
12 Eylül askeri-faşist rejimine karşı Diyarbakır Zindan direnişçilerinin sloganı neydi? “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” demişlerdi. Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ferhat Kurtay ve arkadaşlarının ilkesi buydu. Bu ilkeyi kendilerine düstur etmişler ve bu temelde geliştirdikleri tarihi direnişle 12 Eylül faşist karanlığını aydınlatmışlardı.
Peki AKP faşizmine karşı HDP’nin sloganı ne olmalıdır? Bizce tarihi zindan direnişiyle aynı olmalıdır. Yani HDP’liler de “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” demeli ve AKP’nin faşist karanlığını aydınlatana kadar demokratik direnişe devam etmeliler. AKP faşizmi karşısında HDP’yi başarıya götürecek olan tutum kesinlikle budur.
Diyarbakır zindanındaki 1981-1982 direnişinin sonuçları biliniyor. Kürt ve Türk halklarının yiğit evlatlarını 12 Eylül faşist-askeri mahkemeleri yargılama, idama mahkum etme ve bunu pratikleştirme gücünü gösterememişlerdi. Mazlum, Hayri, Kemal ve Ferhat direnişçiliği karşısında yenik düşen 12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren, 1982 güzünde Dağkapı Meydanı’nda bu durumu itiraf da etmişti. Eliyle yönettiği zindanı göstererek, “Burada öyleleri var ki, kafalarını koparsanız bile inançlarından vazgeçiremiyorsunuz” diyerek.
Peki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2 Mayıs 2015 günü Diyarbakır’a gidişi ve söyledikleri aynı Kenan Evren’in durumuna benzemiyor mu? Tayyip Erdoğan da başta Kürtler ve Türkler olmak üzere tüm Türkiye toplumunu barış ve demokrasi programında birleştiren HDP karşısındaki yenilgisini itiraf etmedi mi?
Bizce her bakımdan benzerlik çok fazladır. Diyarbakır zindanında direnenler de Kürt ve Türk halklarının yiğit evlatlarıydı. PKK’nin programı Kürt ve Türk devrimcilerini birleştirmeyi başarmıştı. Şimdi HDP’nin barış ve demokrasi programı da tüm Türkiye toplumunu hızla birleştiriyor. 12 Eylül işkencesine karşı Diyarbakır zindanında PKK militanları yaşamlarını ortaya koyarak direnmişlerdi. Şimdi AKP’nin faşist terörüne karşı da tüm Türkiye toplumu yiğitçe direniyor.
Aslında Diyarbakır zindanındaki o tarihi direnişi yaratan sebeplerle, bugün HDP direnişini yaratan sebepler de hemen hemen ortak. Ne diyordu 12 Eylül faşist-askeri rejimi? “Kürt diye bir şey yoktur. Karda yürürken ayakları kart-kurt sesi çıkardığı için onlara Kürt diyorlar. Doğu’daki vatandaşlarımız da bir Türk boyudur. Dolayısıyla Kürt sorunu diye bir şey yoktur.” Vs. vs.
Peki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söylediklerinin özü itibariyle bundan bir farkı var mı? Bizce yoktur. Özü itibariyle söylenenler aynıdır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da “Kürt sorunu yoktur” diyor. Bu söz, özü itibariyle “Kürt halkı yoktur” anlamına geliyor. Çünkü “Kürt halkı var” denilse, o zaman ulusal-demokratik haklarını vermek zorunda kalacak. Yani Kürt sorununu çözecek!
Erdoğan’a göre
Kürtler bir varmış, bir yokmuş!
Burada Tayyip Erdoğan çok ince bir oyun da yapıyor. Tabi onu da görmek ve oyunu bozmak gerekiyor. Bazen “Kürt sorunu kalmamıştır” diyor. Yani kendisinin Kürt sorununu çözdüğünü ima ediyor. Peki nasıl çözdü? Nerede Kürt halkının ulusal-demokratik hakları? Elbette bunlar yoktur ve tabi böyle bir çözüm de yoktur.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorununun çözümünden anladığı, Kürtlerin evinde Kürtçe konuşması ve bir de sokakta sıtran söylemesidir. Kürtlerin haklarını bu kadar görüyor. Bunun için de 12 Eylül rejiminden farklı olarak “Kürt kökenliliği” kabul ediyor. Yani eskiden Kürtler varmış ama şimdi artık yok olmuşlar! Yani bir tür soykırım itirafı oluyor bu.
Dolayısıyla evde, yani kimsenin görmediği yerde Kürtçe konuşur ve bir de şarkı söylerse, işte bunlar Kürtler için yeterlidir! Gerisi ekonomik ve bölgesel farklılık sorunudur ki, aslında AKP bu sorunları çözecek ama eskiden PKK izin vermiyordu, şimdi ise HDP izin vermiyor! Derler ya, oynamak istemeyen gelin “Yerim dar” dermiş. AKP’ninki de işte böyle bir şey oluyor.
Her ne kadar bu tür söz ve davranışların yeni olduğunu sanıp söylese de, ne var ki AKP’nin bu söylediklerinin hiçbir yeni tarafı bulunmuyor. Tuhaf olan AKP’nin bunları bilmemesi değil, yeni diye şimdi kendisinin söylediklerini geçmişte hep İnönü ve Ecevit’in söylemiş olması ve AKP’nin de bunu bilmemesidir. Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorununda İnönü ve Ecevit çizgisine gelmiş olduğu açık değil mi?
Peki AKP ve Tayyip Erdoğan acaba bu söylediklerine inanıyor mu? Biz inandıkları kanaatinde değiliz. Unutmayalım ki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı iken hazırlattığı Kürt raporunda “Kürdistan” kavramı var, “Kürdistan’a federasyonun verilmesinden” söz ediliyor. Yine 2005’de Diyarbakır meydanında Kürt sorunu ve çözümü için söylediklerini herkes biliyor.
O halde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kürt halkının varlığını bilmediğini ve kabul etmediğini kimse söyleyemez. Eğer Kürt sorununun önü çözüm yönünde açık olsaydı, o zaman Tayyip Erdoğan 2005 güzünden itibaren “Kürt sorununun çözümüne dayalı” politika yapacaktı. Ama baktı ki, iç ve dış kapitalist sistem güçleri nezdinde Kürt sorununun çözümünün önü kapalı, işte o zaman bu temelde politika yapmaktan vazgeçti.
Yani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söz ve davranışları politiktir. Özellikle Ergenekoncularla ilişkilerini düzeltip iktidarının ömrünü uzatma amaçlıdır. Bu nedenle aslında inanmadığı şeyleri halkı aldatma amacıyla söylediği için, ifadeleri çelişkili ve üslubu da hırçın ve de biraz çılgındır.
HDP direnişle zoru başarabilir
Nasıl ki 12 Eylül faşizmine karşı mücadele zindanlardaki devrimcilerin omuzlarına yüklendi ve onlar da bu tarihi görevi başarıyla yerine getirerek tarih yapan bir kuşak oldularsa, şimdi de AKP faşizmine karşı mücadele görevi HDP’nin omuzlarındadır ve HDP de bu tarihi görevi başarırsa, yani AKP’yi 7 Haziran’da sandığa gömmeyi sağlarsa işte o zaman tarih yapan bir parti olacaktır.
Bu nedenle AKP iktidarına karşı mücadele tarihi öneme sahiptir. Ve bu görev de HDP’nin üzerine yüklenmiştir. Açıkça söylemek gerek; zordur ama başarılamayacak türden de değildir. HDP için önemli olan işte bu zoru başarmaktır. Tarihe iz bırakan siyasal güç de başka türlü olunmuyor.
HDP’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen tüm bu planlı saldırılara karşı başarılı olabilmesi için “Direniş zafere götürür” ilkesi temelinde hareket etmesi şarttır. HDP’liler bilmeli ki, her yerde saldıranlar sivil polislerdir, yani AKP yönetimindeki devlet güçleridir. Bu bakımdan önce teşhiste hata yapmamalılar. Ardından da doğru tedavi yöntemi ve uygulamada yanlışa düşmemeliler.
Belli ki Tayyip Erdoğan yönetiminde AKP saldırmaya devam edecektir. Kesinlikle bu saldırılardan korkmamak ve yılmamak gerekir. Zaten saldırıları yapan gücün amacı HDP’yi yıldırmak ve meydandan kaçırmaktır. O halde tüm HDP’lilerin ortak tutumu ve tek ilkesi de direnmek, direnmek, yine direnmek olmalıdır. Direniş zafere götürür ilkesi hiçbir zaman unutulmamalıdır.