Bilgi sevgisi yani felsefe (feylesofy) ile başlar. Ve ne? Neden? Niçin? İle sonsuza, hatta fezaya kadar gider.

Burada felsefe.. ne/dir’in.. tanımı değil yazmak istediğim… İnsana o sonsuz bilgi ve bilme arayışı içerisinde gerekli olan daha çok bildiklerini anlama, ya da doğru anlama, Abdullah Öcalan’ın belirttiği gibi, insanlık açısından temel alınması gereken “doğru anlam”landırmadır. Bu da bilmeyi yadsımadığı gibi doğru bilgiye ulaşmayı da öngörür. En ilerici felsefe düzeyini bu biçimiyle açığa çıkaran Öcalan, bu doğru algı üzerinde en yüksek düzeyde düşünce ortaya koyandır. Bu da “bilgelik sınırında olmayı gerektirir” der Abdullah Öcalan. Ve oradan tutarak mücadeleye hakikat mücadelesine yüklenir...

Neden hakikat? Çünkü bu paradigma yanlışlara karşı en radikal olması kadar, yanlışı ve yanlış kurulmak istenen hayatı, tüm yaşam alanlarını yeniden inşa ederek, özgürleştiren bir mücadele felsefesine dayanır. Yani en doğru görünenden şüphe duyar, onu adil gerçeğine kavuşturmak için amansız bir mücadeleye tutuşmayı ahlaki bilir. Yani yanlış kurulan yaşamın sorunlu ve hastalıklılığı onu ele verirken, bunun kaynağında yanlış bilme, çözüm adına yapılan yanlış çözümün altında yattığının kanıtlayarak yaklaşım sunar. Ve ne (canı) pahasına olursa olsun amansız bir mücadeleyi ortaya koyar.

Nedir?.. amansız mücadele; bu gün baktığımız zaman görmekteyiz ki örneğin PKK en radikal çizgide insanlık mücadelesi verendir. Bu bir...

İkincisi; bu salt bir kesimin, bir ideolojinin, bir halkın çıkarına olmaktan çıkmış, en geniş anlamda tüm insanlığa ve tüm evrene mal olmuş bir gerçekliktir.

Abdullah Öcalan düşüncesinin açığa çıkardığı felsefe bir evrensel paradigma olma iddiasında olduğu gibi evrenseldir de.

Evrensel olanın tekil olanla arasındaki bağı görerek, bilimin ve felsefenin salt biri veya belli çıkarlar uğruna ortaya attığı “fili kıllarıyla” analatan bilimlerin eksikliğini ve yanlışlığını deşifre ederek, yerine bilimin asıl amacının daha doğrusu hizmetinin ne olması gerektiğini, toplumun ve insanlığın, doğanın ve çevrenin bütünselliğini bozmadan, eşyanın özüne evrensel saygı gösteren ahlaki ve manevi bütünselliğiyle yaklaşır. Toplumun ve bireyin içinde yaşadığı ulusal, sınıfsal, çevresel ve köle kadından- özgür kadına ikilemine ve böylece özgür topluma ulaşması sorunununun aydınlatılmasını ve çözümünü, doğru tespit ederek ahlaki bilimin mücadele temeli yaptı.

Bu güne kadar insanlık tarihinde birçok devrimsel gelişmeler yaşandı elbet, bilim adına birçok çağdaşlık yaşandı tabi ki. Bu bilimsel ve inanca dayalı çıkışların çoğu insanlık için yanlıştı dememek kadar dönemleri itibariyle ilerici oldukları veya bir kurtuluş yolu olma özellikleri elbette vardı bu inkar edilemez. Ama kandırmacası, hilesi ve çarpıtması şuradadır ki köklü bir şekilde, erkek zihniyet yapılanmasına karşı radikal bir mücadele veremediler. Dolayısıyla güdümüne girmeyi, yedeği olmayı ve bilakis değirmenine su taşımaktan kendilerini alamadılar. Ve dolayısıyla da hakikat mücadelesini evrensel kılamadılar. Evrensel olamayan hakikatse hakikatin yitimiyle yüzyüze gelir...

Konumuza felsefeyle başladık... Fakat şu bir gerçekliktir ki bilim ve bilimsellik insanlık yararına kullanılmadı mı? Kullanıldı ama yıkım tablolarının ebadı da büyür. Nitekim varolan insanlık, doğa ve çevre erozyonu değil büyük, devasa boyutlara varmış bile. Evrenin değişim döngüsünü kendi mecrasında ilerlemesi kadar, güçlü bir hakikat mücadelesi vermek her insanım diyen için can alıcıdır. Bu insani duyarlılığın her insanım diyende bir eyleme dönüşmesi de ahlakidir elbette.

Burada Abdullah Öcalan ve PKK propagandası yapmıyoruz. Tersine bu mütevazi hakikati ve en makul olan Abdullah Öcalan düşünce ve felsefesinin açığa çıkarttığı paradigmayla çağın, daha doğru tabirle bir kaç ASRIN toplumsallığının çözümü ve yaşam felsefesi olabileceğini müjdeliyoruz.