Documentarist Belgesel Film Günleri 17-25 Haziran tarihleri arasında onuncu kez seyirci ile buluştu. Yetmişe yakın filmin gösterildiği festivalde Kürdistan, Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden belgesellere seyirciler oldukça yoğun bir ilgi gösterdi.
Türkiye’de yaygın gözaltı ve tutuklamaların sürdüğü, her türlü demokratik hak arama yollarının tamamen kapatıldığı, yazar, sanatçı, akademisyenler ve muhalif tüm siyaset üzerinde yoğun baskıların kurulduğu bir dönemde böylesi bir festivalin yapılmış olması doğrusu herkes için ciddi bir soluklanma alanı yarattı. Film yapmak kadar yaptığı filmi göstermenin de artık neredeyse imkansız hale geldiği koşullarda doğrusu Documentarist’in Türkiye ve Kürdistanlı sinemacılar için filmlerini gösterebilecekleri, seyirci ile söyleşebilecekleri böylesi bir alan yaratması paha biçilmez bir hizmettir. Festivale katılan birçok yönetmenin ortak kanaati oydu ki bu festival herkese çok ciddi güç verdi. Bir araya gelmek, ülke sorunlarını, film yaratma ve dağıtma sorunlarını tartışmak, dayanışma yollarını aramak için böylesi bir zemine su ve ekmek kadar ihtiyaç var. Bu yıl Documentarist’in koşulların zorluğu, finans sorunu, film gösterecek mekan bulamama sorunları yüzünden yapılamaması ihtimali belgesel sinemacılar ve belgesel sinema izleyicisini kaygılandırmıştı.
Basının, halkın haber alma hakkını iktidarla kurduğu gayri ahlaki çıkar ilişkilerine tercih etmiş olması, her türlü haber alma kaynağının bu kadar baskılandığı ve maniple edildiği koşullarda belgesel sinema bu görevi de üstüne almış durumda. Nerdeyse bu ülkede ne olup bittiğini, olayların arkasında gerçekte neler olduğunu belgesel filmler yoluyla öğreniyoruz. Birkaç yıl yapıldıktan sonra sona eren, yahut büyük festivaller içerisinde dostlar alışverişte görsün kabilinden konmuş belgesel bölümleri söz konusuyken bu kadar uzun soluklu bir belgesel film festivali yapabilmek ve her geçen yıl nicelik ve niteliği artırmak bizim gibi ülkelerde o kadar kolay bir iş değil. Birçok festival, iktidarı rahatsız edecek filmler sızabilir kaygısıyla belgesel bölümlerini iptal ediyor. Geçen yıl beşincisi yapılan FilmAmed Belgesel Film Festivali, belediyeye gelen kayyumun gösterim salonlarına el koyması, festival bütçesini iptal etmesi nedeniyle bu yıl yapılamadı. Dolayısıyla belgesel filmin seyirci ile buluşmasında yaşanan bu devasa boşluktan dolayı Documentarist’in omuzlarına daha fazla sorumluluk biniyor. Documentarist’in İstanbul seyircisine sunduğu bu fırsatı diğer şehirler de hakkediyor. Bunun yükünü ebetteki İstanbul’daki organizasyon ekibinin omuzlarına bırakmamalı. Bütün şehirlerde Documentarist gönüllüleri oluşmalı ve İstanbul’daki programı diğer şehirlere de taşımalı.
Bu ülke için, belgesel sinemacılar için bu kadar önemli olan bir festivalin arkasında ne ciddi bir sponsor desteği var ne de profesyonel bir organizasyon ekibi var. Tamamen amatör bir ruhla, sinema tutkusu ve ülkesinin aydınlık günlere kavuşması için çaba gösteren bir avuç sinemasever yürütüyor bu organizasyonu. Ve belgesel sinema seyircisinin de hakkını teslim etmek lazım. Belgesel sinema izleyicisi özel ve sadık bir seyircidir. Belgesel sinema neredeyse, belgesel sinema seyircisi oradadır. Festivale katılır, film izler, eleştirir, öneride bulunur. Festivale çok önemli katkılar sunar.
Documentarist’in jürisi de özel bir jüridir. Filmleri yarıştırarak bir karar vermez. Ödül verme gerekçelerini ahlaki, vicdani ve estetik bir süzgeç gibi işler. Jürinin deklere ettiği üç filmin ödül alma gerekçelerini aşağıya yazıyorum:
“Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü jürisi, ödülü “Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları”na verme kararını “hem politik hem de iklim olarak zorlu bir coğrafyada kendilerini futbol üzerinden gerçekleştirmeyi başaran bir grup kadının hayat dolu hikâyesini izleyiciyi o grubun bir parçası haline getirmeyi başararak aktarmak” şeklinde gerekçelendirdi. Jüri Özel Ödülleri ile ilgili açıklamada ise “Jüri ayrıca çağımızda insanlığın verdiği mücadelenin küresel paydasına Gezi Parkı ve Brezilya Toplu Taşıma protestolarının ortaklaşan yanlarını titiz ve özgün bir biçimde anlatan ‘Aşk Bitti’ ile ülkemizdeki direnişin her alanda devam ettiğini, nefret saldırılarına maruz kalan LGBTi bireylerin mücadelesini trans seks işçisi Deniz’in rehabilitasyon süreci üzerinden aktaran ‘Gacı Gibi’ filmlerine mansiyon ödülü verme kararı almıştır.”