Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülke sınırları içerisinde yaşayan ve özgürlük istemleri olan halklar, inanç grupları, emekçi sınıflar ve dışlanan, ötekileştirilen toplumsal kesimlere yönelik olarak sürdürdüğü doksan yıllık savaşın, İç Güvenlik Yasası’yla hazırlanan yeni bir sürece gireceği belliydi. 7 Haziran seçimleri sonrasında gerçekleştirilen Seçim Darbesi ile 1 Kasım seçimlerini hazırlayacak olan koşullar yaratılmaya başlanmıştı. Suruç Katliamı, HDP’ye yönelik toplu linç girişimi, Ankara Katliamı gibi adımlar Kürt kentlerinde yeni bir katliam sürecinin de habercisiydi. Ve Kürt halkı ve müttefiklerine karşı açık savaş ilan edildi. Bombardıman uçakları, tanklar, toplar ve her türden ağır silahlarla saldırıya geçen Türk kolluk güçleri barış özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürt halkına amansız bir saldırı başlattı. 

Sömürgeci devlet, Kürt iradesini tanımayacağını açık ilan etti. HDP sistem parlamentosunun bütünü tarafından yok sayıldı. Asker-polis kuşatması altında olan kentlere girmek isteyen Kürt halkının vekillerine yönelik uygulanan yasadışı muameleler ise, bu ülkedeki yeni hukukun savaş hukuku olduğu gerçeğinin altını çizdi. Biliyoruz ki Kürt halkının bütün siyasal temsilcileri artık yağlı urgan altındadır.  

Demokratik Toplum Kongresi’nin büyük toplantısında alınan demokratik özerklikle ilgili kararlar komünist çevreler tarafından eleştirilerin muhatabı olsa da, tam da Kaypakkaya’nın söylediği gibi: "genel bir demokratik muhteva taşıdığı için…" saygı duyulması gereken kararlardır. Ne var ki, Türk devletinin topyekûn Kürt ulusal mücadelesine yönelik sürdürdüğü kapsamlı saldırılar, Türkiye’nin batısında yeterli bir kitlesel dayanışma yaratamadı. Oysa Kuzey Kürdistan yanıyor. Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin, Ağrı ve diğerleri, hepsi düşman güçlerinin açık işgali altında, sürekli bombalanıyor. 

Evet, "düşman güçleri". Yani Sömürgeci Türkiye Cumhuriyeti devleti. Çocuk yaşlı demeden kendi "vatandaşlarını" kurşunlayan Hitler devleti. "Düşman?" Evet "düşman!" Çünkü hiçbir devlet kendi vatandaşını katletmez. Ama biz biliyoruz ki Türkiye Ortadoğu’nun en büyük terör üreticisi ülkedir. Çünkü İttihat ve Terakki’den bugüne onun genetiği devlet terörü üzerine biçimlenmiştir.

İşte örnek bir haber: "Milli yüzücüler mülteci krizine dikkat çekmek için 'Aylan bebekler artık ölmesin' diye CNN TÜRK canlı yayınında, karlı havaya rağmen İstanbul Boğazı'nın dondurucu sularına atladılar."

İşte "milli" sözü egemen ulusun ağzında böylesine çirkin; insanı sahtekarlığa iten; insanı insan olmaktan çıkaran bir sihre sahiptir.

Türkiye Cumhuriyet Devleti tarafından bir kan gölüne çevrildi. Kürt "vatandaşlar" haftalardır tank ile top ile kuşatma ve saldırı altındadır. Yaşları üç aylık bebek Miray İnce ile seksenlik dede Ramazan İnce arasında dizilen kadın erkek üç yüze yakın Kürt, kendi anayurdunda, son birkaç haftada işgalciler tarafından katledildi.

Milli yüzücüler, Türkiye’nin karıştırdığı bir iç savaş içinde vatanlarını terk ederek kaçmak durumunda kalan Suriyeliler için eylem yapıyorlar. Niyet ne olursa olsun, olgu sahtekarca. Katili aklayarak ya da saklayarak mağdurun yanında olunmaz.

Bu topraklarda insanlar, kendilerinden alınan vergilerle maaşları ödenen silahlı güçler tarafından kurşunlanmış evlatlarını kendilerinden alınan vergiler ile kurulmuş hastanelere, cephe savaşı veren "düşman" askerleri gibi beyaz bayrak çekerek götürebiliyorlar.

Bu ülkede Tayyip’in adını hatırlamadan zulümden, kandan, katliamdan söz etmek sahtekârlıktır; hedef şaşırtmak, gerçeği saptırmaktır.

Devletin bu zulmü öylesine içselleştirilmiş ki, Batı sokaklarında "beyaz bayrak çekerek" barış isteyen eylemler de geliştirilmeye başlandı. Gizli ya da açık ifadelerle, Hitler bozuntusu bir diktatöre karşı barış ve özgürlüğün kızıl bayrağının göndere çekilmesi gereken direniş günlerinde, Batı’da, barışı devletten isteyen çaresizliği sürdürerek teslim bayrağının çekilmesi önerilmektedir. Aynen Cizre’de evladının ya da anasının cesedini sokaktan almak isteyen bir insana devletin dayattığı gibi: "Beyaz bayrak çekerek ortaya çık!" 

İşte bu anlayışlar "şimdi sırası mıydı öz yönetim ilanının?" diyecek kadar devletçi; "bu, bölünmeye götürür" diyecek kadar milliyetçi; "orada da PKK var" diyecek kadar yaşanan gerçekten uzak ve önyargılı, bütün bunlardan dolayı da elbette insanlığa karşı suçlu, inananlar nezdinde günahkâr, emeksiz fikir üretmeye çalıştığı için de sahtekârdırlar.

Buna rağmen sömürgecilik yıkılacak, biliyoruz bunu. Biliyoruz, çünkü tarihte her zalim, kendi döktüğü kanda boğulmuştur. Ve Türk sömürgecilerinin sonu da farklı olmayacaktır.