Son dönemde demokratik güçler arasındaki birlik konusunu tartışıyoruz. Bu konuda devrimci-demokrat ya da başka bir deyişle radikal demokrat güçlerin yaklaşımı üzerinde durduk. Tabi demokratik birlik sadece devrimci-demokratların bir sorunu değil. Diğer demokratik güçlerin de temel bir sorunu durumunda. Örneğin sosyal demokrat güçlerin de temel bir sorunu oluyor. Peki kendine sosyal demokrat diyen güçler bu konuda nasıl bir çizgi izliyor?

Gündeme sosyal demokratlar gelince sorun kendini iki boyutta gösteriyor. Birincisi CHP sosyal demokrat bir parti midir? İkincisi ise CHP demokratik birliğin çatısı olabilir mi? Bu iki soruya doğru ve yeterli cevap vermek önem taşıyor. Çünkü her iki soruya da olumlu cevap verenler var ve esas sorunlardan biri de bu oluyor. Bazı demokratik güçler CHP’yi sosyal demokrat bir parti olarak görüyorlar ve bu temelde bir yaklaşım gösteriyorlar. Yine bazı demokratik çevreler bu nedenle CHP içinde yer alırken, bazıları da sürekli dışarıdan destekliyorlar.
Bu noktada öncelikle CHP’nin sosyal demokrat bir parti olup olmadığına bakalım. Evet, CHP yönetimleri ihtiyaç duyduğunda zaman zaman CHP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu söylüyor. Yine geçmişte Bülent Ecevit ve Erdal İnönü gibi isimler CHP’yi sosyal demokrat bir çizgiye çekmek için belli bir çaba harcamış bulunuyor. Bugün de CHP içinde önemli bir sosyal demokrat grup yer alıyor. Bütün bunlar bir gerçek. Ama tüm bunlara rağmen ve sadece bunlara dayanarak CHP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu söylemek mümkün değil.
Bırakalım sosyal demokrat olmayı, CHP’nin demokratik bir parti olduğunu söylemek bile imkansız. Bir kere CHP mevcut devleti kuran bir parti. Peki bu devlet demokratik mi ki, onu kuran parti demokratik olsun? Mevcut devletin kuruluşunda demokrasi olmadığını herkes kabul ediyor. O zaman devleti kuran CHP’nin ilkeleri arasında da demokratlık ilkesi bulunmuyor. Dahası CHP tek devlet, tek millet, tek vatan, tek dil gibi faşist tekerlemenin de yaratıcısı oluyor.
Evet, CHP’nin kurduğu devlet yarım bir cumhuriyet. Tam cumhuriyet değil, çünkü ordu vesayetinde ve Milli Güvenlik Kurulu gibi içinde seçilmemişlerin yer aldığı bir kurum tarafından yönetiliyor. Yaşanan demokrasi mücadelesi nedeniyle bu vesayet kısmen zayıflamış olsa da, hala tümden ortadan kalkmış değil. Böyle de olsa, mevcut devleti kuran parti olan CHP’yi cumhuriyetçi bir parti olarak tanımlayabiliriz. Zaten cumhuriyetçilik adında da var.
Fakat cumhuriyetçi olmak, aynı zamanda demokrat olmak demek değil. Bazıları bunu aynılaştırıyor ki, bu görüş yanlıştır. Cumhuriyetçilik demokratlıkla aynı ve özdeş değildir. Her ikisinde de seçim ilkesinin bulunması böyle bir yanlış algılama ve anlamayı güçlendirmektedir. Oysa faşist Hitler rejimi de seçimle işbaşına gelmiştir. Kendisini cumhuriyet olarak adlandıran birçok devlet faşizmi ve soykırımı uygulamıştır. Türkiye’de de yaşanan bu olmuştur.
Fransız Devriminin dünyaya kazandırdığının cumhuriyet olduğunu biliyoruz. Türkiye de cumhuriyetçiliği bu devrimden almıştır. Türkiye’de cumhuriyetçiliği temsil eden belli başlı hareketler İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu temelde 1950’ye kadar yaşanan katı cumhuriyetçilik olmuştur. Bu tarihten itibaren ise katı cumhuriyetçiliği aşan, cumhuriyeti liberal demokrasi ile birleştirmeyi öngören bir çaba öne çıkmıştır. Bu çaba atmış beş yıldır vardır ve bugün de devam etmektedir.
Kuşkusuz Türkiye’nin demokrasi arayışı sadece bu liberal çabayla sınırlı değildir. 1965’ten itibaren devrimci-demokratik hareket şekillenmeye başlamış, 1970’ten bugüne ise güçlü bir demokratik devrim mücadelesi yaşanmıştır. Başlangıçta Türkiye’de güçlü olan bu demokratik devrim mücadelesi, 1980’den sonra Kürdistan’da güçlü olarak sürmüştür. Bugün de demokratik dönüşümü çok güçlü bir biçimde dayatan yapıdadır.
Eğer 1950’den sonra Türkiye’deki katı cumhuriyetçilik kısmen aşılmış ve demokratikleşme yönünde gelişmeler olmuşsa, kuşkusuz bunu gerçekleştiren söz konusu iki akım olmuştur. Bu konuda liberal demokrasinin değiştiriciliğinin zayıf olduğunu, liberalizmin daha çok uzlaşma içinde bulunduğunu, şimdiye kadarki demokratik değişimde esas rolü ise devrimci-demokratik mücadelenin oynadığını bilmek ve ifade etmek gerekir.
Dikkat edilirse demokratikleşme olarak belirlenen bu süreçte CHP’nin yeri yoktur. CHP demokratikleşmeyi değil, esas olarak merkezi cumhuriyet yapısını korumayı temsil etmiştir. Dolayısıyla CHP demokrasi tarafında değil, faşist ve oligarşik bir karakter taşıyan cumhuriyet tarafındadır. CHP’nin cumhuriyetçiliği demokratik değil, oligarşiktir. CHP’nin ulusçuluğu demokratik değil, etniktir. CHP ortak vatanı değil, tekçiliği esas almaktadır.
Fransız sosyal demokratlarının önderi Mitterand’ın ifade ettiği gibi, 19.yüzyılda merkezi cumhuriyetçilik ne kadar gerekli ve geliştirici idiyse, 20.yüzyılın ortasından itibaren demokratikleşme de o kadar gerekli ve geliştiricidir. Dolayısıyla demokratikleşememe, tersine eskinin katı merkezi cumhuriyetçiliğinde kalma bir felakettir. İşte CHP bu felaket durumunu yaşamakta ve kendini demokratikleştirememektedir. Onda sosyal milliyetçilik yapısaldır, dolayısıyla demokratikleşmesi mümkün değildir.
Bu nedenle CHP’den sosyal demokratlık beklemek ve ona demokratik çatı partiliği vehmetmek nafiledir. Bu tür düşünce ve beklenti yanlıştır. Böyle davrananlar derin yanılgı içinde olduklarını, bu davranışlarıyla faşizmin, oligarşinin, şoven milliyetçiliğin kuyruğuna takıldıklarını artık görmelidirler. Demokratik ulusun, demokratik cumhuriyetin ve ortak vatanın CHP ile gerçekleşmeyeceğini artık görmek ve anlamak gerekir.
İçerden ve dışarıdan CHP ile ilişkilenenler bu gerçeği görerek artık tutumlarını düzeltmelidirler. CHP’nin sosyal demokrat bir parti haline gelmesi mümkün değildir. Böyle bir şey hiçbir zaman gerçekleşmez. Dolayısıyla CHP içinde demokrasi mücadelesi verilemez. CHP’de demokratik güçlerin birliği asla gerçekleşemez. Bunun olabileceğini düşünmek ve bunu gerçekleştirmek için çaba harcamak demokrasi dışı kalmak olur.
O halde doğru sosyal demokrat çizgi nedir? Besbelli ki CHP içinde kalmak ve CHP’yi değiştireceğini sanmak değildir. Veya dışarıdan CHP destekçiliği yaparak kuyruğuna takılmak da değildir. Bu tür tutumlardan ve beklentilerden artık vazgeçilmelidir. CHP’nin değirmenine su taşıyarak demokrat olunamayacağı artık görülmelidir. O halde en doğrusu CHP’den ayrılarak demokratik birlik hareketine katılmak olmalıdır. Doğru sosyal demokrat çizgi budur.
Gerçek sosyal demokratların yeri, demokrasiyle ilişkisi olmayan CHP’nin içi veya yanı olamaz. Bu konuda “Başka çare veya alternatif yok” yaklaşımı da doğru değildir. İşte HDP tüm demokratik güçleri birleştirmeyi öngören ve hepsini birliğe çağıran bir hareket başlatmış durumdadır. Demek ki gerçek demokratik alternatif artık vardır. O halde gerçek sosyal demokratların yeri burası olmalıdır. Bütün demokratik güçlerle birlik olunduğunda güçlü bir demokrasi alternatifinin geliştirilebileceği görülmelidir.
Burası çok önemli bir noktadır. HDP gibi bir demokratik alternatifin var olduğu bir ortamda artık hiç kimse CHP içinde kalmayı mazur göremez ve gösteremez. CHP içinde kalarak demokrasi mücadelesi veremez.  CHP içinde kaldığı müddetçe faşist milliyetçiliğe hizmet etmekten kurtulamaz. O halde gerçeği görmek, doğru sosyal demokrat çizgiye gelmek, CHP’ye hizmet etmekten vazgeçerek gerçek demokratik alternatife katılıp demokratik dönüşüme hizmet etmeyi bilmek gerekir.