Yüksel Caddesi'nde sürdürülen "İşimizi geri istiyoruz" eylemi 301. gününe girdi. Her gün polis saldırısına rağmen eylemlerini sürdüren emekçiler, "Nuriye ve Semih'in talepleri karşılanıncaya kadar devam edeceğiz" dedi.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden edilen ve açlık grevlerinin 181. gününde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın Yüksel Caddesi'nde başlattığı ve bugün ihraç edilen kamu emekçileri tarafından sürdürülen "İşimizi geri istiyoruz" eylemi 301. gününe girdi. "İşimizi geri istiyoruz" eylemi 9 Kasım 2016'da Nuriye Gülmen'in İnsan Hakları Anıtı önünde oturma eylemiyle başlamış, 23 Kasım'da da Semih Özakça'nın katılımıyla devam etmişti.

301 gündür abluka altındaki İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen emekçiler, her defasında polisin sert saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Biber gazı, plastik mermi, gözaltı gibi saldırılara maruz kalan emekçiler, kesintisiz günde iki kere "İşimizi geri istiyoruz" eylemini sürdürüyor.

 

Direnmek gerekiyordu

Yüksel Caddesi'nde "İşimizi geri istiyoruz" eylemini sürdürenlerden biri de 6 Ocak'ta yayınlanan kararname ile ihraç edilen mimar Alev Şahin. Şahin, daha ihraç edilmeden önce, eylemin en başından beri Gülmen ve Özakça'ya destek olmak için eyleme katıldığını söylüyor. 6 yıl boyunca Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nde çalıştığını belirten Şahin, ihraç edildikten sonra Düzce'de oturma eylemi başlattığını ve eyleminin 150. gününde olduğunu aktardı. Haftanın 4 günü Düzce'de oturma eylemi yapan Şahin, diğer 3 günde de Yüksel Caddesi'ndeki eyleme katılıyor. Şahin 301 gündür devam eden "İşimizi geri istiyoruz" eylemine niçin katıldığını şöyle aktarıyor: "Emekçilerden, işçilerden, ezilenlerden yana olan bakış açımdan dolayı direnişlerine destek veriyordum. Kendime sıra geldiği zamanda direnmekten başka bir şey düşünmedim. Hem politik olarak iktidarın bizlere bir saldırısıydı hem de ezen ezilen kavgasında burjuvazi görevini yapıyordu. Ancak biz ezilenler açısından direnmek gerekiyordu. Bunun hakkını çok az bir grubun verdiğini görüyorum. Binlerce insan açığa alındı ve bu hukuksuzluk hala devam ediyor, sürgünlerle beraber. Bizler açısından 'bana dokunana kadar bin yıl yaşasın' diyebileceğimiz bir perspektife sahip değiliz" dedi.


Hukuksuzluk hep vardı

Hiçbir yargılama ve sorgulamanın yapılmadan binlerce insanın ihraç edildiğini hatırlatan Şahin, hukuksuzlukların OHAL öncesinde de yaşandığının da altını çizdi. Bu kapsamda Sur ve Cizre'de yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Şahin, şunları aktardı: "OHAL sürecinde Kürdistan'da, Sur'da yaşananlar ortada. İktidar, cenazelerini almak isteyen ailelere ambulans vermiyor. Mezar taşlarına saldırılıyor, bombalarla insanlar katlediliyor, evladını almak için bir baba 90 gün bedenini açlığa yatırmak zorunda kalıyor" şeklinde konuştu.


Israr ve kararlılık

Yüksel Caddesi'ndeki eylemin her türlü baskıya rağmen 301 gündür devam ettiğini belirten Şahin, eylemin uzun soluklu olmasının nedenini, geçmiş mücadele tarihinden aldıkları güç ve haklı olduklarına olan inançları olarak gösterdi. Şahin, "Yüksel'deki direniş, korkuyu cesarete dönüştürme meselesi. Sabah akşam her gün bu alana çıkıyoruz. Nuriye ve Semih'in bıraktığı yerden devam ediyoruz. Belki bir yılı devireceğiz ama önemli olan ısrar ve kararlılık. Gözaltına alınacağız, kolumuz kafamız kırılacak, belki tutuklanacağız ama insanlığımızı, onurumuzu teslim etmeyeceğiz" dedi.

 Şahin, yorulmadıklarını ve vazgeçmeyeceklerini belirterek, Gülmen ve Özakça'nın talepleri karşılanıncaya kadar eylemini sürdüreceklerini vurguladı. Son olarak Gülmen ve Özakça'nın 14 Eylül'de görülecek duruşmasına çağrı yapan Şahin, "14 Eylül bu ülkede haksızlığa uğramış herkesin davasıdır" diye ifade etti.


Polis boğmaya çalıştı

 "İşimizi geri istiyoruz" eyleminin bir başka eylemcisi olan İlker Işık da 301 gün boyunca Yüksel Caddesi'nde polisin şiddetine maruz kaldıklarını belirtti. Işık, şunları paylaştı: "Benim kaburgam kırıldı. Polis boğmaya çalıştı, bol miktarda gaz, plastik mermi, hakaret, işkence, gözaltı, tutuklama gibi birçok şeye maruz kaldık. Gözaltı araçlarında işkence, ters kelepçe, aracın içinde biber gazı sıkıyorlardı, havasız bırakıyorlardı. Bize 'sizi çevik kuvvete veririz' diyorlar. 


6 kişiye 300 polis

Onlar 300 kişi, biz 6 kişi oluyoruz. Bazen bizi gözaltına aldıklarında bizimle anlaşmaya çalışıyorlar ve diyorlar ki 'kimliklerinizi verin araçlardan bırakalım sizi, devlet fazla masrafa girmesin'. Biz de reddediyoruz. Bizi yerlerde sürüklüyorlar, sonra bize kimliklerinizi verin araçtan bırakalım gidin, diyorlar. Böyle bir ikiyüzlülük söz konusu; onlar bıktı yoruldu ama biz yorulmadık. Nuriye ve Semih'in talepleri kabul edilene kadar devam edeceğiz."  


 ANKARA