Bugün doğu ve batı kültür dairesi diye tarif edilen, Samuel Huntington tarafından medeniyetler çatışması söylemi ile formüle edilen ve batıda önemli oranda kabul gören bu ayrım ve tanımlamaların nerdeyse tümü aslında batı merkezli üretilen tezlerdir. Doğu-Batı karşıtlığı içerisinde ifade edilen şey kendini anlatı geleneği meselesinde de bir ayrım olarak dayatmaktadır.  Doğu ve Batı kültür daireleri ayrımı çok uzun geçmişe dayanan tarihsel, toplumsal ve ideolojik değişimler sonucunda ortaya çıkmış farklılıkları ifade etmekle birlikte asıl olarak bu ayrımın derinleşmesi ve birbirinin içinden geçmeyen, birbirini kesmeyen dairelere dönüşmesi modernizm ile birlikte başlar. Bu bağlamda batıda anlatı da kendini ilk modern anlatı türü olan roman türü ile ifade eder. Modernist batı, toplumsallığın temel kurucu öğeleri olan mitoloji, felsefe ve sanatı (daha sonra modern çağda buna bilim de eklenir ve en temel kurucu öğeye dönüşür) antik Yunan ile başlatırken, modern anlatının döl yatağı olarak da Homeros’un İlyada ve Odisea’sını görür.  

Bugün Batı sinemasının anlatı biçimleri de diğer türlerdeki tüm anlatılar da, hatta post modern çağın ürettiği tek bir eserde kendini var eden sonra başka bir eserde görülmeyen anlatı biçimleri de hep antik Yunan anlatı geleneğine dayanır. Batı’nın temel anlatı biçimini oluşturan dramatik yapı, Batı’nın kendine özgü sosyo-kültürel sürecinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 

Doğunun geleneğinde  anlatı, Batı’dakinden oldukça farklı bir zihniyeti yansıtır. Batıkültürü, temsil özelliğini doğrudan temsil edilen nesneye olan gerçekliğe bağlar. Gerçekliğin mükemmel temsili ve perspektif olgusu, bireyin Batı kültüründe merkezi bir figür haline geldiğinin görsel ifadesidir. John Berger bunu ‘Görme Biçimleri’ adlı kitabında ayrıntılarıyla açıklar. Berger’e göre Batı sanat anlayışında görüntü, bireyin dünyayı nasıl gördüğünün bir kaydıdır ve bu görüntü, bireyin gözünü görünen nesneler dünyasının ‘merkezi’ yapacak şekilde üretilmektedir. Bir başka deyişle, Batı imge dünyasında perspektif, çerçeve içinde bireyin formüle edilişinden başka bir şey değildir. 

Anlatı yapılanmasıyla toplumsal kültür arasında oldukça yakın ve doğrudan bir bağ vardır. Özgün anlatı grameri oluşturmak isteyen her toplumun kendi kültürünün anlatı geleneklerine uygun biçimleri yaratma çabasının peşinde koşması son derece önemlidir. Batı düşüncesinde Aydınlama ile birlikte mekân ve zaman tasarımının kavramsal temellerinde önemli değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Aydınlanma düşüncesi, zamanı ve mekanı doğal bir olgu olarak almış ve onu rasyonel bir biçimde düzenlemenin ilkelerini oluşturmuştur. Aydınlanma’yla birlikte, zaman ve mekan, tanrının(kutsallar) yüceliğini yansıtmak üzere değil, bilinç ve irade ile donanmış özgür ve aktif birey olarak insana göre yeniden tasarlanmaya başlanmıştır. Batının içselleştirip doğal parçası haline getirdiği bu yaklaşım, doğu kültüründe dolayısıyla doğu anlatısında çelişkili bir görünüme, artzamanlı olmayan bir zaman algısına yani eşzamanlı bir zaman algısına bürünür. Doğu anlatısında kişi-zaman-mekan unsurlarında uyumlu bir ilinti yoktur. Mekan ve kişi her an değişebilir ve bu bir nedenselliğe oturmak zorunda değildir.