Tarihi Kobanê direnişi doksan gününü dolduruyor. Tam üç aydır Kobanê halkı ve YPG-YPJ savaşçıları faşist IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı kahramanca direniyor. Bu direniş daha şimdiden zafer niteliğindeki birçok gelişmeyi ortaya çıkarmış bulunuyor. Herkes dört gözle kazanılacak askeri zaferi de bekliyor. Çünkü Kobanê direnişçileri böyle bir zaferi fazlasıyla hak ediyor.
Kobanê savaşı 2014 yılında herkese çok şey öğretti. Direnişçiler ve Kürt halkı bu direnişten çok şey öğrendiği gibi, başta Türkiye olmak üzere bölgenin ve dünyanın demokratik güçleri de çok şey öğrendi. Biz inanıyoruz ki, IŞİD adlı saldırgan faşist güçler de söz konusu savaştan çok şey öğrenmişlerdir. En azından her kuşun etinin yenmediğini, her lokmanın yutulmadığını anlamışlardır.
Kuşkusuz Kobanê ve Şengal’e, yani Batı ve Güney Kürdistan’a doğrudan saldıran güç Irak Şam İslam Devleti-IŞİD adlı faşist güç olsa da, IŞİD’i bu saldırıya teşvik eden, söz konusu saldırıyı destekleyen ve bu saldırıdan çıkar uman birçok küresel ve bölgesel güç var olmuştur. Böylesi güçler hala da var olmaya devam etmektedir.
Bu durum, yani IŞİD’e karşı savaş tam bir turnusol kağıdı işlevini görmüş ve herkesin gerçek siyasal rengini ortaya çıkarmıştır. Örneğin Kobanê direnişi etrafında tam bir bloklaşma oluşmuştur. Kobanê direnişi etrafında küresel demokrasi bloğu ortaya çıkarken, IŞİD saldırganlığı etrafında da faşist blok oluşmuştur.
Burada en çok üzerinde durulması gerekenlerden birisi AKP ile Türkiye’nin durumudur. Çünkü bölgede ve dünyada yaşanan bloklaşmanın en belirginini Türkiye yaşamıştır. Başta MHP ve AKP olmak üzere tüm faşist milliyetçi çevreler IŞİD faşizmi etrafında saf tutarken, tüm demokratik güçler de Kobanê direnişi içinde yer almıştır. Öyle ki, Kobanê direnişine katılıp şehit düşen gençler olmuştur. Kobanê ve bir bütün Rojava direnişi Türkiye demokrasi hareketini yeniden canlandırmıştır.
Demek ki doğru ittifak anlayışı ve pratiği çok önemlidir. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu anlatayım” sözü boşuna söylenmemiştir. Kobanê ve Rojava’daki özgürlükçü ve demokratik Kürt direnişi ile ittifak Türkiye demokrasi hareketinin yeniden canlandırır ve yeni bir gelişme sürecine sokarken, IŞİD faşizmiyle ittifak ise AKP’nin maskesini tamamen düşürüp dünyadan ve bölgeden tecrit olmasına yol açmıştır.
AKP’yi Kobanê ve Rojava savaşı kadar teşhir ve tecrit eden başka bir mücadele olmamıştır. AKP Hükümeti faşist IŞİD’e o kadar çok destek vermiştir ki, Kobanê’de yenilen IŞİD yenilen AKP olmuştur. Bütün çabalarına rağmen, AKP Hükümeti IŞİD’e desteğini gizleyememiş ve dolayısıyla böyle bir sonucun ortaya çıkmasını engelleyememiştir.
Şimdi söz konusu bu sonuç 2015 genel seçimine taşınmakta ve benzer bir ittifak arayışı seçim mücadelesi içinde de ortaya çıkmaktadır. Nasıl ki Kobanê savaşı aynı zamanda bir ittifaklar mücadelesi olmuşsa, önümüzdeki genel seçimin de aslında bir ittifaklar mücadelesi olarak yaşanacağı anlaşılmaktadır.
Daha şimdiden önümüzdeki genel seçimlerde gerçekleşebilecek olası ittifaklar tartışılmaya başlamıştır. Geçen hafta biz de demokratik siyaset açısından bu konu üzerinde durmaya ve demokratik güçleri bu konuda sorumlu ve çözümleyici davranmaya çağırmaya çalışmıştık. Çünkü 2015 genel seçiminin de yeni bir referandum niteliğinde geçeceğinin şimdiden görüldüğünü belirtmiştik.
Şimdi 2015 genel seçiminde demokratik siyaset açısından ulaşılmak istenenin AKP’nin yeni bir seçim kazanmasını önlemek olduğu açıktır. Peki bu nasıl gerçekleşecektir? Genel bir deyimle bunun toplumu örgütlemek ve mücadele ile mümkün olacağı açıktır. Bunun da iki yolu vardır: AKP’nin maskesini düşürerek demokratik mücadeleyi geliştirmek ve demokratik siyasetin yüzde on seçim barajını aşarak siyasette etkili olmasını sağlamak!
AKP’ye karşı mücadelenin yolunu PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği son “Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı” ciddi bir biçimde açmıştır. PKK Lideri’nin bu girişimi AKP’yi ya demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde adım atmaya, ya da “Çözüm süreci” oyunu bozularak maskesi düşüp AKP’yi alaşağı edecek bir seçim sonucunu yaşamaya mecbur bırakmıştır.
AKP’nin yeni bir seçim kazanabilmesi için ya demokratikleşmeyi geliştirmesi ve Kürt sorununu çözmesi gerekir, ya da demokratik siyasetin başarısız olması gerekir. CHP ve MHP’nin önümüzdeki seçimde AKP’ye kaybettirebilmesi mümkün değildir. Eğer AKP demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde adım atarsa, bu girişimi ona seçim kazandırabilir. Tabi bu durumda diğer bir kazanan da demokratik güçler ve Türkiye toplumu olur.
Yok eğer AKP bunu yapmazsa, o zaman mücadele ile AKP’yi zayıflatmak ve demokratik siyaseti barajı aşacak düzeyde geliştirmek gerekir. AKP’ye karşı demokratik mücadelenin yolunu PKK Lideri’nin son müzakere girişimi açmaktadır. Bu temelde giderek AKP’ye karşı demokratik mücadelenin daha da gelişeceği anlaşılmaktadır.
Ancak sadece mücadele ile AKP’yi zayıflatmak yetmez, onunla birlikte alternatif olarak demokratik siyaseti örgütleyip geliştirmek gerekir. Bunun bir yolunun demokratik siyaset güçlerinin kendilerini ve toplumu en ileri düzeyde örgütlemeleri olduğu açıktır. Kuşkusuz bu önemlidir, ancak mevcut durum açısından yeterli değildir. Bunun bir de en geniş demokratik ittifakla tamamlanması gerekir.
Şimdi bu ittifakın nasıl olacağı tartışılmaktadır. Bu noktada öncelikle şunu belirtelim: İttifakı gerekli görmeyen anlayış kesinlikle yanlıştır. Çünkü, eğer amaç AKP’yi seçimde geriletmekse, ittifak yapılmadan demokratik güçlerin tek tek kalmasıyla bu amaç kesinlikle başarılamaz. O halde önümüzdeki seçimde demokratik ittifak zorunludur. O halde bu nasıl olacaktır?
İkinci yanlış anlayış da burada ortaya çıkmaktadır. Seçim ittifakı olarak demokratik güçlerin CHP ile ittifak yapması tartışma gündemine getirilmektedir. Başta HDP olmak üzere demokratik güçlerin CHP ile ittifak yapması üzerinde durulmaktadır. Bizce ikinci büyük yanlış da bu olmaktadır. Dolayısıyla ne HDP, ne de ÖDP ve oluşturduğu blok böyle bir yanlış içine kesinlikle düşmemelidir.
Burada CHP’nin çözümsüzlüğü, antidemokratikliği, alternatif olamamasından da öteye, böyle bir ittifakın taraflara oy kazandırmayacağı açısından da bunun yanlış olduğunu görmemiz gerekir. HDP ve ÖDP ile CHP’nin yapacağı bir seçim ittifakı, her iki tarafa da oy kazandırmayacağı gibi, tersine iki tarafa da oy kaybettirecektir. Bu kesindir ve bunu net olarak görmek gerekir.
Yani böyle bir ittifak sinerji yaratmaz, tersine var olanı da azaltır. Bu da kaybetmek demektir. O halde kaybetmek üzere ittifak yapılamayacağına göre, kazandırıcı ittifak yalnızca demokratik güçlerin kendi aralarında yapacakları ittifaktır. Sadece başta HDP ve ÖDP olmak üzere tüm demokratik güçlerin ittifakı sinerji yaratabilir ve oy artışına yol açarak demokratik güçlerin seçimi kazanmasını sağlar.
Demek ki seçim ittifakında da doğru anlayışa sahip olmak hayati öneme sahiptir. Bunun yolu da tüm demokratik güçlerin sorumlu davranarak tek bir seçim çatısı altında ittifak yapmasıdır. Geç kalmadan böyle bir sorumlu yaklaşımı göstermek tüm demokratik güçlerin tarihi görevidir.