AKP hükümetinin saldırılarını artıracağı bekleniyordu. Çünkü ‘çöktürme planı’na göre Özgürlük Hareketini ortadan kaldırması gerekiyordu. Planın esası Sri Lanka’dan esinlenmişti. En son ve en taze örnek buydu. Tabi İttihat Terakki’den beri kendi zengin repertuvarı da vardı. İçinde Ermeni, Asuri ve Dersim soykırımı da olmak üzere halkları ezmenin ve ortadan kaldırmanın karanlık geçmişi de duruyordu. AKP sadece silahlı Kürt direnişine ve başkaldıranlara karşı değildi, bir bütün olarak Kürt halkının varlığına karşıydı. Bu açıdan demokratik alanda varlık gösteren bütün Kürt örgütleri ve temsilcileri açık hedeftiler.

Erdoğan meydanlarda bağırıyor; “seçilmişleri atanmışlara ezdirmeyeceğiz“ diyordu. Ama şimdi seçilenleri ortadan kaldırmanın, tasfiye edip ezmenin öncülüğünü yapıyor. Talimatlarıyla milletvekillerinin dokunulmazları kaldırılıyor. Aynı biçimde belediyelere kayyum atama adı altında el konuluyor. Binlerce parti ve belediye çalışanı, sendikacı hapishanelere dolduruluyor. Bitmez tükenmez bir insan avı almış başını gidiyor.

7 Haziran seçimlerinden 1 Kasım’a kadar seçim meydanlarında temel söylemleri güvenlik ve istikrardı. Bu temelde halktan oy istediler. O zamandan bugüne kadar Türkiye’de ne güvenlik ne de istikrar sağlandı. Tam tersine giderek savaşa ve kaos ortamına sürüklendi. Savaş sınırları aştı. Türk ordusu bugün Suriye’de açık bir savaş içinde. Irak’ta da savaşa girmek için çırpınıp duruyor. Bütün bu karanlık ve belalı politikaların temelin yatan şey ise klasik Kürt karşıtlığı ve düşmanlığıdır.

AKP ve Erdoğan darbe girişiminin başarısız olmasını fırsat bilerek karşı darbe planlarını uygulamaya başladı. Zaten otoriter faşist inşa çalışmalarına girmişlerdi. Kürdistan’da savaşı başlatmışlardı. Ona yakın şehri yakıp yıkmışlardı. Şimdi de var olan sistemi tamamen aşarak mezhepçi ve ırkçı, milliyetçi esaslara dayalı faşist yapılanmaya hız vermiş durumdalar. 

Darbe ortamını kullanarak OHAL ilan ettiler. Bunun yarattığı psikoloji ve terör ortamında tüm demokratik kazanımları hedeflemişler. Muhalefet adına herhangi bir yapılanmaya tahammülleri yok. Bütün basın üzerinde denetim sağladılar. Demokratik basın organlarını bir çırpıda kapattılar. On binlerce öğretmen ve çalışanın işine son verdiler. Sendikaları işlemez kıldılar.

Bütün bunları bölgenin karışık ortamından da yararlanarak yapıyorlar. Batı’nın hükmünü anladılar. Rusya’yla savaş boyutunda karşı karşıya geldiler. Sonuçta Rusya’ya tavizler vererek sesini kestiler. ABD ile anlaşarak Suriye’ye girdiler. Baktılar ki, Suriye’de yüzbinlerce insan öldürülüyor ama mevcut devletler çıkarlarını önde tutmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Öyleyse ben de içeride ve dışarıda istediğimi yaparım. Sonunda bu çıkar dünyası, ben de pazarlık yapar, bir biçimde onları dengelerim. Evet, AKP uluslararası bu çıkar çarkının ve katliamları yapanların yanına kar kalmasından, bölgedeki kriz ve kaostan böyle yararlanıyor.

Kürdistan’daki tüm kazanımların hedeflenmesi halk varlığının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Olanların şu veya bu Kürt partisinin şu veya bu yanlış politikasıyla ilgisi yoktur. Kürdistan’ın tüm parçalarında Kürtleri hedeflemiş durumdalar. Hedeflenen sadece HDP ve politikaları değildir. Kürtlerin dünyada tanınmaması, meşrulaşmaması için seferberlik haline geçmiş durumdalar.

Diyarbakır belediye başkanlarının gözaltına alınması, belediyeye el konulması ve faşist güçlerce kuşatılması soykırımcı politikalarının bir sonucudur. Çöktürme stratejilerinin uygulanmasının bir parçasıdır. Katliamlar, tutuklamalar ve yoğun psikolojik savaş eşliğinde belediyelere el koyma ortamı yarattılar. Türkiye siyasi ortamı tamamen terörize edilmiş durumda. Eğer basın kapatıldığında, belediyelere el konulduğunda içeride ve dışarıda etkili bir muhalefet sergilenseydi AKP, Diyarbakır’a el koyamazdı. Dağınıklık ve örgütsüzlüğün yarattığı ortam AKP’ye istediğini yapma fırsatı veriyor.

AKP’nin Türkiye’yi böyle savaşa sürüklemesi ve faşist bir sistem inşa etmesinde en büyük payı ve desteği olan CHP’dir. Bu kadar belediyeye el konuldu ama CHP’den herhangi bir ses çıkmadı. Sözde ana muhalefet partisi. Halkın seçtiği belediyelere böyle el konulmasına itiraz etmeyen CHP tüm baskı ve katliamların ortağı durumundadır. AKP’nin orduyu Suriye’ye, Irak’a sürmesine herhangi bir muhalefeti olmadı. Bu durumda savaşın destekçisi ve ortağıdır. Demokrasi güçlerinin savaşın tozu dumanı içinde boğuntuya gelmemesi ve gerçek sorumlularından hesap sorması gerekiyor.

Kürt Özgürlük Hareketi yaşamın tüm alanlarında ve Kürdistan’ın dört parçasında AKP ve savaş politikalarına karşı direniş kararı vardır. Hiçbir iradeyi halkın ve direnişin üstünde görmeyecektir. Dost ve düşman güçlerinin bunu doğru anlaması gerekir. Türk ırkçılığı 1920’lerden günümüze kadar bir değişim göstermemiştir. Hedefinde Kürt halkının ortadan kaldırılması vardır. Buna karşı Kürtlerin varlık mücadelesi meşrudur. Direniş haklarını kullanacaklardır. Şu veya bu darbe, şu veya bu eksiklik bu yürüyüşü durduramaz. 

Diyarbakır belediyesine el uzatmaları Kürt halkının içinde bulunduğu zafiyetle ilgilidir. Yirmi dört saat Kürt halkının durumu üzerine kafa yoruyorlar. Bu konudaki gelişmeleri anı anına izliyorlar. Buldukları zaaflardan hemen yararlanmaya çalışıyorlar. Onlara yararlanacakları ortamı bırakmamak gerekir. Faşizmi ve sömürgeciliği durduracak tek yol direniştir. Örgütlü ve yenilmez olmaktır. AKP’nin de anladığı dil budur. Yoksa tüm insani değerler ve kazanımlar ortadan kaldırılamaya devam eder.