Kürtlerin nefes almaya çalıştığı her mahalle ve sokak, o gün, her zamankinden fazla Kürdistan'ı andırıyordu. Gemlik yürüyüşüne savaşmak değil, barışı yakınlaştırmak için hazırlanılıyordu.
***
Kadınlar kapı önlerinde, erkekler cadde başındaki kahvehanede hem tarihi, hem de günlük sorunlarını tartışıyordu. Genelde oyun parklarına 'layık bulunmayan' Kürt çocuklar da, sokaktaki tatlı gürültünün özneleriydi. Birçok kentte otobüsler durdurulmuş, yürüyüş için yola koyulanlar AKP'nin polisleri tarafından zorbalıkla engellenmişti. Bu haber, Dolapdere'deki Kürtlere Gemlik yürüyüşünün ertelendiğini anlatmış oluyordu. Yine de, "her yer Gemlik"ti o saatten sonra.
Toplumun huzur ve ferahını bozmakla görevli polis, çok geçmeden Dolapdere sokaklarında da görünmeye başlamıştı. Aldıkları emirle memnuniyet saçan yüz hatları da, böylece Kürtlere rastlamakla somurtkan bir hale bürünmüştü.
Bir kaşık suda boğma fantezisi kurdukları Kürtleri, kendi sokaklarından kovmakla yetineceklerdi. Tam da "Ben devletim" mealine gelen bir ses tonuyla, başlanıldı; "Haydi herkes evine, kimse kalmayacak burada" sözleriyle kadınları yaşadıkları evlerin kapısından, erkekleri kahvehanesinden, çocukları tek oyun alanları olan sokaklardan kovmayı hak görüyorlardı kendilerine... "Anlamıyor musunuz! Çıkın lan kahveden, geç evine sen de, geç..." diye devam ederken polisler, dayanışma ruhu kabaran Kürtler de, Sebahat Tuncel'in gelmesiyle birlikte harekete geçmiş, birkaç dakika içinde polisin karşısına dikilmişlerdi. Son günlerdeki gözaltı ve tutuklamaların Kürtleri sindireceğini sanan polis, karşısındaki kalabalık sayesinde geri çekilerek, 'savunma' durumuna geçmişti. 1 saat boyunca operasyonlardan ürkmediğini inatçı bakışları ve 'en radikal' sloganlarıyla haykırmaya başlamıştı Dolapdere'deki Kürtler.
***
Çocukların yöntemiydi, derdi olan kişi için "tek başına sıkıştırma" operasyonu düzenlemek. Henüz çocukluğunu yenememiş Türk polisi de, saat gece yarısını geçtikten sonra Dolapdere'de Kürt avına çıkmıştı. Zeynep'le 'bugün sakin herhalde, gözaltı yok' dememize kalmadı; "İki kişiydik, durup dururken bizi almaya çalıştılar. Arkadaşımı yakaladılar, beni montumdan çektiler ve montum onlarda kaldı, kaçtım" diye özetlemeye başladı, sabaha doğru yanımıza yaklaşan bir mahalle sakini, yaşadıklarını.
AKP polisleri, korkusuz ve ilkeli davranan tüm Kürtleri hedefliyor, onlara, "Ben devletim, nasıl olur da önüme dikilirsin, bir gece ansızın geleceğim" demek istiyordu. Fakat hiç 'akıllanmışa' benzemiyordu durumu bize özetleyen Kürt; o da, "Kardeşim gözaltında, annemi de geçen almışlardı, biz yine de bildiğimiz yolda yürürüz" diye karşılık oluyordu...
***
Haklıydı. O gün direnişte olan hangi yurttaşla sohbete geçsek, ortalama hepsinin evinden bir kişi ya hangi karakolda olduğu bile öğrenilemeyen şekilde gözaltındaydı, ya da çoktan cezaevindeydi.
Bu tablo biraz ürkütücü, biraz da gurur verici aslında. Ürkütücü yanı, Kürtler en yakınlarının tertemiz duyguları, haklı davaları nedeniyle hapsedilmesine 'alışıyordu.' Gurura vesile olansa, neyse ki, Kürtler bu hukuksuzluğa, bu faşizme de aldırış etmeden mücadeleyi kaldıkları yerden sürdürüyordu!
***
Tutuklama ve gözaltıları azaltabilmek adına Kürtlerin yeni tarzlar, örgütlü formüller geliştirmek zorunda olduğu aşikar. Zira, her şeye rağmen Dolapdere'de ve diğer birçok semte Kürt siyasetindeki aktif kadroların 'eksikliği' hissettirilmemeye çalışılsa da, bu o kadar mümkün değildi. Neticede, 12 Eylül'deki darbe döneminde 'yalnız başına gezmenin-hareket etmenin' sakıncası, AKP'nin içinde bulunduğumuz darbe dönemi için de geçerli.
Kürtler ve dostları, birliğini her zamankinden öteye ilerletmeli; Kongre Girişimi'nin bu bakımdan da ehemmiyetine inanılmalı. Kongre dışında kalmayı tercih eden bir kısım dost çevre de, en bilindik ifadeyle; ulusal sorun çözülmeden sınıf meselesine yeterli enerji taşınamayacağını görerek, zaten tek derdi ulusal sorunun çözümü olmayan Kongre'ye, dolayısıyla ortak kurtuluşa değerli emeklerini katmalı.