Demokratik siyasal alan politik devrim örgütünün, ya da devrim hareketinin siyasal çalışma alanı değildir. Demokratik siyasal alan; kongre tarzı örgütlenmelerle toplumsal devrim çalışmalarının yürütüldüğü sivil toplum örgütlülüğünün alanıdır. Demokratik siyasal alan; Kürtleri ve Kürdistan’ı toplulukları politik devrime hazırlayan, onların siyasal faaliyetlerini kolaylayan, toplumu kendi özgücü üzerinden örgütleyen alandır. Toplumsal devrim çalışmalarını meclisler örgütlenmesi üzerinden yürütecek olan bu alan, toplumsal devrim inşası çalışmalarını bölgelerde, ülkelerde, kıta ve tüm dünyada toplum dinamiklerinin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel talepler mücadelesi ile birleştirdiğinde toplumsallaşır.
Kürt Siyasal Hareketi ve onun örgütlü gücü demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü siyasal programıyla bölgesel ve küresel demokrasi mücadelesinin motor gücüdür. Tüm dünyada nitelikli ve örgütlü öncülükle, hem Kürtlerin ulusal demokratik talepler mücadelesine, hem de sınıfsız, sınırsız ve devletsiz toplum stratejisine uygun taktiksel hamlelerle dünya halklarının ve ezilenlerinin örgütlü mücadelelerine ciddi katkılarda bulunmaktadır. İçinden geçmekte olduğumuz süreçte Kürtlere soykırım riski yanında büyük tarihi fırsatlarda açığa çıkmıştır. Bu süreçte küçük, dar ve kendine göre parçalı düşünmek yerine, daha derinlikli ve yaratıcı düşünceye ihtiyacımız vardır. Bu tarihi fırsatı amacına uygun değerlendirebilmek için amaç ile araçlar senkronizasyonuna ihtiyaç vardır. Pratik faaliyetler temel strateji ile çelişmeyen, uzak hedefi ve ana amacı besleyen nitelikte olmalıdır.
Toplumsal devrim çalışmaları sadece anma, protesto, rozet, ritüel ve sembollere dayalı siyasal faaliyet ile sınırlandıramayız. Elbette ki toplum dinamiklerinin yakın ve orta vadedeki temel taleplerinin eldesi mücadele- sinde sembol ve ritüellerin önemi büyüktür. Bunlar siyasal faaliyetin anlaşılmasında ve içselleştirilmesinde kolaylaştırıcı araçlardır. Amaca ulaşmak için kullanacağımız araçlardır. Ama çoğu siyasal faaliyette araç amaçlaştırıldığından, stratejimiz tali ve ikincil kalabiliyor, etkili hamleler geliştirilemiyor, koparan ve kazandıran pratik faaliyetler örgütlenemiyordur. Siyasi hareketin sembollerini, bayraklarını ortaya çıkarma, sergileme, insanları onların etrafında örgütleme beraberinde öteki toplum kesimlerinin gelmesini engelleme potansiyelini de taşır.
Sembol, rozet ve bayrak belki bir örgütün taraftarlarını birleştirmede önemli işleve sahiptirler, ama onları milyonlarca insandan da ayıran bir ayrıştırıcı olacaklarını da akıldan çıkarmamalıyız. Bugün dört parça Kürdistanlıya ve dünya vicdan hareketlerine hitap eden eylem tarzı ve görsellik esas olmalıdır. Eylemde yaratıcı olma, görsel, sanatsal ve estetik yanı güçlü eylemlerle arada kalanları da eyleme çeken tarzı esas almalıyız. Kendiliğinden gelmenin önüne geçmek, bilinçli, özgür insan eylemselliğini harekete geçirmek için;
Pratik faaliyet bilinçli insan eylemselliğine dayanmalıdır
Demokratik ve özgürlükçü toplum mücadelesi verenlerin reaksiyoner değil, aksiyoner olması, topluma doğru öncülük ve doğru önderlik yapmaları esas olandır. Etki- tepkiyi aşamayan, tepkisellik ve reaksiyonerlikle hareket edenlerin nitelikli mücadeleyi ve özgür toplum stratejisini geliştirebilmeleri ve taktiksel başarı sağlayabilmeleri mümkün değildir. Çünkü toplum canlı, dinamik bir organizma gibi her gün yeniden değişimi yaşamaktadır. Toplum statik olmadığı gibi tarihin ve toplumsal dinamiklerin etkisi ile her gün yeni ihtiyaçlar, yeni sorunlar ve onların çözüm parametreleri gündemiyle sürekli değişimi yaşamaktadır. Parti, örgüt ya da herhangi bir siyasal yapı, canlı organizma olan toplumla bağını, dinamizmini, yaratıcılığını yitirdiğinde bürokratlaşır, kastlaşmaya başlar. Bürokratik kastlaşma, değişimi ve değişimin ruhunu yakalayamadığından geçmişin efsaneleri, destanları ve kazanımlarının rutin eylemselliği ile kitlesini ajite etmek adına rozet, slogan, bayrak ve semboller eşliğinde anma yapmayı temel siyasal faaliyet olarak görmeye başlar. Anma, geçmişin yâd edilmesi, içinde bulunulan sürecin ruhuna uygun topluma mesaj verme, toplumu aydınlatma ve örgütleme işlevini gördüğünde anlamlı ve değerlidir. Ancak kendisini sürekli tekrarlayan var olanı tüketen olduğunda bu büyük risk demektir.
Devlet dinine dönüşen dinlerin ilk çıkışlarındaki inançsal değerlerine vurgu yapmaları, ilk öncülerin kahramanlıklarını sürekli işlemeleri gibi bizlerde ilk çıkış anlarına vurgu yapmayı, öncü kadroların mücadelelerini destanlaştırarak anlatmayı tek siyasal faaliyet olarak göremeyiz. Bayrak, sembol, flama ve ritüeller eşliğinde şehitlerin ölüm yıl dönümleri ve tarihi kronolojik günleri anma tek siyasal faaliyet olduğunda, büyük risklerin yaşanması demek olacaktır. Rutini tekrarlayan, bürokratlaşan ve kastlaşan yapı, başka bir alternatif geliştiremez, gündeme ve sürece müdahil olmaz, aksine sürecin peşinde sürükleneceğinden etki-tepki, aksiyon-reaksiyon ikilemine mahkûm olur. Bu ikilemi aşamadığımızdan büyük ölçekte kaynak, zaman ve emek israfına rağmen niteliksel devrimsel hamleler geliştirememekteyiz.
Elbette ki öncü kadrolarımız tarihsel kişiliklerdir. Onları mücadelemizde yaşatmamız, deneyim ve pratik öncü rollerinden yararlanmamız işin doğası gereğidir. Ancak bu onlarca yıl öncesine kilitlenmeye bizi götürmemelidir. Devrimcinin rozeti, sembolü, sloganı, değişim dinamiklerinin mücadele eylemselliğidir. Hareket ya da siyasal yapı ezilenleri, mazlum ve mağdurları kendi öz örgütleri üzerinden mücadeleye çeken, toplumsal devrim çalışmaları içinde direniş esasıyla hareket ettiğinde toplumsallaşır. Demokratik siyasetin temel siyasal çalışması, toplumsal devrimin inşası çalışması olmalıdır. Bu çalışmada milyonların canlı eylemi ve eylem içinde değişimini öngören ve örgütleyen olmadan ne kendimizi, ne de mevcut siyasal düzeni değiştiremeyiz. Toplumsal devrimin inşası çalışmasında olanın derdi insanları dini, milliyeti, siyasi düşüncesi ne olursa olsun onları bir araya getiren, ortaklaştıran, örgütleyen olmalıdır.
Toplum dinamiklerini kendi öz-güçleri üzerinde, yani komün ve meclislerinde örgütleyebilir, kendi politik, ekonomik, demokratik ve sosyal problemlerini çözmenin iradeleşmesini sağlayabilirsek toplumsal devrimi ete kemiğe büründürmüş olacağımızdan politik devriminde yolunu böylelikle açmış oluruz. Bir devrimcinin, bir yurtseverin sembolü, bayrağı toplumu yakın ve asgari müşterekler etrafında birleştiren, mücadeleyi toplumsal devrimin inşasına dönüştüren eylemi olmalıdır. Bizler sistemin elit siyasetçileri değiliz. Topluma güvenen, toplum dinamiklerinin politik süreçlerin öncüsü olmasını savunan radikal demokrasi arayışçılarıyız. Aksi bir çalışma ile bürokratik kast sistemi gibi, ya da elit siyasi partiler gibi toplum üzerinde topluma yabancı, benmerkezci kalmaktan kendimiz asla kurtaramayız. Bir kısım sol ve sosyalist hareketlerin ve örgütlerin kendi varlıklarını koruma ve sürdürmeyi amaç edinmelerinin sonucu olarak; “sınıf mücadelesi”, “işçi sınıfı”, “emek”, “neo liberalizm”, “kapitalizm” ve “emperyalizm” söylemlerini sıkça tekrarlamaları gibi bizde bu söylemleri dillendirmeyle yetinirsek, rutini tekrarlamaya devam edersek süreci ve dönemi kaçırabiliriz.
Kürtlerin, kadınların, göçmenlerin, yoksulların, emekçilerin haklarını, demokratik, ekolojik sorunlarını “devrim sorunu” diyerek toplumla yatay ilişkilenme yerine, işi bilinmez geleceğe havale ettiğimizden, devletçi sistem doğan boşluğu doldurmaktadır. Asli gündem ve toplum dinamiklerinin temel sorunlarıyla ilgilenmek yerine, üstenci, kendine göreci ve keyfi yaklaşamayız, toplumsallığımızdan kopamayız.
Alternatif sistemin örgütlenme çalışmaları stratejik olmalıdır
Demokratik siyaset, tüm mazlum ve mağdurları, tüm ezilenleri alternatif sistemin çözüm perspektifinde birleştirebilir, meclis örgütlenmesi mücadelesinde ortaklaştırabilirse, toplum dinamiklerini sistemin yedeğinden kurtarmış olmakla kalmaz, toplumsal devrim inşası çalışmalarını da nitelikli bir düzeye eriştirmiş olur. Dünya kapitalist sistemi, biz muhaliflerin yanlışları sayesinde varlığını sürdürmektedir. Hiçbir hiyerarşikçi güç, örgütlü güç karşısında varlığını sürdürebilme şansına sahip değildir. Toplum dinamiklerini kendi komün ve meclislerinde sivil, demokratik örgütlü gücünü toplumsallaştırdığımızda az devleti, çok toplumu var etmiş olacağız. Farklı toplum dinamiklerinin farklı duyarlılıkları ve talepleri, her birinin farklı mekânlarda oluşan özgün ve özerk örgütlerinin koordineli ve eşgüdümlü çalışmalarıyla nehirleri denizlere, denizleri okyanuslara dönüştüren mücadeleyi örgütlemek demokratik siyasetin asli görevi olmalıdır.
Demokratik siyaset tarihsel misyonuna uygun başarıyı sağlayabilmesi için siyasal faaliyetlerine stratejik yaklaşmalıdır. Devletsiz ve statüsüz olan Kürtlerin bugün yakaladığı tarihsel ve siyasal meşruiyet bize büyük olanaklar ve fırsatlar vermektedir. Uluslararası demokratik kamuoyu ve dünya vicdan hareketi ile düzeyli bir ilişkiyi yakalayabilir, bu ilişkiyi ete kemiğe büründürebilirsek büyük kazanmamız mümkündür. Bu nedenle günübirlik kendiliğinden mücadele yerine uzun soluklu, planlı ve örgütlü mücadeleyi esas almalıyız. Kürt ve Kürdistan statüsünün dünyanın gündeminde yer almaya başladığı bu süreçte bir yanıyla soykırımı engelleyen, işgali kıran olmalı, diğer yanıyla Kürdistan statüsüne dönük faaliyetleri olmalıdır.
On yılları bugünden planlamalı
Tarihi destansı direniş ve dört parça Kürdistan’da yürütülen mücadelenin paralelinde bizlerde Kürdistan statüsü için dört parça Kürdistan’ı ortaklaştırabilir, faşizme karşı demokrasi mücadelesinde küresel demokrasi hareketini örgütleyebilirsek riskleri bertaraf etmiş olmakla kalmayız, fırsatlar ve olanakları da amacımıza uygun değerlendirmiş oluruz. Bu nedenle önümüzdeki dönemin örgütlenmesi büyük önem arz etmektedir. Sürecin tüm yıkıcılığına rağmen önemli fırsatlar sunmakta olduğunun bilinciyle hareket etmek, örgütlü gücümüzle süreci karşılamak hayati önemdedir. Bu nedenle önümüzdeki on yılları bugünden planlamalı, bu planlama ile örgütlü potansiyeli harekete geçirmeliyiz:
1- Kürt ve Kürdistan statüsü için siyasal, kültürel ve diplomatik çalışmaları esas almalıyız.
2- Kürtçe’nin tüm lehçelerinin eğitimde ve siyasal çalışmalarda kullanılmasına dönük çalışmalar yürütmeliyiz. Herkese anadilinde parasız, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkının pratik uygulamaları içinde olmalıyız.
3- Okullarda ana dilde fen bilimleri ile sosyal bilimler eğitimini almanın mücadelesi içinde olmalıyız. olmalıyız.
4- Kürt kültür, sanat ve edebiyatının yaşatılması, Kürt Rönesans’ı çalışmaları yapılmalı.
5- Az devlet, çok toplum paradigması gereğince toplumun sivil demokratik örgütlülüğü üzerinden toplum dinamiklerinin komünler ve meclislerde örgütlenmesinin anayasal güvenceye kavuşturulması mücadelesi yürütülmelidir.
6- Devlet, parti, tüm sivil toplum örgütleri ile bunların bütün organlarında söz, karar ve yetkinin meclislerindir ilkesinin uygulanması mücadelesini vermeliyiz.
7- Başta NATO olmak üzere tüm askeri paktların lağvedilmesine dönük küresel düzeyde demokrasi hareketiyle birlikte mücadele içinde olmalıyız.
8- ‘Beş Daimi Üye’, G-8 ve G-20 gibi statülerin kalkmasına dönük çalışmalar yürütmeli. Devletçi sistemin meşruiyetini yitiren BM gibi kurumlara alternatif özgür, demokratik toplum mücadelesi veren dünya enternasyonal mücadelesinin örgütlendirilmesi çalışmaları içinde olmalıyız.
9- Her tür askeri operasyona karşı barışı savunmak, nükleer santral, HES, Fosil yakıtlara karşı ekolojist demokrasi mücadelesinin yürütücüsü olmalıyız.
10- Toplum kırım, kadın kırım, kültürel ve ekolojik kırıma karşı dünya sosyal formu, dünya emek ve ekoloji formları ve kadın hareketleri ile dayanışma içinde geleceği bugünden örmeliyiz.