• Antik Mısır’da eserler, kitlelere sunulmak ve onların beğenisini kazanmak için yapılmazdı. Bunun yerine spiritüel bir anlam taşırdı.
ROZA KORKMAZ Alman yazar Gotthold Ephraim Lessing’in 'Emilia Galotti’ isimli oyununundaki karakterlerden biri olan ressam Conti’nin, prens ile geçen bir konuşmasında, onu sanatçı yapanın şeyin elleri olmadığını idda eder. Conti, ellerinin olmadığı farz edilse bile büyük bir sanatçı olabileceğini, sanatın onun bakış açısında gizli olduğunu ve aslında bunun onu sanatçı yaptığını söyler. Bu ilginç anektodla birlikte metin boyunca aklınızda tutmanızın faydalı olabileceği bir soruyla başlayalım. Antik Mısır rölyefleri ve Mona Lisa tablosu arasındaki fark nedir? Sanatçı kavramı burada başlar Sanat, dönemiyle şekillenir ve dönemini yansıtır. En zor ve muhtemelen asla cevaplanamayacak sorulardan biri olan sanat nedir sorusunun yanı sıra sanatçı kavramının anlamı nedir sorusu, sanat tarihini anlamak adına büyük bir önem taşır. Nitekim sanat, Rönesans’la başlamasa bile sanatçı kavramı burada başlamıştır. Floransa şehrinde doğan Rönesans’ın, doğrusal perspektifin buluşu ile sanata farklı bir boyut kattığı kesin. Fakat bunun yanı sıra yine bu dönemde sanat ve zanaat arasında bir ayrım yapılmaya başlandı. Floransalı entellektüeller, bireysel üretimin, kolektif üretimden üstün tutulması fikrini savundu. Giorgio Vasari 'En Muhteşem Ressam, Heykeltraş ve Mimarların Hayatı' adlı kitabında, sanatçıları toplumdan ayırarak sanatçı kültü oluşturmak istedi. Böylelikle sanatı yaptıran kişi yerine sanatçı önem kazanacaktı. Peki sanatçı denen kavram olmasaydı sanat yine de olabilir miydi? Görülmek için yapılmadı Sanat dönemiyle şekillenir ve dönemini yansıtır. Örneğin Antik Mısır figürlerini ele alalım. Bu figürleri yapan kişiler izlem kabiliyetleri olmadığı için mi böylesine tuhaf bir perspektif seçmişlerdi çizimlerinde? Antik Mısır’ı anlamak için bu çağın bakış açısıyla düşünmek gerek. Antik Mısır’da ölüm ve ölümden sonrası, son derece önemli konulardı. Ölümden sonra tekrar yaşamın olduğu düşünülürdü. Öte dünyada da yine bu şekilde yaşayacakları fikri sayesinde eserler önde gelen insanların bir sonraki hayatlarında eşlik etmeleri için hazırlatılırdı. Yani bu eserler, kitlelere sunulmak ve onların beğenisini kazanmak için yapılmazdı. Bunun yerine spiritüel bir anlam taşırdı. Örneğin yapılan heykellerin, dünya ve ruh arasında bir köprü oluşturduğu düşünülürdü. Belirli şenliklerde gösterime sunulan heykeller neredeyse tamamen örtülmüş bir biçimde gösterilir ve insanların bu heykelleri görmektense sadece varlıklarını hissetmeleri istenilirdi. Doğa ile bağdaşlaştıramadığımız stilin ve perspektifin idari ve dinsel bir işlevi vardı. Böylelikle gelişmiş matematik, geometri ve mimari olgusuna rağmen resimler bu şekilde yapılırdı. Fakat bunun bir zorunluluk değil seçim olduğunu vurgulamak son derece önemlidir. Müzelerde gördüğümüz krallık mezarlarındaki görkemli rölyefler, görülmek üzere yapılmamıştı bu yüzden eserin sanatçısının kim olduğunun da herhangi bir öneminin olmaması da oldukça doğal. Fakat sanatçısının olmamasına rağmen bu eserlere sanat eseri demek mümkün müdür? Filmler ve yönetmenleri Sanat akademisi uzun bir süre sanatı ancak bir sanatçısı varsa, sanatçının izlerini, imzasını taşıyor ise sanat olarak kabul etti. Üstelik bununla birlikte eserin sonsuz ve her zaman aynı şekilde kalması gerektiği fikrini öne sürdü. Buna karşı filmin sanat olarak kabul edilmesi için Fransız yönetmenler 'Poltique des auteurs' teorisini ortaya atmış ve yönetmenleri filmlerin sanatçısı olarak adlandırmışlardır. Oysa bir ekip çalışması olan filmlerin sadece bir sanatçıya atıf edilmesi son derece yanlış bir tabir olacağı gibi sanatçısı olmayan eserlerin sanat olmadığını idda etmek de yanlış olur. Leonardo da Vinci’nin sanatçılığı, yetenekli olmasının yanı sıra doğru zamanda ve doğru yerde doğmasıyla alakalıdır kuşkusuz. Peki ya yanlış zamanda doğsaydı? Yaptıkları eserler sanat olmaktan çıkar mıydı?