sportif yaparız.” Böylece kabul etmek zorunda bırakıyorlar.
Eşbaşkanlı tek takım!
AmedSpor, sportif faaliyetlerini giderek büyüterek sürdürüyor. Birçok branşta ise hem erkek hem kadın takımları bulunuyor. Kulübün başkanlığı da eşbaşkanlık sistemiyle yürütülüyor. Şevin Zorlu ile Ali Karakaş, eşbaşkanlar.
Ali Karakaş bu durumu, şu sözlerle açıklıyor: “AmedSpor’un bazı değerleri var. Bunların toplumsal karşılığı da var. Biz yalnızca profesyonel anlamda spor yapalım demiyoruz. Halkıya bütünleşmiş, halkını teşvik eden, kadını, genci, yaşlısıyla herkesi spora katan bir mekanizma oluşturmaya çalışıyoruz. Bölgemizde uzun yıllar boyunca kadın, kendini çok ifade edemiyordu. Şimdi siyasi alanda da, kültürel alanda da bir mücadele var. Biz de sporda yaratmaya çalışıyoruz. Voleybol, futbol ve diğer branşlarda kadın takımlarımız ciddi bir mücadele içinde.”
Eşbaşkan Şevin Zorlu ise, JİNHA’ya yaptığı açıklamada, mücadelelerini şöyle anlatıyor: “Spor ve futbol erkek işi değildir. Kadın futbol oynarken kadın gibi oynayabilmeli ve spora kadın ruhunu koyabilmeli. Kendi irade ve duruşuyla oynayabilmeli. İyi bir sporcu olmak için erkek gibi davranmaya gerek yok. Kadınlar, saçları uzunken de futbol oynayabilir.”
Diyarbakırspor rant yedi, Amedspor halkla büyüdü
AmedSpor’u “farklı” kılan birçok özellik var. Bu özellikleri, onu yalnızca diğer büyük kulüplerden değil, kentin daha önce gündem olan takımından, “Diyarbakırspor”dan da ayırıyor.
1968 yılında kurulan Diyarbakırspor, 90’lı yıllar ardından ciddi devlet desteği gördü. Kentte “Valiliğin takımı” olarak anılan kulüp, 2000-01 sezonunda Süper Lig’e yükseldi; 2005-06 sezonunda düştü; 08-09 sezonunda tekrar yükseldi ve 09-10 sezonunda yeniden 1. Lig’e düştü. Bu sırada devlet desteğinden mahrum kalan takım, hızla eridi ve sonunda 2013 yılında maddi sorunlardan dolayı kapatıldı.
Diyarbakırspor, devletin Amedlileri “apolitize” ve asimile etmek için kullanmak istediği araçlardan biriydi. Ancak “Diyarbakır” adıyla dahi tüyleri ürperen Türk faşizmine kentten yükselen refleks, Diyarbakırspor’u da bir anda Kürt ulusal politizasyonunun gerekçesine dönüştürdü. 2009-2010 sezonunda bu durum, yine bir Bursaspor maçında açığa çıkmış; Bursa tribünleri Diyarbakırlıları ırkçı tezahüratlarla karşılamıştı.
AmedSpor Eşbaşkanı Ali Karakaş, Diyarbakırspor’la aralarındaki farkları şöyle açıklıyor: “AmedSpor, birilerinin çıkar kapısı değil. Diyarbakırspor, devlet güçlerinden çok ciddi maddi destekler aldı. Bu destekler, farklı amaçlar için kullanıldı, kişisel rantlar gündemdeydi. Tabii ki bunlar, halkın taleplerini karşılayamadı. Bugün işte baktığınızda, yoklar artık. AmedSpor ise taraftarıyla, halkıyla bütünleşmiş biçimde hareket ediyor. Daha geniş de bir taraftar kitlesine sahip.”
Ligden de, milli takımdan da men!
AmedSpor, memleketin halinden de dolayı, sportif faaliyetlerinden daha fazla siyasal tepkilerle gündeme geliyor. Bursaspor maçıyla yaşananlar da bunun son örneği oldu. Bu durum, sadece tribünlerle sınırlı kalmıyor; sistematik/kurumsal bir yaklaşımdan da kaynağını alıyor.
Eşbaşkan Ali Karakaş’ın kulübün altyapısına dair anlattıkları, bunu ortaya koyuyor: “13-14 yaş grubundan 19 yaşa kadar altyapı takımlarımız var. Güçlü de bir altyapı. Öyle ki, son dört yıldır, dört ayrı grupta şampiyonluk yaşadık. Geçen yıla kadar milli takıma da dört-beş oyuncu veriyorduk. Bu seneyse altyapı takımımızı Akademi Ligi’ne almadılar. Gerekçe ise çok enteresan, anlamsız. Önce bize, ‘Kaliteli bir lig oluşturmak istiyoruz’ dediler. Dedik ki, ‘Peki ama biz dört yıldır şampiyonluk yaşıyoruz, kaliteli lige neden bizi almıyorsunuz?’ Bu kez, ‘Mesafe uzaklığı var, çocukları getiremezsiniz’ dediler. Alternatif olaraksa önerdikleri iller Yüksekova, Muş, Van... Bunlar da bölgemizin takımları, hiç sorun değil ama bu kentlere gitmemiz 8-9 saat. Akademi Ligi’nde ise Urfa, Maraş, Elazığ gibi kentler var, çok daha yakın. İtiraz ettik ama sonuç alamadık. Maalesef bizim çocuklar, bölgesel ligde oynamak zorunda kaldılar, orada da şampiyon oldular. Milli takıma alınmıyorlar. Böyle olması, onlarda bir ayrıştırma duygusu yaratıyor. Siz kalkıp bu çocuklara, ‘Siz bu kentlere gelmeyin’ derseniz, nasıl kaynaşma olacak?”
‘Bazıları elimizi bile sıkmıyor!’
AmedSpor, Türkiye’de gittiği hemen her kentte “düşman kuvvetleri” gibi karşılanıyor. Maçların çoğunda tribünler, ırkçı tezahüratlarla çalkalanıyor. Bununla kalsa iyi: Bazı yerlerde kulüp yöneticileri de kervana katılıyor, AmedSpor yöneticilerinin elini bile sıkmıyor!
Eşbaşkan Karakaş, bu durumu şöyle anlatıyor: “Şu anda şiddetin, ölümlerin yaşandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Futbol sahaları da seyircilerimizin taleplerine bir alan oluyor. Hangi ile gidersek gidelim, Antalya’ya, İstanbul’a, neresi olursa; bir tribün potansiyelimiz var. Biliyorsunuz, coğrafyamızdan ciddi bir göç var. Diasporada yaşayan halkımızın da memleketiyle güçlü bir bağı var. Tabii işte bu maçlarda, diğer taraftarlardan karşıt bir yaklaşımla karşılaşıyoruz. Düşman kelimesini çok kullanmak istemiyorum, çünkü sporun ruhuna aykırıdır; ama bize o hislerle yaklaşıyorlar. Irkçı, milliyetçi sloganlar bizi derinden üzüyor.”
Karakaş, bazı kulüp yönetimlerinin kendilerini iyi karşıladığını ama bazılarının tersini yaptığını da anlatıyor: “Bizimle yan yana oturup maç izlemekten korkan, çekinen insanlar var.”
‘Başka ülke takımı mıyız?’
Karakaş’ın maç öncesinde Bursaspor Başkanı’yla görüşmesinde ifade ettikleri de yaşananları ortaya koyuyor. Karakaş demiş ki, “Etrafınıza bir bakın: Biz başka bir ülkenin takımı değiliz herhalde. Neden diğer maçlarda açılmayan bayrakları bizim maçımızda açıyorlar? Bu kitleyi doğru yönetmezseniz, ayrışmayı daha da derinleştirirsiniz.”
Karakaş, Bursaspor yönetiminin iyi bir tavır sergilediğini söylüyor ve ekliyor: “Ama öyle bir süreçte yaşıyoruz ki, ifade özgürlüğü engelleniyor... Maalesef futbolda da konjonktürel bir tavır sergiliyor herkes. Oysa bu dönemde daha büyük sorumluluk düşüyor. Dostluk ve barış mesajlarımızla süreci çok daha iyi yönetebiliriz.”
Bursaspor maçında taraftarın sahaya alınmamasının da kendilerini çok üzdüğünü belirten eşbaşkan, daha önce hiç futbol izlememiş olanlar da dahil milyonların yüreğinin onlarla olduğunun ise farkında.
Büyük bütçelere karşı inanarak kazandık
AmedSpor Teknik Direktörü Sertaç Küçükbayrak, bir “Amed çocuğu”. Futbola da Diyarbakırspor’da başlamış.
Sertaş Hoca’yla, Bursaspor maçının hemen ertesinde, galibiyet sevinci henüz tazeyken konuştuk.
Takımın küçük bütçesine rağmen “büyük” oynadığını hatırlatıyor Sertaç Hoca ve ekliyor: “Çok büyük bütçeli takımlara karşı inanarak başardık. Bu, inanmanın zaferidir, başka bir şeyin değil. AmedSpor, zoru başardı.”
Sadece saha içinde değil...
“Sadece saha içinde mücadele etmiyoruz” diyen teknik direktör de, kendilerine yönelik ırkçı, ayrımcı muameleye dikkat çekiyor: “Açıkçası bu durum bizi üzüyor. Biz bir futbol takımıyız. Her deplasmanda ırkçı şeylerle karşılaşıyoruz. Provokatif şeyler yaşıyoruz. Futbolun fair play ruhuyla oynanması gerekiyor. Biz şu ana kadar sahamıza gelen bütün takımlara misafirperver davrandık.”
Irkçı sloganlar atanların “en büyük derdi”, takımın ismi. Sertaç Hoca da buna dikkat çekiyor: “Bu kentin tarihi ismidir Amed. Yüz yıllar öncesinden konulmuş bir isim. Diyarbakır’ın gerçekliğidir aslında. Ama bir türlü hazmedemediler.”
İyi futbol yetmez...
Sertaç Hoca, AmedSpor’un başka bir “farklılığını” ise şöyle anlatıyor: “Biz sezon başında takımı oluştururken, hep gerçekten iyi ve ahlaklı sporcuları toplamaya çalıştık. Sadece iyi futbol oynaması yetmiyordu, ayrıca ahlaklı ve karakterli olması gerekiyordu. Şansımıza, bunu yapabildik de... Gerçekten iyi dostlukların oluştuğu bir kulüp kurduk. Biz maçlara savaş mantığıyla çıkmıyoruz. Rakibi de bir emekçi olarak görüyoruz. Kuraldışı şeylerle maç kazanılmasına da taraftar değiliz.”
Sertaç Hoca, bütün iyi niyetlerine rağmen, hakemlerle ilgili sıkıntılar dahi yaşadıklarını anlatıyor. Şimdilerde giderek düzelse de, hakemlerin ayrımcı tavırlarının da maç sonucunu etkilediği olmuş.
Peki ne hedefliyorlar: “Ta kupanın baından beri, Ziraat Türkiye Kupası’nda en üst seviyelere kadar çıkmayı hedef koyduk, bunun için çalışıyoruz. Bir de Play-Off’a kalma hedefimiz var. Mutlaka 1. Lig’e çıkmak istiyoruz.”
‘Galibiyeti hayatını kaybedenlere adıyoruz’
AmedSpor’un en fazla gündeme gelen futbolcusu, hiç kuşku yok ki, Dersimli Deniz Naki.
Deniz Naki, Almanya’nın Bayer Leverkusen takımından Gençlerbirliği’ne transfer olarak başladığı Türkiye’deki futbol hayatını maruz kaldığı ırkçılıktan dolayı noktalamıştı; ancak AmedSpor için geri döndü. O, Dersimli ve Kürt kimliğine sahip çıkması ve kolundaki “Azadî” dövmesiyle, yeşil sahaların kızıl yıldızı...
Deniz Naki, Bursa galibiyeti ardından sosyal medya hesabından şunları söyledi:
“Bizim için bugün çok önemli bir galibiyet oldu. Bize karşı yürütülen bu kirli oyundan alnımızın akıyla çıktık! Böyle zor bir dönemde halkımıza ufak da olsa umut ışığı olabilmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. AmedSpor olarak boynumuzu eğmedik ve eğmeyeceğiz de. Biz özgürlüğe olan inancımızla çıktık sahaya ve kazandık. Çünkü biz, özgürlüğe ve umuda fidanlarımızı ektik. Bizi yalnız bırakmayan bütün siyasetçilerimize, sanatçılarımıza, aydınlarımıza ve halkımıza teşekkürü borç biliyoruz ve bu galibiyeti topraklarımızda 50 günden fazladır süren zulümde hayatlarını kaybedenlere ve yaralılarımıza adıyoruz, armağan ediyoruz. Her bijî azadî!”
Kadın taraftar grubu: Mor Barikat
AmedSpor’u farklı kılan bir başka şey de, kadın taraftar grubu Mor Barikat. Onlar, sporda kadını yok sayan bütün anlayışları reddediyor ve tribünlerdeki erkek egemenliğiyle mücadele ediyor.
JİNHA’ya konuşan Mor Barikat üyesi Yekta Günay, yurtsever politik bir bilinçle tribünleri doldurduklarını belirtiyor ve ekliyor: “Maçlardan önce kadın yoldaşlarımızla toplantılar düzenleyip tribün kültürümüzü anlatıyor etkinliklerimizde kadın dayanışması ile yoldaşlığımızı pekiştiriyoruz.”
Amaçlarını ise şöyle anlatıyor Günay: “Gayemiz yurtsever halkımızın örgütlü, öz bilince sahip değerlerine bağlı tribün kültürünü oluşturmak, cinsiyetçi, erkek egemen tribün hâkimiyetini sonlandırmak, kadını yok sayan zihniyeti bu topraklardan söküp atmak.”
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ