
Şırnak’ta bir sitede bir uzman çavuş eve girip on üç yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz etmeye çalışıyor. Çocuğun çığlıklarını duyan çevredekiler yetişip çocuğu kurtarıyor. Uzman çavuş yakalanıyor, askerler uzman çavuşu alıyorlar. Olaya dair çok sayıda görgü tanığının olması, Şırnaklıların tecavüz olayına karşı düzenledikleri protesto gösterisi, çekilen bir videonun bulunması, olayın sosyal medyada büyük bir yankı uyandırması nedeniyle benzer olaylarda görüldüğü gibi devlet tarafından olay örtbas edilemiyor. Uzman çavuş savcılık ifadesinde alkollü olduğunu söylüyor, suçlamaları reddediyor. Çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklanıyor.
Bu kadar tanık ve tepki olmasaydı normal koşullarda bu suçlamaların asılsız olduğu, devleti ve güvenlik güçlerini karalamak için atılmış bir iftira olduğu söylenir ve olayın üstü kapatılırdı. Bu tür olaylarda sanıkların, özellikle kamu görevlisi olan, asker polis olan sanıkların nasıl korunup kollandığı sayısız defa deneyimlenmiştir. Şu an için bu tutuklama gerçekleşmiş olsa bile zamanla olayın soğutulup, sanığın serbest bırakılması sağlanacak, sanık görevine dönerek yarım bıraktığı eylemini uygun bir zamanda tekrar etmek için fırsat kollayacaktır. Nitekim Şırnak Valiliği tarafından yapılan açıklama sanığı temize çıkarma girişiminin apaçık bir ifadesidir. Şöyle diyor valilik: “15.07.2020 günü saat 01.00 sıralarında 155 İhbar hattına gelen çağrıda İlimiz Merkez Yeni Mahallede, vatandaşları rahatsız edecek hal ve hareketlerde bulunan bir şahsın çevrede bulunan vatandaşlar tarafından darp edildiği ihbarı üzerine olay yerine Emniyet ekipleri intikal etmiş, olay mahallinde A.A isimli kamu görevlisinin aşırı derecede alkollü olduğu, çevreyi rahatsız edecek şekilde uygunsuz tavır ve hareketler sergilediği tespit edilmiş ve adı geçen şahıs gözaltına alınmıştır.”
Valilik özellikle tecavüz zanlısının alkollü olduğuna vurgu yapıyor. Suçlu olanın tecavüzcü değil “bütün kötülüklerin anası olan alkoldür”ün altını çiziyor. Valilik beyanı ile tecavüz zanlısının alkol meselsindeki beyanları da birbiriyle tıpatıp uyuşuyor. Bu tür durumlarda sanığın hukuki olarak bir takım korunma zırhları edinmesi için hızlıca bir hazırlık yapılır, sanığın ifadesi özenle hazırlanır. Mülkü amirler de bu ifadeleri destekleyecek açıklamalarda bulunurlar. Bu senaryolar çokça yaşama geçirilmiştir ve Kürtler için bu tecavüz politikasının bizzat mimarı olan devletin herhangi bir kurumunun yahut mahkemelerinin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Aslolan halkın bu politikalara karşı geliştireceği duyarlılık ve tepkidir. Elbette yasal yoldan mücadele de hepten gereksiz değildir, kayıt altına aldırmak, belge oluşturmak da bu mücadelenin bir parçasıdır. Sosyal medya üzerinden geliştirilen tepki ve mücadele de önemli bir işleve sahiptir. Ancak devlet olmanın bütün olanaklarını arkasına almış bu kadar örgütlü bir kötülüğe karşı sonuç alabilmek ancak aynı oranda geliştirilecek bir örgütlülük ile mümkün olabilir.
Hasankeyf’in sular altında bırakılması, Dersim’de dağ keçilerinin öldürülmesi için ihale açılması, Şırnak’ta on üç yaşındaki çocuğa askerin tecavüz girişimi ve aylardır Kürdistan’da kadın kurumlarına ve kadın aktivistlere karşı geliştirilen soykırım operasyonları birbirini tamamlayan birlikte okunması gereken gelişmelerdir. Devlet, Kürdistanî varlığı ve özgür Kürtlüğü yaratan değerlere dönük geliştirdiği imha operasyonlarını bir sonuca götürmek istiyor. Kürdistan’ın tarihi mirası, doğası ve gelişen güçlü kadın direnişi bu imha politikalarının önünde çok güçlü bir set örmektedir. Eğer devlet bu seti yıkarsa Kürdistan düşecektir. O yüzden devletin gündemi belirleyip Kürtleri bu gündemin arkasından sürüklediği parçalı ve reaksiyoner bir muhalefeti değil, devletin bütünlüklü saldırısını gören ve bu saldırıyı boşa çıkaracak bütünlüklü bir planlı programlı bir mücadeleyi geliştirmek gerekiyor. Şırnak’taki tecavüz saldırısı büyük imha konseptinin bir parçasıdır.