8 MART: Öz savunmayla özgürlüğe! - 3


Şeriat yasalarıyla yönetilen İran, kadınlar için geçtiğimiz yıl da bir kırım rejimi oldu. “Giyimlerine dikkat etmedikleri için” kadınlar, müebbet hapis cezasına çarptırıldı; yüzlerine asit dökülerek cezalandırıldı. Türkiye gibi İran da kadınları evde kalmaya, çocuk doğurmaya teşvik politikaları yürüttü.

 

Kendini savunan Jabbari idam edildi

“İdam devleti” adıyla anılan ülkede kadın idamları ve recm uygulamaları da devam ediyor. 2009 yılında kendisine tecavüz etmeye kalkışan Morteza Abdolali Sarbandi’yi öldürmek suçundan hüküm giyen Reyhaneh Jabbari, tüm uluslararası tepkilere rağmen 25 Ekim 2014 tarihinde idam edildi. 26 yaşındaki Jabbari, arkasında, “Yaratıcının mahkemesinde tüm o bilgisizlerden, yalanlarıyla bana haksızlık eden, benim haklarımı çiğneyen ve gerçeğin bazen görünenden farklı olduğuna dikkat etmeyenlerden davacı olacağım” satırlarının yer aldığı bir mektup bıraktı. Ülkede hala onlarca kadın da idam cezasının infazını bekliyor. 

 

Celaliyan görme yetisini kaybedecek

İdam cezasına çarptırılan, özellikle kadın örgütlerinin yürüttüğü kampanyalar sonucu 2011 yılında cezası müebbete çevrilen Kürt kadın tutsak Zeynep Celaliyan ise ciddi sağlık sorunları yaşıyor. 7 yıldır tutuklu bulunduğu Dizel Abad Cezaevi’nde en ağır işkencelerden geçirilen Celaliyan, buna karşı defalarca açlık grevine girdi. Cezaevi koşullarında sağlık durumu giderek kötüleşen Celaliyan, iki gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.


KJAR kuruldu

İran sınırları içinde kalan Doğu Kürdistan’da ise kadın mücadelesi, rejimin yoğun baskısına karşın ivme kaydetti. Kürt kadınlarının 4 parçada örgütlenme modeline yönelik tartışmaları Doğu Kürdistan’da da yeni bir kadın örgütünün kuruluşuyla sonuçlandı. 2004 yılında kurulan Doğu Kürdistan Kadın Birliği (YJRK), Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirdiği 4. Konferansı’yla kendini feshederek KJAR adıyla yeniden örgütlendi. Komelgeha Jinên Azad a Rojhilatê Kurdistan (Doğu Kürdistan Özgür Kadın Hareketi), kuruluş bildirgesinde, hareketin sadece Doğu Kürdistanlı değil İranlı kadınları da kapsadığını, programının “Demokratik bir İran ve Özerk Kürdistan’ı” hedeflediğini vurguladı. 

Konfederal sistemle, her alanda komün, meclis gibi yapılarla örgütlenmeyi önüne koyan KJAR, tüm birimlerinde de eşbaşkanlık sistemini uyguluyor.

 

İdamlara karşı kampanya

İranlı kadınları da hedef kitlesi olarak belirleyen KJAR’ın gündemine aldığı ilk konu da idamlar oldu. Kuruluşundan bir ay sonra, Haziran ayında KJAR, “Kadın kırımına ve idamlara hayır” sloganıyla bir kampanya başlattı. 

 

HPJ İran’da bir ilk 

Doğu Kürdistanlı kadınların örgütlenmesini daha da büyüterek İranlı tüm kadınlara hitap etme ihtiyacı, kendini savunma alanında da gösterdi. PJAK’ın askeri kanadı olan HRK içinde özgün örgütlenen HJRK, HPJ adını aldı. 

KJAR’a bağlı örgütleneceğini duyuran ve kendini “Doğu Kürdistanlı kadınların savunma gücü” olarak tanımlayan HPJ, gerilla mücadelesini yöntem olarak benimsiyor. HPJ yetkilileri, Doğu Kürdistan dağlarında kadın savunma savaşı veren HPJ’nin sadece Doğu’da değil İran’da da kadınlar için bir ilk olduğuna işaret ediyor. 


Avrupa’da eylem hamlesi


Diasporadaki Kürt kadınları da Kürdistan’ın tüm parçalarında olduğu gibi örgütlülüklerini büyüttü ve çok sayıda kampanyaya imza attı. Bu süreçte Kürt kadınları, farklı çevrelerden dünya kadınlarıyla önemli bir birlikteliğe ulaştı. 

Avrupa Kürt Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Kurd ên li Ewropa, TJKE) 1 Kasım 2014 tarihinde Hollanda’nın Den Haag kentinde kuruluş kongresini gerçekleştirdi. “Yereldeki kadın yapılarının çatı örgütü ve demokratik konfederal sistemi” olarak tanımlanan TJKE’ye meclis, inisiyatif, komün, kadın merkezleri, vakıflar, siyasi partilerin kadın kolları gibi örgütlenmelerin tüzel kimlikleriyle üye olabilecekleri belirtildi.

En üstteki bu değişiklik, yereldeki kadın örgütlenmelerini de birebir etkiledi. Birçok ülkede kadın meclisleri kuruldu. Demokratik Toplum Merkezleri bünyesinde komünler oluşturuldu. Çeşitli meslek ve inanç grupları, sosyal gruplardaki kadınlar da kendi özgün alanlarında konferanslarını gerçekleştirerek 2014’ü örgütlenme alanında bir hamle yılına dönüştürdü. 

Yıl boyu gündemde olan Rojavalı kadınlar, Mart ayında Avrupa’da ilk konferanslarını gerçekleştirdi. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Alevi kadınlar, Mayıs ayında Almanya’nın Köln kentinde “Hakikat Arayışında Alevi Kadını“ başlığıyla konferans düzenledi. Konferansta Alevi Kadın Akademisi’nin kurulması kararı alındı. Kürdistan’da olduğu gibi Avrupa’da da tüm örgütlenmelerde eşbaşkanlık sistemi uygulanmaya başlandı. 


Bilimde yeni ufuk: Jineoloji

İlk olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Özgürlük Sosyolojisi” adıyla kaleme aldığı savunmalarında ortaya koyduğu ve Kürt Kadın Hareketi’nin son 3-4 yıldır tartışmaya açtığı jineoloji, 2014 yılında Avrupa’da düzenlenen bir konferansla masaya yatırıldı. 28 Şubat-2 Mart 2014 tarihleri arasında “Kadınların Radikal Düşünce ve İnşası” başlığıyla düzenlenen konferansta, bilimin eril, cinsiyetçi karakterine eleştiri olarak ortaya çıkan ve “kadın bilimi” olarak tanımlanan jineoloji kavramı, kadın örgütlerinin tartışmasına açıldı. Konferansı organize eden kurumlar, nihai bir sonuca varmak yerine konferansı jineolojiyi anlamak için bir başlangıç olarak nitelendirdi. 


Adalet eylemleri yıl boyu sürdü

Örgütlenmedeki iddia ve siyasal gelişmeler, Kürt kadınlarının alanlarda da en aktif yılını geçirmesini beraberinde getirdi. Fransa’nın başkenti Paris’te 3 Kürt kadın devrimci Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesi ardından Kürt kadınlarının başlattığı Adalet Nöbeti eylemleri 2014 yılı boyunca da devam etti. Önce “Adalet istiyoruz”, ardından da “Suskunluğunuz ortaklığınızdandır” sloganlarıyla gerçekleşen eylemlerde aradan geçen 2 yılda katliamın faillerinin açığa çıkarılmamasına karşı kadınlar sesini yükseltti. 

KJB’nin başlattığı “Önderliğimiz özgürlüğümüzdür” kampanyasının Avrupa’daki startı, 11 Nisan’da Frankfurt’taki yürüyüşle verildi. Yıl boyunca yürüyüş ve eylemlerle Öcalan’ın özgürlüğünü isteyen kadınlar, 15 Şubat Strasbourg mitingi öncesinde düzenlenen geleneksel uzun yürüyüşe bu yıl ayrı bir kol olarak katıldılar. 


Kobanê ve Şengal’in sesi oldular

Yılın en kitlesel eylemleri Şengal ve Kobanê ile dayanışma eylemleri oldu. TJKE, hem Şengal trajedisini hem de Kobanê direnişini dünyaya duyuran eylemlere öncülük yaptı. DAİŞ’in kent merkezine işgal saldırısının başladığı 15 Eylül gecesinden itibaren parlamentolar, konsolosluklar, BM ve Lahey Adalet Divanı gibi uluslararası kuruluşların önlerinde işgal, oturma ve çadır eylemleri, insan zincirleri ve yürüyüşlerle direnişin Avrupa kamuoyuna yansıtılmasında önemli bir rol oynadı. 

TJKE, sadece eylemlerle değil dayanışma kampanyalarıyla da göç eden Şengal ve Kobanêlileri yalnız bırakmadı. 


DAİŞ’e evrensel yanıt

1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nde Güney Afrika’dan Kanada, Hindistan’a kadar kadınlar da sokağa çıktı. En dikkat çeken eylem Kabil’de burkalı kadınların, “Kobanê’nin cesur kadın ve erkekleri, sizinleyiz” yazılı pankartlarla yürüyüşü oldu. 

Şengal ve Kobanê, Avrupalı kadın kurumlarının da gündemi oldu. Avrupa başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden kadın örgütlerinin temsilcilerinden oluşan Uluslararası Politik Kadın Konseyi, Ekim ayında Almanya’nın Chemnitz kentinde yaptığı kongresinde Şengal ve Rojava ile dayanışma mesajı verdi. 

İtalya ve Paris gibi birçok ülkede DAİŞ gündemiyle kadın kırımı konulu toplantı ve konferanslar düzenlendi. Konferanslarda özellikle kaçırılan Êzîdî kadınlar için dayanışma ağını hedefledi. 

Arjantin’de her yıl yapılan Kadın Hareketleri Forumu’nda YPJ ve Kobanê ile dayanışma yürüyüşü gerçekleştirildi. Forum’da DAİŞ çetelerine karşı fedai eylem gerçekleştiren Arîn Mîrkan anılırken açılış konuşması da Mîrkan’ın mücadele hayatına ayrıldı. 

2013 yılında Perulu, Cezayirli, Somalili, Faslı, İsveçli, Hint, Fransız ve Kürt kadınların öncülüğünde kurulan ve Femmes Solidaires (Dayanışan Kadınlar) tarafından ilan edilen I. Uluslararası Feminist ve Laik Kadınlar Ağı’nın (RIFL) ilk konferansında da gündem özgürlük mücadelesi veren YPJ savaşçıları oldu. 


Şiddet sarmalı Avrupa’da

Avrupa’daki kadın örgütlerinin gündeminde emek sömürüsü, kürtaj yasası, göçmen kadınlara dönük ayrımcılık, çalışma yaşamındaki eşitsizlik gibi konular da vardı. Kadına yönelik şiddet konusundaki veriler durumun vahametini ortaya koyuyor. AB Temel Haklar Ajansı (FRA-EU) tarafından yapılan araştırmaya göre Avrupa’da en az 62 milyon kadın şiddet mağduru. AB ülkeleri genelinde geçtiğimiz yıl yapılan “Kadına Yönelik Şiddet” başlıklı araştırmaya göre kadınların yüzde 35’i psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor. 

Almanya’da ise her 3 kadından biri şiddete uğruyor. Kadın cinayetleri açısından da veriler korkunç. Almanya’da 2013 yılında 290 kadın öldürülmüş. Bu cinayetlerin yüzde 80’i eş, sevgili veya eski eş tarafından işlenmiş. Almanya’nın Offenbach kentinde üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Tuğçe Albayrak’a yönelik saldırı da ölümle sonuçlandı. 15 Kasım 2014’te gerçekleşen olayda, Tuğçe bir restoranda tacize uğrayan kızlara yardım etmek istediği için tacizci gencin saldırısı sonucu beyin kanaması geçirdi. Komada kalan Albayrak, 28 Kasım’da yaşamını yitirdi. Gösterdiği medeni cesaret nedeniyle kamuoyunda büyük takdir toplayan Tuğçe, binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlandı. Tuğçe’ye yönelik saldırı Avrupa ülkelerinde kadınlara yönelik taciz, şiddet ve kadın katliamlarını daha görünür hale getirdi. Kadınlar da tacize uğrayan hemcinslerine yardım ettiği için cezalandırılan Tuğçe için sokaklara çıkarak erkek şiddetine tepkilerini dile getirdi. Tuğçe’yi öldüren 18 yaşındaki Sanel M. tutuklanırken hukukçular ise zanlının Tuğçe’ye öldürmek amacıyla şiddet uyguladığına dair delil olmadığı gerekçesiyle büyük olasılıkla hakkında “kasten adam öldürmek” yerine “yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla dava açılacağını belirtiyor. Bu durumda zanlı, en fazla 10 yıl hapis cezasına çarptırılacak.     


NİLAY EGELİ/HABER MERKEZİ