
Kürt kadınlarının verdiği özgürlük mücadelesinde kazanılmış önemli bir mevzi olarak tanımlayabileceğimiz 1. Êzîdî Kadın Konferansı, geçtiğimiz hafta sonu Almanya'nın Hannover şehrinde gerçekleştirildi. Konferansın başarılı sonuçlanması hepimizi mutlu etmiştir. Öncelikle en içten duygularımla konferansa katılan tüm kadınları, genç kızları ve değerli dostları selamlıyorum. Yılların biriken özlemiyle gerçekleşen bu konferans hepimize kutlu olsun diyorum.
Konferansa aylar öncesinden hazırlanan Êzîdî kadınlarımız, önce bir dizi toplantılar düzenleyerek, sorunlarını yerelde tartıştılar. Ardından her bölgeden belirlenen delegelerin katılımıyla da konferans gerçekleştirildi. Bu, bazıları için olağan yapılmış bir konferans olarak görülebilir ama Êzîdî halkı için bu konferans; bir tarihin tüm hakikatiyle gün yüzüne çıkması anlamını taşıyor. Êzîdî halkımızın tarihinde ilk kez özgün ve özgürce yapılan bir çalışma olması itibariyle de farklılık taşıyor.
Tarihsel ve toplumsal açıdan bir ilk
Konferansı, önemi ve gerçekleştirildiği tarih bakımından iki ana başlıkta değerlendirmek gerekir. Birincisi; tarihsel ve toplumsal açıdan bir ilki ifade ediyor. Tarih boyunca çok zengin bir kültürel yapıya sahip olan Zerdeşt felsefesinin gerçek taşıyıcıları olan kadınlarımızın yaşanılan tüm zora, fiziki katliamlara karşı göstermiş oldukları direnişinin dile geliş öyküsüdür bu konferans. Aslında Kürdistan halkının tarih boyunca yaşadığı zulmü ve acıyı anlamak için Êzîdî halkımızın yaşadıklarına bakmak yeterlidir.
Bu halkın yaşadıkları, ezilenlerin tarihinin aynası gibidir. Kürdistan'ın dört parçasının zengin coğrafyasında en dağlık alanlardan ovalara kadar yayılmışlardır. Neolitik devrimin öncüleri olarak toprakları ilk defa ekinle buluşturmuş, ziraata tutkuyla sarılmış bir toplulukturlar. Bu kadim halkın binlerce yıllık birikimleri, nesilden nesile geçen kültürel yaşam tarzı ve bugün halen kullandıkları dilden de anlaşıldığı gibi, Kürtlüğün hakiki özünü taşıdıkları görülebiliyor. Toprak, güneş ve suyun kutsallığından hiç kopmayan Êzîdî halkımız ve özellikle kadınlarımız, Kürt varlığının halen korunuyor olmasında birebir özne rolünü oynamışlardır.
Ancak binlerce yıldır yaşadıkları topraklara yapılan istila ve işgaller sonucu, kutsal kitapları dahil yazılı hiçbir kanıt bırakılmamıştır. Var olan tüm kültürel dinamizmleri yakıp yıkılmış, talan edilmiştir. Başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere Kürdistan'da yayılma politikası uygulayan egemenlerin hemen hepsi, ilkin Êzîdî Kürtlerini katliamdan geçirmişlerdir. "Katli vaciptir " denilerek onlarca genç gelin ve kıza zorla el konulmuş, inançları zorla değiştirilerek, taciz ve tecavüzlere maruz kalmışlardır. Ama uygulanan tüm vahşi muamelelere karşı direnen halkımız toprağını terk etmemekte ısrar etmiştir. Çünkü kökleriyle adeta asırlık bir çınar ağacı gibi topraklarına bağlıydı. Önder APO'nun şu belirlemesi bu hakikati açıkça ortaya koyuyordu: "Êzîdî Kürtlerdeki neredeyse kurumaya yüz tutmuş bu tarihsel demokratik gelenek, araştırılmaya değer önemli bir konudur. Êzîdî Kürtlerle Alevi Kürtler yakından gözlemlendiğinde, özellikle kadınlarında temsilini bulan Zerdeştî kültürün demokratik, özgür ve eşitlikçi özellikleri rahatlıkla fark edilebilir." Alıntıdan da anlaşıldığı üzere Kürt tarihinin derinliklerinde saklı olan bu hakikattir. Vatandan uzak düşüldü mü, yok olmaya yüz tutmak kaçınılmaz sondur! İşte yapılan konferans bu hakikate parmak bastı ve tekrardan köklerle bütünleşme kararlılığını ortaya koydu.
Beyaz katliama cevap niteliğinde
İkincisi ise; son otuz yıllık tarihi tüm detaylarıyla değerlendirerek, bulunulan noktaya işaret etmiştir. Özgürlük mücadelesinin gelişim gösterdiği yıllarda, özellikle Kuzey Kürdistan'da Êzîdî Kürt halkımıza dayatılan "Ya köy korucusu olur; kendi tarihinize, kültürünüze, toprağınıza, halkınıza ve vatanınıza ihanet eder, egemen güçlerin elinde maşa olursunuz ya da on binlerce yıldır yaşadığınız bu kutsal vatandan adeta hiç yaşamamışçasına kovulursunuz!" 72. kez katliam fermanlarından geçen Êzîdî halkımız, hiç istemeden de olsa tercihini vatanlarını terk etmekten yana koymuştur. Ancak onlarca kez katliamlarla yüz yüze gelen bu kadim halk, yağmurdan kaçarken doluya tutulacağını ve 73. ferman olarak nitelendirdiğimiz kapitalist modernitenin merkezinde eriyeceklerini nereden bileceklerdi ki! Avrupa'nın dört bir yanına dağılmış Êzîdî Kürtlerimiz en büyük duygu ve ruh katliamının en yoğununu bu son otuz yılda yaşamış; kültürünü, gelenek ve göreneklerini yaşatmaya çabalasa da suyun içine düşen kar tanesi misali her geçen gün hızla erimektedir. Bu hızla yok oluşa beyaz kırım da diyebiliriz. Komünal yaşamla bir bütün olan bu halk, kapitalizmin bireyci bencil yaşam tarzına karşı ne kadar direnmiş olsa da, özellikle son iki kuşak ciddi anlamda bir kültür erozyonu yaşamaktadır.
Özgürlük Hareketimizin yoğun çabalarıyla bu kültür aşınımının önüne geçilmek istenmiş olunmasına ve bugüne kadar büyük bedeller verilmesine rağmen bunun kalıcı bir örgütlülüğe kavuşturulamaması, büyük bir zaman ve değer kaybına yol açmıştır.
Binevş Agal'in emekleri
Bundan otuz yıl önce Binevş Agal, Abdullah Sevsat yoldaşların öncülüğünde Özgürlük Hareketi en başta Êzîdî toplumumuza nüfus etmiştir. Berivan yoldaş şahsında, kadının köklerine bağlı yüreği yabancı diyarları bir türlü kabul edememişti. Kapitalizmin avını her an yutmaya hazır tuzaklarını önceden sezmiş ve hiç zaman kaybetmeden mücadele saflarında yerini almıştır. Evini, yüreğini Hareket'e açarak hiçbir fedakarlıktan çekinmemiştir. Ama emeğini öz örgütlülüğe dönüştürememiştir.
Kürdistanlı Êzîdî kadınlarımızın gerçekleştirdiği ilk konferansın Binevş Agal yoldaşın 25. şehadet yıldönümüne denk gelmesi elbette tesadüfi değildir. Bu da konferansın nasıl bir önem arz ettiğini ifade ediyor. Her ne kadar gecikmiş bir konferans olsa da çok değerli ve anlamlı bir çalışmadır.
Öz örgütlülükte ısrar edilmeli
Örgütsüz kadın; örgütsüz toplumdur. Örgütsüz kadın; köle kadın ve köle toplumdur. Öz örgütlülüğün temelini bu konferansla atan kadınlarımız, öz yönetimleriyle bundan böyle kendi kendilerini yönetecekler. Her şeyden önemlisi; kadınlarımız öz birliğini kurarak, gücünü bir merkezde toplayacaktır. Bundan sonra erkek egemenliğinden kaynağını alan erkek aklı ile hareket etmeyecekler. 21. yüzyılda tam bir insanlık ayıbı olan kızların başlık parasıyla satılmasına fırsat verilmeyecektir. Berdel, küçük yaşta evlilik, akraba evliliği gibi insanlık dışı dayatmalara göz yumulmayacaktır. Konferansın aldığı kararlar büyük bir özveriyle pratikleştirilmelidir. Başlangıçta bazı sıkıntılar yaşanabilir ama sabır ve inatla öz örgütlülükte ısrarlı olunmalıdır. Alınan kararların pratikleştirileceği ortak yaşam alanları örgütlendirilmeli ve mutlaka tüm kadınlara ulaşmak hedeflenmelidir. Her bir kadın, bir başka kadını örgütleyebilmelidir. Bu tarihi adım kağıt üzerinde alınan kararla sınırlı kalmamalıdır.
Deneyimlerden yararlanmalı
Kürdistan Özgür Kadın Hareketinin otuz yıllık örgütlü mücadelesinin deneyimlerinden yararlanılmalıdır. Bu örgütlenme sadece Avrupa alanıyla sınırlı kalmamalı; Rusya, Ermenistan ve tüm Kürdistan'da bir örgütleme ağının yaygınlaştırılması en temel görevimiz olmalıdır. Kürdistan halkımızın başta Rojava'da elde ettiği kazanımlar ve Demokratik Özerkliğin ilanının verdiği moral ve heyecanla, Reber APO'nun elli yıllık emeğinin sonucu ve binlerce sehit yoldaşımızın fedaice bedenlerini siper ettiği ve halkımızın duruşuyla perçinlenerek ulaşılan düzey anlamlıdır ve özgürlüğe en yakın olduğumuz andır. Tarihi bir dönemecin yaşandığı bugünlerde bu konferansın gerçekleştirilmiş olması, Kürtler ve hak ettikleri özgür yaşama ulaşma çabası içinde olan tüm halklar için elbette çok büyük öneme sahiptir. Binlerce yıldır adeta bir çığ gibi oluşan birikimle, düşmandan doğru tarzda hesap sorulacaktır. Bineş, Behiye, Zeynep, Esmer yoldaşların en büyük özlemi de böylece hayat bulmuş olur.
Saraların, Rojbinlerin, Leylaların mücadelesinde büyük bir hakikate dönüşen hareketimizin yarattığı özgür kadınla Demokratik ulusun inşasında, bu konferansmız da bir mihenk taşı olacaktır. Demokratik ulusun inşası yeniden özüne, kültürüne,toprağına, tarihine, vatanına dönüştür. Tüm inançların, renklerin ve kültürlerin eşit ve özgürce bir arada yaşamasıdır. Konferansımızın ilk adımı başarılıdır; devamının da başarılarla dolu geçmesini diliyorum. Bir kez daha bu konferansın tüm, inançlara, halklara ve halkımıza, kadınlarımıza kutlu olmasını diliyorum.
SOZDAR AVESTA / KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi