SUR’DA DİRENİŞİN 90 GÜNÜ


Sur’da resmi olarak yasak 2 Aralık’ta ilan edilse de, bugünkü öz savunmaya kaynaklık eden örgütlenme aylar, hatta yıllar öncesine dayanıyor. 2005 yılında Hasırlı Mahallesi’nde Özgür Yurttaş Derneği’nin kurulması ardından oluşturulan Halk Meclisi zamanla Sur’un diğer mahallelerine de yayıldı. Şu anda saldırıların hedefinde olan Cemal Yılmaz, Savaş, İskenderpaşa ve Fatih Paşa başta olmak üzere kurulan halk meclisleri toplumsal sorunlara çözüm üretti, hırsızlık, fuhuş gibi sistemin gençlere kurduğu tuzakların önüne geçti. 


Öz yönetime ağırlaştırılmış müebbet

24 Temmuz 2015’te devreye konulan saldırı konseptine karşılık olarak Sur Halk Meclisi, “kendilerini katliamla yöneten devlet kurumlarını meşru görmediklerini” belirterek öz yönetim ilan etti; peşi sıra da saldırılar başladı. Öz yönetim ilanını yaptıkları gerekçesiyle Sur Belediye Eş Başkanları Seyid Narin ve Fatma Şık Barut, Silvan Belediye Eş Başkanı Yüksel Bodakçi, DBP Sur İlçe Eş Başkanı Ali Rıza Çiçekli, 23 Ağustos’ta tutuklandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı, 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26 Ocak’ta kabul ettiği iddianameye göre eşbaşkanlar hakkında “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.


6 ayda 6 yasak

Özellikle Silvan’daki işgal saldırısına karşılık, Silvan halkını eylemleriyle yalnız bırakmayan Sur mahallelerine saldırılar Eylül ayıyla birlikte arttı. 6 Eylül günü yaşanan çatışmalarda 2 polisin ölmesi ardından Diyarbakır Valiliği, bir günlük sokağa çıkma yasağı ilan etti. 2. yasak 13 Eylül’de ilan edildi ve 2 gün sürdü. 9 Ekim’de Sur’la birlikte Bağlar, Kayapınar, Yenişehir, Silvan, Bismil, Lice, Dicle ve Hani ilçelerinde iki günlüğüne sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak yasağın bittiği 10 Ekim günü Sur’da yeniden 4 günlüğüne yasak ilanı yapıldı. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Sur’daki saldırılara dikkat çekmek için basın açıklaması yaptığı sırada katledilmesi ardından 28-30 Kasım tarihlerinde ilan edilen 3 günlük yasak daha kapsamlı saldırıların habercisiydi. 2 Aralık’ta Sur’un 6 mahallesi ve bir caddesinde (Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı ve Cemal Yılmaz mahalleleri ve Gazi Caddesi’nde) uygulanan yasağa, 11 Aralık’ta 17 saatliğine ara verildi. 


Direniş yayılınca

Gazi Caddesi’nde yasak 30 Aralık 2015’te sona ererken, Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde yasak devam etti. 27 Ocak 2016’da Kaymakamlık, Suriçi’nde bulunan Abdaldede, Alipaşa, Lalebey, Süleyman Nazif ve Ziya Gökalp Mahalleleri ile Melikahmet Caddesi’nde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Aynı gün Abdaldede, Alipaşa, Lalebey, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Camii Kebir, Camii Nebi, İskenderpaşa ve Melikahmet mahallelerindeki yasak kaldırıldı.


Ordu birlikleri Hevsel’de

Özel harekatçılar, helikopter ve zırhlı araçlarla direnişi kıramayan Türk devletinin ilçeyi insansızlaştırmak amacıyla yasağa verdiği “ara” ardından bu kez ordu birliklerini sahaya sürdü. Askerler paletli zırhlı araçlarla ilçeye girdi, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Hevsel Bahçeleri’ne konuşlandı. Hastaneler ve okullar karargaha dönüştürüldü. Türk devlet güçleri, paletli tanklar ile Sur’un dar sokaklarına giremediğinden evleri yıkarak ilerlemeye çalıştı. 


Deniz piyadeleri Sur’da

Ancak çabaları sonuç vermedi. YPS/YPS JIN güçlerinin direnişi karşısında kayıpları giderek artan devlet, bu defa denizi olmayan Kürdistan’a Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı deniz piyadeleri ile SAS komandolarını gönderdi. Ablukanın 20. gününde SAS komandolarının da devletin beklentilerine cevap verememesi üzerine, korucular devreye konuldu. Her defasında olduğu gibi korucular da fiyasko ile sonuçlanan bir tekniğe dönüştü; bir türlü direnişi geriletemeyen devlet, son olarak 4 taburluk “bordo berelileri” Sur’a gönderdi. 


Ateş Destek Koordinasyonu

Sürekli yeni takviyelerle desteklenen bu askeri kuvvetlerle birlikte Sur’a yönelik kuşatmada “Ateş Destek Koordinasyonu” olarak tanımlanan ağır askeri birimler de yer aldı.


Kuşatmaya katliamcı paşa

“Bayrak-12 Sur Müşterek Operasyonu” adı verilen ve 7’nci Kolordu Komutanı Korgeneral İbrahim Yılmaz’ın yönettiği işgal operasyonunun ikinci ismi ise 90’ların katliamcı paşalarından Musa Çitil. Bunca askeri güç yığınağı yetmemiş olacak ki 90 günlük kuşatma boyunca Türk ordu kademesinin neredeyse tüm yetkilileri Amed’i “ziyaret” etti. 2’nci Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’tan sonra Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da Amed’e giderek Sur’daki baş aşağı gidişin yönünü çevirmeye çalıştı; Sur için “Kriz Merkezi” oluşturuldu. 


Havadan bombardıman tehdidi

Direnişin 70. gününe girerken, ablukayı genişleterek ilçede “kontrol” sağlayacağını düşünen ancak iki gün içerisinde 17 kayıp veren Türk devleti, bu kez “Teslim olun yoksa havadan bombardıman yapacağız” anonsları geçmeye başladı. 


Kimyasal gazlar

Mahalleler gece gündüz tank ve zırhlı araçlarla bombardımana tutulurken işgalciler, kimyasal gazları da devreye koydu. YPS Genel Koordinasyonu, Türk devletinin ağır silahlar ve bütün teknik imkanlarla elde edemediği sonuca bu kez kimyasal gazlar kullanarak ulaşmaya çalıştığını belirtti. 

Sur, Türk işgal tarihine yeni insanlık suçlarını da ekledi. Asya Taşçı adlı YPJ JIN savaşçısının çıplak bedeni, daha önce Varto ve Cizre’de olduğu gibi “JİTEM” ismini kullanan sosyal medya hesaplarından yayınlanarak teşhir edildi. 


Toplu katliam hazırlığı

Devlet güçleri “hava saldırısı” tehdidi ardından Cizre benzeri  bir katliam için saldırılarını yoğunlaştırdı. Direnişin 78. gününde, 17 Şubat’ta DİHA muhabiri Mazlum Dolan, aralarında yaralı ve bebeklerin de olduğu 200 civarında kişinin bodrumlara sığındığını belirterek Sur’un da Cizre benzeri bir vahşetin eşiğinde olduğunu duyurdu. 


AİHM yine suç ortağı

AİHM, Cizre’de olduğu gibi Sur’da da yaralı ve sivillere ilişkin tedbir kararlarını reddederek ve saldırıları meşrulaştıran Anayasa Mahkemesi’ni adres göstererek insanlık suçlarının ortağı oldu. Saldırılar nedeniyle ayağı kangren olan 85 yaşındaki Hasan Tekdemir, DİHA muhabiri Mazlum Dolan ve Ateş ailesinin başvurularını reddeden AİHM, 4 aylık Elif Su Aslan bebek, 7 yaşındaki Talat’ın da aralarında bulunduğu Abiş ailesi ve daha birçok sivilin başvurularını ise yanıtsız bıraktı. 


Fatma Ana 6 saat can çekişti

19 Şubat’ta abdest almak için kaldığı evin avlusuna çıkarken havan mermisiyle vurulan 55 yaşındaki Fatma Ateş, tam 6 saat 20 dakika kanlar içinde bekletilerek yaşamını yitirdi. Ateş’i ambulansa taşıyan eşi Fahrettin, kızları Sinem ve Fatma Ateş ile Ekrem Karatay ve DİHA muhabiri Mazlum Dolan ise “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı.


Bebek, yaralı ve yaşlılar 

Aralarında 4 aylık bebek Elif Su ve 11 yaşından küçük onlarca çocuğun da olduğu yaralı, hasta ve yaşlıların mahsur kaldığı Sur’da 10 günü aşkın bir süredir siviller, yaşam savaşı veriyor. Sadece fiziki saldırılara değil aynı zamanda açlık ve susuzluğa da direnen sivillerden Remziye Tosun’un 10 yaşındaki kızı Şevin, doğum günü olan 23 Şubat’tan bir gün önce telefonla sesini ulaştırdığı HDP’li vekil Sibel Yiğitalp’e, “Isınamıyoruz. Helikopter sobanın dumanını görünce direk bomba atarlar yağdırıyor evimize. Soğuktayız” diyordu. 


Teslimiyet çağrısına ret

Cizre’de onlarca yaralının diri diri yakılması ve Sur’da ambulansa yaralı bir kadını taşıyanların dahi tutuklanması ardından ilçede sivillerin abluka kalkmadan can güvenliği sağlanamayacağı ortadayken Diyarbakır Valiliği, “tahliye anonsu” adı altında yeni bir oyun daha sahneledi. 3 gün boyunca siviller için “koridor” açılacağı iddia edilerek verilen saat dilimlerinde mahalleler, daha şiddetli bombardımana tutuldu. Teslimiyet çağrıları sonuç alamayan Diyarbakır Valiliği, “son tahliye anonsu” diyerek katliam emrini verdi. Üç aydır kesintisiz direnen Sur halkının yanıtı ise netti: Suçlular teslim olur, direnenler değil; ya hepimiz ya hiçbirimiz!


SUR’a çarptılar


Saldırılara karşı YDG-H öncülüğünde başlatılan Sur’daki halk direnişi, 2016 yılına girişle daha örgütlü bir yapıya dönüştü. 

14 Aralık itibariyle savaşın yeni bir aşamaya taşındığını duyuran YDG-H, 28 Aralık’ta yaptığı açıklamada bu dönüşümü, “Mahallelerdeki halkın ve gençliğin katılımıyla YDG-H çatısını aşan bir düzeye ulaşan bu öz savunma direnişi, artık yeni bir örgütsel sürece doğru evrilmektedir. Bu çerçevede çeşitli ilçelerde bölgesel düzeyde yoldaşlarımız diğer katılan gençlik kesimleriyle daha örgütlü, daha disiplinli ve daha planlı savunma savaşını yürütebilecek yeni bir yapılanmaya, YPS’nin örgütlenmesi kararına gitmişlerdir. Biz YDG-H merkezi olarak da ileriye dönük olan bu gelişmeyi olumlu görüyor, bölgeler düzeyindeki bu ilanların arkasında durduğumuzu belirtiyor, mücadelemizi daha da yükselterek başarıya taşıyacak olan YPS örgütlenmesine çok önemli bir zafer gücü olarak yaklaşıyoruz” şeklinde duyurmuştu. 2016’nın ilk gününde YPS-Sur, kuruluşunu ilan etti. 


Yüzbaşı düzeyinde ölümler

YDG-H’nin 143 işgal elemanının öldürüldüğünü açıkladığı Kasım ayında başlayan Sur’daki çatışmalar, Türk devletinin 2 Aralık’ta abluka ardından azalması beklentisinin tersine şiddetlendi. Türk devleti, YPS’nin keskin nişancıları ve etkili eylemleri sonucu operasyonun koordinesinde yer alan yüzbaşı düzeyinde savaş elemanlarının da bulunduğu onlarca kayıp verdi. Ölümleri ancak tek tek, bir şablon cümleye sığdırarak, “yaralı halde hastaneye kaldırıldığı halde kurtarılamayan silah arkadaşları” şeklinde açıklayabildi. 

YDG-H ve YPS Genel Koordinasyonu’nun Sur’daki çatışmalara ilişkin yaptığı açıklamalara göre 20 Aralık-27 Şubat tarihleri arasında, aralarında iki yüzbaşının da bulunduğu en az 106 savaş elemanı öldürüldü, onlarcası yaralandı. 


İstifalar başladı

Musa Çitil gibi katliamcı paşalarla yönetilen, Kürdistan’daki savaşta “tecrübeli” bordo berelilerin dahil olduğu operasyondaki bu başarısızlık, işgal güçleri arasında da çatlak sesleri ortaya çıkardı. Yaklaşık 100’e yakın uzman çavuş, Sur’a gitmek istemediklerini belirterek istifa dilekçesi verdi. Ancak dilekçeler işleme konulmayarak askerler tehdit edildi. 



35 kişi katledildi


90 günlük direniş boyunca 35 kişi devlet saldırılarında yaşamını yitirdi. Sur’da aralarında 16 yaşındaki lise öğrencisi Çekvar Çubuk, 55 yaşındaki barış annesi Fatma Ateş’in de bulunduğu 23 kişi hayatını kaybederken, bu süre zarfında Amed genelinde Sur’daki ablukaya karşı düzenlenen protestolarda devlet güçleri tarafından katledilenlerle birlikte yaşamını yitirenlerin sayısı 35’e ulaştı. 

Katledilenlerin isimleri şöyle: 

Sur: Çekvar Çubuk, Mehmet Demirel, Serhat Doğan, İsa Oran, Mesut Seviktek, Salih Baygın, Ramazan Öğüt, Melek Alpaydın, Aziz İlhan, Rozerin Çukur, Turgay Girçek, Gündüz Akmeşe, Hakan Aslan, Cihat Morgül, Mahmut Oruç, Welat-Vedat Bilen, Erhan Keskin, Casim Kaya, Barış Koç, Asya Taşçı, Faruk Kaçman, Fatma Ateş, Erdal Tekin, Murat Menekşe.

Amed Merkez: Mizgin Koçyiğit (Ruken Amed), Şerdil Cengiz, Şiyar Salman, Şiyar Baran, Mehmet Mutlu, Sezgin Demirok, Cüneyt Yeni, Sidar Ekinci, Süleyman Güzel, Mahmut Bulak, Abdullah Yılmaz. 


13 cenaze rehin 

Katledilenler arasında hala abluka nedeniyle cenazeleri alınamayan ve defnedilemeyenler de bulunuyor. 16 yaşındaki Ramazan Öğüt 30 Aralık; 17 yaşındaki Rozerin Çukur 8 Ocak; 19 yaşındaki Turgay Girçek ve 28 yaşındaki Gündüz Akmeşe 16 Ocak; Hakan Aslan 22 Ocak; 13 yaşındaki Cihat Morgül 2 Şubat; 23 yaşındaki Mahmut Oruç 5 Şubat; 21 yaşındaki Vedat-Welat Bilen 6 Şubat; 18 yaşındaki Erhan Keskin’in cenazesi 12 Şubat’tan bu yana abluka altındaki ilçeden alınamıyor. Sur’da ayrıca yaşamını yitirdikleri açıklanan YPS’li Barış Koç ve Erdal Tekin’in cenazeleri de bulunuyor. YPS-Jin savaşçısı Asya Taşçı ve YPS savaşçısı Faruk Kaçman’ın cenazeleri ise yaklaşık bir haftadır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Morgu’nda tutuluyor.


Aileler nöbette

9 aile ablukanın kaldırılması ve Sur’da mahsur kalan evlatlarının cenazelerini alabilmek için Sümerkpark’ta nöbet tutuyor. Ailelerin nöbet eylemi 35 günü geride bırakmış durumda. Sur’da cenazeleri mahsur kalan İsa Oran (Mazlum Amed) ve Mesut Seviktek’in (Delil Amed) cenazeleri, ailelerinin 19 gün süren açlık grevi sonucu ancak 28 gün sonra alınarak defnedilebilmişti.


Tarihi de  yok etti

Dünya Kültür Mirası’na aday olan surları da içine alan, kiliseleri, camileri hamamlarıyla açık hava müzesi gibi olan Sur’da Kurşunlu Cami, Ermeni Katolik Kilisesi, Dört Ayaklı Minare gibi çok sayıda tarihi mekan özellikle yakılıp yıkıldı. Hukukçular, Dünya Kültür Mirası’na aday gösteren UNESCO’ya başvursa da hiçbir sonuç çıkmadı. 


TOKİ için yaktı yıktı

Bir yandan ilçe halkını zorla göçertmeye çalışan devlet güçleri, evleri ve tarihi mekanları yerle bir ederek TOKİ projelerinin hayata geçirilmesinin de zeminini hazırlamaya çalıştı. Sur’a yönelik saldırıların 21’inci gününde hükümetin kalemşör gazetesi Star’ın “TOKİ göreve” manşetiyle servis ettiği haber, ilçeye dönük saldırıların bir başka yönüne de işaret ediyordu. 12 Şubat günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinesinde Amed’de düzenlenen toplantıda Sur halkının mahallelerinden koparılması, 11 bin konutluk TOKİ projesi kararı alındığı ortaya çıktı. 


35 şehit, 35 direniş hikayesi...


2 Aralık'tan bu yana son 3 ay içinde Sur içinde ve ablukaya tepki gösterdiği için katledilenlerin isimleri şöyle:

* Çekvar Çubuk (16): 2 Aralık'ta ilan edilen yasağın hemen ardından Dört Ayaklı Minare yakınlarında katledildi. 

* Mizgin Koçyiğit: Yasak sonrası ilçenin Dağkapı girişinde polislerce kurulun arama noktasına 2 Aralık'ta gerçekleştirdiği eylemde yaşamını yitirdi. İsmi ilk olarak Güler Eroğlu olarak açıklanmıştı.

* Mehmet Demirel: 3 Aralık'ta Dört Ayaklı Minare çevresinde katledildi.

* Şerdil Cengiz (21) ve Şiyar Salman (18): Sur'daki ablukaya karşı 14 Aralık'ta Bağlar ilçesine bağlı Kaynartepe Mahallesi'nin Koşuyolu Parkı yakınındaki protestolar sırasında özel harekat polisleri tarafından katledildi.

* Serhat Doğan (19): 22 Aralık'ta Hasırlı Mahallesi'ne dönük saldırılarda  katledildi. Cenazesi 2 gün sonra 2 anne tarafından alındı. Anneler polisin tacizlerine maruz kaldı. 

* Şiyar Baran (13): 22 Aralık'ta kent merkezindeki birçok noktada süren protesto eylemleri sırasında Seyrantepe bölgesinde polislerce katledildi. 

* İsa Oran (Mazlum Amed) ve Mesut Seviktek (Delil Amed): 23 Aralık'ta katledilen iki gencin cenazesi ailelerinin açlık grevi sonucu Yavuz Selim İlköğretim Okulu bahçesinden ancak 28 gün sonra alınabildi. Yüzlerce kurşun sıkılan gençleri aileleri ancak elleri ve dişlerinden teşhis edebildi. 

* Salih Baygın (70): 23 Aralık'ta Melik Ehmed Caddesi'ndeki Sur protestosuna saldıran polisin attığı gaz bombası nedeniyle evinde tek başına yaşayan astım hastası Salih Baygın, yaşamını yitirdi. 

* Mehmet Mutlu, Sezgin Demirok ve Cüneyt Yeni: 24 Aralık'ta Yenişehir ilçesi Şehitlik Semti Eski Hal civarında Ford Ranger araçlarla dolaşan özel timler tarafından infaz edildiler.  

* Sidar Ekinci: 25 Aralık akşamı Ford Ranger marka bir araçtan açılan ateş sonucu ağır yaralan üniversite öğrencisi Sidar Ekinci, 36 gün süren yaşam mücadelesini yitirdi. 

* Aziz İlhan: Sur'da 25 Aralık'ta katledilen 50'li yaşlardaki İlhan'ın hastane morgunda bekletilen cenazesi günler sonra teşhis edilebildi. 

* Ramazan Öğüt (16): 30 Aralık'ta, saldırıların yoğun yaşandığı Hasırlı Mahallesi'nde katledildi. Cenazesi hala alınamadı. 

* Melek Alpaydın (38): 3 Ocak 2016 tarihinde Sur'un yasaklı olmayan İskenderpaşa Mahallesi'nde evine isabet eden top mermisi sonucu yaşamını yitirdi. 

* Rozerin Çukur (17): 8 Ocak'ta lise öğrencesi Rozerin Fatihpaşa Mahallesi'nde başından vurularak katledildi. Cenazesi alınamadı. 

* Turgay Girçek (19) ve Gündüz Akmeşe (28): İki genç 16 Ocak'ta Süleyman Nazif İlköğretim Okulu önünde katledildi. Cenazeleri alınamadı. 

* Hakan Aslan: 22 Ocak günü sırtına isabet eden kurşunla katledilen Aslan'ın cenazesi hala Sur'da bulunuyor. 

* Cihat Morgül (13): Ziya Gökalp İlköğretim Okulu öğrencisi olan Morgül 2 Şubat'ta katledildi. Cenazesi hala Sur'da bulunuyor. 

* Murat Menekşe (13): Sur’da sırtından vurularak yaşamını yitiren çocuğun cenazesi mahallede bekletiliyor. 

* Mahmut Oruç (23): 5 Şubat'ta katledilen Oruç'un cenazesi Sur'dan alınamadı. 

* Wedat veya Welat Bilen (21): YPS savaşçısı Bilen 6 Şubat'ta yaşamını yitirdi. Cenazesi Sur'da bulunuyor.

* Mahmut Bulak (16): Lise öğrencisi Bulak Cizre'deki vahşeti protesto için 9 Şubat'ta gerçekleştirilen protestoda Bağlar‘da polis kurşunuyla katledildi. Yasağın ilk günü kendisiyle aynı yaşta katledilen mahalle arkadaşı Çekvar Çubuk'un yanına defnedildi. 

* Süleyman Güzel (17): Sur protestosu ardından Bağlar'da polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralanan genç iki gün sonra 12 Şubat'ta hayatını kaybetti. 

* Erhan Keskin (18): 12 Şubat'ta katledilen Keskin'in cenazesi hala Sur'da bulunuyor. 

* Casim Kaya (24): 17 Şubat'ta Dört Ayaklı Minare civarında katledildi. 

* Asya Taşçı: 21 Şubat'ta Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan YPS-Jin savaşçısı Asya Taşçı'nın (Mizgin Nuda Koçer) çıplak bedeni daha önce Varto ve Cizre'de olduğu gibi JİTEM'e ait sosyal medya hesaplarından yayınlanarak teşhir edildi. 

* Faruk Kaçman: YPS'li Kaçman da Asya Taşçı'yla aynı gün hastane kaldırıldı. Cenazeleri henüz alınamadı. 

* Barış Koç: YPS'li Koç 21 Şubat'ta yaşanan çatışmalarda yaşamını yitirdi. Cenazesi alınamadı. 

* Erdal Tekin: 23 Şubat'ta yaşanan çatışmada YPS savaşçısı Erdal Tekin (Zana Andok/Kulp) hayatını kaybetti. 

* Fatma Ateş (55): Sur'da mahsur kalan yaklaşık 200 kişi arasında yer alan Ateş, 19 Şubat'ta evinin avlusunda havan mermisinin isabet etmesi sonucu yaralandı. Yaklaşık 6 buçuk saat hastaneye kaldırılmayı bekleyen Ateş kan kaybından yaşamını yitirdi. Ateş'i bir battaniyede ambulansa taşıyan eşi ve kızları ise tutuklandı. 

* Abdullah Yılmaz (22): Sur'da mahsur kalanlar için yaşam koridoru açılması talebiyle 27 Şubat'ta gerçekleştirilen eylemde Bağlar'da başından vurularak katledildi. 


Sur’u yalnız bırakmadılar


Şehir savaşlarında bir ilk olan Sur direnişi, ilçe merkeziyle sınırlı kalmadı; Amed kent merkezinde aileler başta olmak üzere DTK, HDP, DBP ve KJA tarafından başlatılan nöbet eyleminin yanı sıra sağlıkçılar, eğitimciler, gazeteciler, din alimleri ve Aleviler de eylemleriyle Sur’u yalnız bırakmadı. Kuşatma ve sivil katliamların önüne geçmek için sağlıkçıların “Siyaha karşı beyaz, ölüme karşı yaşam” sloganıyla düzenlediği nöbet eylemi, 51 gün sürdü. Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde başlatılan nöbet eylemi ise 8. gününde devam ediyor.




DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ